ictihat
3. Hukuk Dairesi 2024/3157 E. , 2025/3056 K.
# 3. Hukuk Dairesi 2024/3157 E. , 2025/3056 K.
3. Hukuk Dairesi 2024/3157 E. , 2025/3056 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 57. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/13 E., 2024/930 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 5. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2023/373 E., 2023/507 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davalı tarafın müvekkiline Gayrimenkul Satış ve İnşaat Yapım Sözleşmesi ile taşınmaz satım vaadinde bulunduğunu ancak süresinde konutu inşa ederek teslim etmediğini, Bakırköy 6. Tüketici Mahkemesinin 2020/475 E. sayılı dosyasından alınan kararın Bakırköy 6. İcra Müdürlüğünün 2021/1260 E. sayılı icra dosyası ile icra takibine konu edildiğini, davanın 16.03.2020 tarihinde açıldığını, ancak ödemenin 30.05.2022 tarihinde gerçekleştiğini, dava tarihi ile paranın ödendiği tarih arasında 24 ay olduğunu ve geç ödeme sebebiyle paranın alım gücünün eridiğini beyan ederek, davanın kabulü ile munzam zarar olarak müvekkile satışı vaat edilen taşınmazın rayiç değerinin tespiti ile bu bedelden ödenen bedelin mahsubu sonucu ortaya çıkacak rakamın davalıdan tahsiline, mümkün olmaması halinde 403.029,26 TL bedelin 16.03.2020 dava tarihinden 30.05.2022 ödeme tarihinde kadar denkleştirici adalet prensibine göre güncellenmesine, güncellenen bu bedelden müvekkiline ödenen 465.000,00 TL bedelin mahsubu sonucu ortaya çıkacak bedelin davalıdan tahsilini talep etmiş, 18.10.2023 tarihli talep artırım dilekçesi ile; bilirkişi ek raporunda, dava tarihinden ödeme tarihine kadar geçen süre içerisinde uğranılan aşkın zararın usule ve kanuna uygun bir şekilde hesaplandığını beyan ederek hesaplanan 520.534,08 TL'lik bedelin dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davacı tarafın dava konusu sözleşme konusunda daha önce Bakırköy 6. Tüketici Mahkemesinin 2020/475 E. numarası ile dava açtığını ve davanın derdest olduğunu, davanın usulden reddinin gerektiğini, tarafların 20.01.2022 tarihinde borç tasfiye protokolü imzaladığını ve dava konusu sözleşme konusunda karşılıklı olarak ibralaştıklarını, davanın zamanaşımına uğradığını, taraflar arasındaki sözleşmenin 3. ve 10. maddeleri gereğince davacının dava açma koşulları oluşmadığını ve ilgili maddeler gereğince munzam zarar adı altında bedel talebinin mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; soyut ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen, genel ekonomik konjöktürel olguların 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 122. maddesinde sözü edilen munzam zararın tazminini gerektirmeyeceği, bu doğrultuda eldeki davada munzam zararın varlığının somut olarak ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; temerrüt faizini aşan zararın, davacı tarafından kendi duruma özgü şekilde somut olarak ispat edilemediği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; Mahkemece takdir edilen ve müvekkilinin ev parası olan bedelin, davalının geç ödemesi sebebiyle eriyerek tükendiğini, davalı zamanında ödeme yapmış olsa idi, müvekkilinin bu bedel ile emsal daire alabilecek iken, şimdi o dairenin beşte birini alabilecek duruma düşürüldüğünü, ortaya çıkan zararı kanun gereği bu zarara sebebiyet veren davalının karşılaması gerektiğini, davaya konu bedelin ev parası olduğunu, geç ödeme sebebiyle bir daha ev alma şansı kalmadığını, ödenen bedel ile konut bedellerinin arasındaki farkın doğrudan munzam zararı oluşturduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin feshinden kaynaklanan, 6098 sayılı Kanun'un 122. maddesi uyarınca aşkın zararın davalıdan tazmini istemine ilişkindir.
1. Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın zarara ilişkin olarak 6098 sayılı Kanun'un 122. maddesi; "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." düzenlemesini içermektedir.
2. Anılan Kanun maddesi kapsamında, aşkın zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zarar olgusunun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak, zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
3. Somut uyuşmazlıkta, davacı tarafından ileri sürülen ve ülkemizde belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizde belirli dönemlerde ortaya çıkan bu olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip, davacıyı kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.
4. Bu itibarla, 6098 sayılı Kanun'un 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde geç ödeme ile maruz kalınan zarar ve zararı doğuran vakıaların dosya kapsamında yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez.
5. Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına munzam zarar kapsamında değerlendirilemeyeceği gibi davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının da ispatı olmayacağı, geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıaların dosya kapsamında ispat edilemediği anlaşılmakla davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK'nın 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
27.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.