ictihat
11. Ceza Dairesi 2012/22307 E. , 2012/18918 K.
# 11. Ceza Dairesi 2012/22307 E. , 2012/18918 K.
11. Ceza Dairesi 2012/22307 E. , 2012/18918 K.
"İçtihat Metni"
Hükümlü ...'nin 1999 takvim yılında sahte fatura düzenlemek suçundan kesinleşen 28.12.2006 gün ve 2006/380-548 sayılı mahkumiyet hükmünün, dava zamanaşımının karar tarihinden sonra fakat hükmün kesinleşmesinden önce dolduğundan bahisle infaz sırasında ortadan kaldırılmasına dair evrak üzerinde verilen 12.09.2008 tarih ve aynı sayılı ek kararına yönelik katılan vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 03.05.2012 gün ve 2011/8107 Esas- 2012/7497 Karar sayılı reddine ilişkin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 5271 sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca yaptığı itiraz üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 10.07.2012 gün ve 2012/1123-1674 sayılı yazısı ile dosya dairemize gönderilmekle, dosya yeniden okunarak gereği görüşüldü:
Dairemizin 03.05.2012 gün ve 2011/8107 Esas- 2012/7497 Kararındaki gerekçeye göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının vaki itirazı yerinde görülmediğinden KARARIN DÜZELTİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 6352 sayılı yasa ile değişik 5271 sayılı CMK'nun 308/3. maddesi uyarınca itiraz konusunda karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 08.11.2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Muhalefetin konusu, mahkumiyet verilen bir hükümle ilgili olarak infaz aşamasında, kararın kesinleşmesinden önce zamanaşımının gerçekleştiği iddiası ile mahkemeden 5275 sayılı infaz kanununun 98. maddesine göre bir karar talep edilmesi üzerine mahkemece verilen düşme kararının itiraza mı yoksa temyize mi tabi olduğuna ilişkindir.
Burada öncelikle mahkemenin verdiği kararın niteliğinin tespit edilmesi gereklidir. Mahkeme 5275 sayılı infaz kanununun 98 ve devamı maddeleri gereğince kendisinden istenmiş bir talep hakkında düşme kararı vermiştir.
Ceza ve Güvenlik tedbirlerinin infazı hakkındaki Kanunun 98, 99 ve 100. maddeleri kapsamında yapılan taleplere karşı yine aynı Kanunun 101/3. maddesi gereğince itiraz yasa yoluna gidilebileceği belirtilmiştir.
Kural olarak mahkeme kararlarına karşı itiraz olunamaz. İtiraz olunabilen kararlar kanunda tadadi olarak sayılmıştır yani mahkeme kararlarına karşı ancak kanunun gösterdiği hallerde itiraz mümkündür. (CMK. 267)
Hüküm niteliği taşımayan ve mahkemece verilen aşağıda belirtilen kararlara karşı itiraz yoluna başvurulabilmektedir.
1-) Adli yargı içerisindeki mahkemeler bakımından verilen görevsizlik kararı (CMK. 5/2)
2-) Yetkisizlik kararı (CMK. 18/3)
3-) Yargıcın Reddi kararı (CMK. 28)
4-) Eski hale getirme isteminin reddi (CMK. 42/2)
5-) Yasal bir sebep olmaksızın tanıklıktan ve yeminden çekinenlere verilen disiplin hapsi kararı (CMK. 60/4)
6-) Şüpheli veya sanığın gözlem altına alınması kararı (CMK. 74/4)
7-) Şüpheli veya sanığın veya mağdurun beden muayenesi ve vucüdundan örnek alınması kararı (CMK. 75/4, 76/4)
8-) Tutuklama veya tutukluluğun devamına dair karar (CMK. 101/5)
9-) Sanığın salıverilmesi isteminin incelenmesi sonucu verilen kararlar (CMK. 105 )
10-) Adli kontrole dair kararlar( CMK. 11/2)
11-) Koruma tedbirlerine aykırılık nedeniyle verilen dilekçedeki bilgi ve belgelerin eksikliklerin süresi içerisinde tamamlanmaması nedeniyle reddi kararı (CMK. 142/4)
12-) Tazminatın geri alınmasına dair karar (CMK. 143/1)
13-) Müdafilik ve vekillikten yasaklama kararı (CMK. 151/4 )
14-) iddianamenin iadesi kararı (CMK. 174/4 )
15-) Kaçaklara dair verilen elkoyma ve güvence verilmesi kararı, tutuklanmaya dair kararlar (CMK. 248/8)
16-)Durma kararı (CMK. 223/8 )
17-) Yargılamanın yenilenmesi istemine dair verilen kararlar ( CMK. 329 )
18-) Yargılamanın yenilenmesi isteminin esassız olması nedeniyle reddi
19-) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (CMK. 231), kararına karşı itiraz edilebileceği CMK'da açıkça belirtildiğinden bunlara karşı itiraz yoluna başvurulabilinir.
İtiraza konu olmayan mahkeme kararlarına karşı esas hükümle birlikte istinaf ya da temyiz yoluna başvurulabilir.
Nitekim Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin (20.09.2006, 13340-15135 ) sayılı kararında açıkça “karar verilmesine yer olmadığına veya talebin reddine dair nihai kararların duruşma yapılmaksızın evrak üzerinde verilmiş olsalar dahi buna karşı 5271 sayılı CMK'nun 267 ve 5320 sayılı Yasanın 8. maddeleri gereğince halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 305. maddesi uyarınca temyiz yoluna gidilebileceği” belirtilmiştir.
Burada sorun mahkemeden istenilen ve verilen kararın niteliğinin bu kapsamda kalıp kalmadığıdır. Yani mahkemenin verdiği karar CİGTH 98. maddesinde belirtildiği gibi, mahkumiyet hükmünün yorumunda veya çektirelecek cezanın hesabında bir duraksama ya da cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceğine ilişkin bir tereddütün giderilmesi mi yoksa davanın esasını çözen ya da değişiklik yaratan nitelikte bir karar mıdır; çok açıktır ki düşme kararı mahkumiyet hükmünü yorumlayan tereddütleri gideren açıklayıcı bir karar olmayıp doğrudan doğruya hükümde değişiklik yapan yeni bir karardır. Mahkeme ilk hükümden sonra fakat kararın kesinleşmesinden önce gerçekleştiği ileri sürülen zamanaşımı iddiası üzerine oluşan yeni durum nedeni ile sanık lehine bir karar vermiştir. Bu karar önceki kararın zat ve mahiyetinde değişiklik oluşturmuştur. Talebin ceza infaz kanununun 98 ve devamı maddeleri kapsamında yapılmış olmasının bir önemi yoktur. Nihai kararlara karşı yasa yolu temyizdir. Burada verilen düşme kararıda nihai niteliktedir ve temyize tabidir.
Öte yandan, normal yargılama sürecinde gerçekleşen zamanaşımından verilen düşme kararlarının temyiz incelemesine tabi tutulup, hükümden sonra infaz aşamasında kararın kesinleşmesinden önce zamanaşımının gerçekleştiği iddiası ile 5275 sayılı ceza infaz kanununun 98. maddesi ve devamı maddeleri kapsamında yapılan talep üzerine dosya üzerinden verilen zamanaşımından düşme kararlarının itiraz yasa yoluna tabi tutulması, aynı konuda verilen nihai kararlar hakkında iki farklı yasa yolunu ortaya çıkarmak olurki, bu durum düşme kararını nihai karar olarak kabul edip temyiz incelemesine tabi tutan CMK'nun 223/1. maddesine açık aykırılık oluşturur. Ayrıca evrak üzerinden yapılan sınırlı inceleme sonucunda suçun unsurlarının tartışılması ve hükmün niteliğinin değiştirilmesi sonucunu doğuran kararlar verilmesine yol açılmış olur. Sınırlı inceleme yapan itiraz mercinin vereceği kararların denetimide olmadığından hukuki yanlışlıklara sebebiyet verebileceği gibi CMK'nun 223/1 ve 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi ile halen yürürlükte olan 1412 sayılı CMUK'nun 305. maddesinede açık aykırılık oluşturacaktır. Çünkü hüküm niteliğindeki kararlara karşı başvurulacak yasa yolu temyizdir.
Bu nedenlerle gerek normal yargılama sürecinde gerekse hüküm verildikten sonra ancak kararın kesinleşmesinden önce zamanaşımının gerçekleştiği iddiası üzerine infaz kanununun 98. maddesi gereğince yapılan talep üzerine dosya üzerinden verilen zamanaşımından düşme kararlarının temyiz incelemesine tabi olmasının hukuken doğru ve yasa gereği olduğu düşüncesiyle itirazın kabul edilmesi gerektiği kanaati ile sayın çoğunlun gürüşüne katılmıyorum.
MUHALEFET ŞERHİ
Heyetin çoğunluğu ile muhalefet görüşleri arasındaki uyuşmazlık verilen bir mahkumiyet hükmü ile ilgili mahkumiyet kararının kesinleşmesi aşamasında dava zamanaşımının dolması nedeniyle verilen düşme kararının temyize tabii olup olmadığı konusunda toplanmaktadır.
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 07.12.2010 gün ve 188-248 sayılı ve benzer kararlarında açıklandığı üzere; 5271 sayılı CYY’nun 260 ila 323. maddelerinde tüm yasa yollarına, 260 ila 266. maddelerinde ise, yasa yollarına ilişkin genel hükümlere yer verilmiştir.
5271 sayılı CYY’da teorik ayrıma uygun olarak yasa yolları, olağan ve olağanüstü yasa yolları olmak üzere ikiye ayrılmış, 267 ila 307. maddelerinde olağan yasa yolları olan itiraz, istinaf ve temyiz, 308 ila 323. maddelerinde ise olağanüstü yasa yolları olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı, yasa yararına bozma ve yargılamanın yenilenmesi düzenlenmiştir.5271 sayılı CYY’sı ile olağan yasa yolları, 1412 sayılı CYUY’nun hükümlerinden farklı olarak itiraz, istinaf ve temyiz olarak düzenlenmiş, 5235 sayılı Yasa ile de istinaf incelemesini yapacak olan Bölge Adliye Mahkemelerinin yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde kurulması öngörülmüştür.
5271 sayılı CYY, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş, yine aynı şekilde 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Yasanın 18/a maddesiyle 1412 sayılı CYUY tüm ek ve değişiklikleriyle yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak, 5235 sayılı Yasa ile kurulması öngörülen Bölge Adliye Mahkemelerinin kurulup henüz faaliyete geçmemesi nedeniyle 5271 sayılı Yasanın istinafa ilişkin hükümleri ile temyize ilişkin hükümleri yürürlüğe girmiş olmasına karşın uygulama olanağına kavuşmamış, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi ile “Bölge adliye mahkemelerinin, göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 ncı maddeleri” nin uygulanacağı hüküm altına alınmış, bu şekilde 1412 sayılı CYUY’nın 322. maddesinde yer alan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı ve karar düzeltmeye ilişkin hükümler hariç olmak üzere temyize ilişkin tüm hükümlerin uygulanması sağlanmış, 5271 sayılı CYY’nın 308. maddesinde Yargıtay C.Başsavcılığı itirazına, 1412 sayılı CYUY hükümlerine göre daha geniş bir şekilde yer verilmesi ve yeni sistemde karar düzeltme yasa yolunun öngörülmemesi nedeniyle 1412 sayılı CYUY’nın 322. maddesinin dört, beş ve altıncı fıkralarının yürürlükte kalmalarına gerek görülmemiştir.
Bu genel açıklamalar ışığında itiraz ve temyize ilişkin hükümler incelendiğinde;
5271 sayılı CYY’nın 267 ila 271. maddelerinde itiraza ilişkin hükümlere yer verilmiş olup, itiraz kural olarak hakimlik kararlarına, yasada açıkça belirtilmiş olmak koşulu ile de mahkeme kararlarına karşı başvurulan olağan bir yasa yoludur. Nitekim yasada da itiraz yasa yoluna tabi olan mahkeme kararları, ilgili hükümlerinde açıkça belirtilmiş, Yasanın 268. maddesinde itiraz usulü ile itiraz mercilerine ilişkin hususlara, 271. maddede itiraz mercilerinin inceleme yöntemi ile merciince verilecek kararlara yer verilmiştir.
5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen uygulanma zorunluluğu bulunan 1412 sayılı Yasanın 305. maddesinde ceza mahkemesince verilen hükümlerin temyiz yasa yoluna tabi olduğu belirtilmiş,
5271 sayılı Yasanın 223. maddesinde ise;
a) Beraat,
b) Ceza verilmesine yer olmadığı,
c) Mahkûmiyet,
d) Güvenlik tedbirine hükmedilmesi,
e) Davanın reddi,
f) Davanın düşmesi,
g) Adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik,
Kararları hüküm sayılmıştır.
1412 sayılı Yasanın 305. maddesi uyarınca yukarıda sayılan hükümlerden birinin verildiği ahvalde, kesin nitelikteki hükümler istisna olmak üzere bu kararlara karşı başvurulabilecek olağan yasa yolu temyizdir.
Görüldüğü gibi itiraz kural olarak hakimlik kararlarına karşı başvurulan bir yasa yolu olup, mahkeme kararlarına karşı ise ancak yasada açıkca belirtilmesi koşuluyla itiraz yasa yoluna başvurulabilecektir.
Temyiz ise 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CYUY’nın 305. maddesi uyarınca hükümlere karşı başvurulan bir yasa yoludur. 5271 sayılı Yasanın 223. maddesinde sayılan ve verilme koşulları ayrıntılı bir şekilde belirtilen, hükümlerden biri verildiği halde bu hükümlere karşı başvurulacak yasa yolu temyiz olacaktır.
Temyiz ve itiraz yasa yoluyla ilgili bu açıklamalardan sonra 5275 sayılı Yasanın 98 vd. madde hükümlerinin de uygulanma koşullarının belirlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yasa’nın Dördüncü Kısım, Sekizinci Bölüm’de infazla ilgili kararlar başlığı altında 98 vd. maddelerinde, infaz sırasında alınacak kararlar ve bu kararlara karşı başvurulacak yasa yolu ile ilgili ayrıntılı hükümlere yer verilmiştir.
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yasanın 98. maddesinin 1. fıkrasında, “Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir” hükmüne yer verilip, aynı Yasanın 101. maddesinde ise, cezanın infazı sırasında, 98 ilâ 100. maddeler gereğince mahkemeden alınması gereken kararların duruşma yapılmaksızın verileceği ve bu kararların itiraza tabi olacağı belirtilmiş, 98. maddenin 1. fıkrasının uygulanma koşulları ise, madde gerekçesinde; “Madde ile infazı söz konusu olabilen yani kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararının yorumunda, içeriğinin belirlen¬mesinde veya çektirilecek cezanın hesabında tereddüt edilirse yahut hükümlünün adının yanlış yazılması gibi bir nedenle cezanın infaz olunmayacağı ileri sürülürse veya sonradan yürürlüğe giren kanun lehe ise yerine getirilecek cezanın belirlenmesi veya tereddüttün giderilmesi için, bir karar alınmak üzere yargılama makamına başvurulması hususları düzenlenmiştir” şeklinde açıklanmıştır.
Görüldüğü gibi 5275 sayılı Yasanın 98. maddesinin 1. fıkrasında sözü edilen ve infaza taalluk etmesi nedeniyle aynı Yasanın 101. maddesi uyarınca itiraza tabi bulunan kararlar;
Kesinleşmiş bir hükmün yorumu,
Çektirilecek cezanın hesabında duraksama,
Cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği,
Sonradan yürürlüğe giren yasanın lehe hükümler içermesi halinde, duraksamanın giderilmesiveya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi,
İle sınırlıdır.
Yine aynı şekilde 5275 sayılı Yasanın 98. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının infazının hastalık nedeniyle ertelenmesi, 99. madde gereğince birden fazla hükümdeki cezaların toplanması ve 100. maddedeki cezanın infazına başlandıktan sonra hastanede geçen sürenin cezadan indirilmesine ilişkin kararlar da mutlak suretle infaza ilişkin olduğundan, bu kararlara karşı başvurulacak yasa yolu da 101. madde uyarınca itirazdır.
Bir karar veya hükme karşı başvurulacak yasa yolunun belirlenmesinde, öncelikle bu konudaki açık yasal düzenlemeler nazara alınmalı, açık ve ayrıksı yasal düzenleme bulun¬maması halinde ise verilen kararın niteliği ve veren makam nazara alınarak 5271 sayılı CYY’nın 223, 267 ve 1412 sayılı CYUY’nın 305. maddelerine göre değerlendirme yapılmalıdır. Burada dikkate alınması gereken ölçüt infaza başlanıp başlanmadığı olmayıp, verilen kararın hakimlik kararı mı yoksa mahkeme kararı mı olduğu ve kararın hüküm niteliğinde olup olmadığı ile 5275 sayılı Yasanın 98 vd. maddelerinde sayılan infaza ilişkin kararlar kapsamında yer alıp almadığıdır.
5271 sayılı CMK'nun tanımlar başlıklı 2. maddesinde kovuşturma iddianamenin kabulüyle başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi ifade ettiği belirtilmiştir. Bu açık düzenleme karşısında yerel mahkeme hakiminin hükmün kesinleşmesi anına kadar görevinin devam ettiği ve kesinleştirme işlemlerinin yani hükmün kesinleşip kesinleşmediğini belirleyip takdir etme ve bu konuda karar verme yetkisinin yerel mahkeme hakiminde olduğu anlaşılmaktadır. Burada sorun mahkemeden istenilen ve verilen 12.09.2008 tarihli kararının Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun 98. maddesinde belirtildiği gibi, mahkumiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında bir duraksama ya da cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceğine ilişkin bir tereddütün giderilmesi mi yoksa davanın esasını çözen ya da değişiklik yaratan nitelikte bir karar mıdır; çok açıktır ki düşme kararı mahkumiyet hükmünü yorumlayan tereddütleri gideren açıklayıcı bir karar olmayıp doğrudan doğruya hükümde değişiklik yapan yeni bir karardır. Mahkeme ilk hükümden sonra fakat kararın kesinleşmesinden önce gerçekleştiği ileri sürelen zamanaşımı iddiası üzerine oluşan yeni durum nedeni ile sanık lehine karar vermiştir. Bu karar önceki kararın zat ve mahiyetinde değişiklik oluşturmuştur. Talebin ceza infaz kanununun 98 ve devamı maddeleri kapsamında yapılmış olmasının bir önemi yoktur. Nihai kararlara karşı yasa yolu temyizdir. Burada verilen düşme kararı da nihai niteliktedir ve temyize tabidir.
Öte yandan normal yargılama sürecinde gerçekleşen zamanaşımından verilen düşme kararlarının temyiz incelemesine tabi tutulup, hükümden sonra infaz aşamasında kararın kesinleşmesinden önce zamanaşımının gerçekleştiği iddiası ile 5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu'nun 98. maddesi ve devamı maddeleri kapsamında yapılan talep üzerine dosya üzerinden verilen zamanaşımından düşme kararlarının itiraz yasa yoluna tabi tutulması, aynı konuda verilen nihai kararlar hakkında iki farklı yasa yolunu ortaya çıkarmak olur ki, bu durum düşme kararını nihai karar olarak kabul edip temyiz incelemesine tabi tutan CMK'nun 223/1. maddesine açık aykırılık oluşturur.
Açıklanan nedenlerle yerel mahkemece dosya üzerinden verilen düşme kararının temyize tabii olduğundan itirazın kabul edilmesi gerektiği kanaati ile sayın çoğunluğunu görüşüne katılmıyorum.