ictihat

AİHM - Vinter ve diğerleri - Birleşik Krallık davasında,, Dosya No : 66069/09, Tarih : 2013-07-09

# AİHM - Vinter ve diğerleri - Birleşik Krallık davasında,, Dosya No : 66069/09, Tarih : 2013-07-09 © Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2013. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (www.coe.int/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz. © Council of Europe/European Court of Human Rights, 2013. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (www.coe.int/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document. © Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2013. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (www.coe.int/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document. BÜYÜK DAİRE VINTER VE DİĞERLERİ DAVASI - BİRLEŞİK KRALLIK (Başvuru no. 66069/09, 130/10 ve 3896/10) KARAR [Alıntılar] STRAZBURG 9 Temmuz 2013 Bu karar kesindir fakat yazınsal düzeltmelere tabi tutulabilir. Vinter ve Diğerleri – Birleşik Krallık davasında, Büyük Daire olarak toplanan İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi: Dean Spielmann, Başkan, Josep Casadevall, Guido Raimondi, Ineta Ziemele, Mark Villiger, Isabelle Berro-Lefèvre, Dragoljub Popović, Luis López Guerra, Mirjana Lazarova Trajkovska, Nona Tsotsoria, Ann Power-Forde, Işıl Karakaş, Nebojša Vučinić, Linos-Alexandre Sicilianos, Paul Lemmens, Paul Mahoney, Johannes Silvis, yargıçlar ve Michael O’Boyle, Yazı İşleri Müdür Yardımcısı’ndan oluşmuş; 28 Kasım 2012 ve 29 Mayıs 2013 tarihlerinde gizli olarak müzakere ettikten sonra, Son belirtilen tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir: USUL 1.  Dava, üç Britanya vatandaşı, Bay Douglas Gary Vinter (“ilk başvurucu”), Bay Jeremy Neville Bamber (“ikinci başvurucu”) ve Bay Peter Howard Moore (“üçüncü başvurucu”) tarafından, sırasıyla 11 Aralık 2009, 17 Aralık 2009 ve 6 Ocak 2010 tarihlerinde Büyük Britanya Birleşik Krallığı ve Kuzey İrlanda’ya karşı İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapılan üç başvurudan (no. 66069/09, 130/10 ve 3896/10) kaynaklanmıştır. 2. İlk başvurucu 1969’da doğmuş ve halen Majesteleri’nin Cezaevi Frankland’da tutulmaktadır. Mahkeme’de, avukat Bay P. Weatherby ve Profesör D. van Zyl Smit tarafından asiste edilen, Bhatt Murphy Solicitors ve Londra’da avukatlık yapan Bay S. Creighton tarafından temsil edilmektedir. 3.  İkinci başvurucu 1961’de doğmuş ve halen HMP Full Sutton’da tutulmaktadır. Mahkeme’de, Bay R. Horwell QC ve avukat Bay L. Hindmarsh tarafından asiste edilen, Leeds’te Cousins Tyrer Solicitors’ta avukatlık yapan Bay B. Woods tarafından temsil edilmektedir. 4.  Üçüncü başvurucu 1946’da doğmuş ve halen HMP Wakefield’de tutulmaktadır. Mahkeme’de Bay M. McKone tarafından asiste edilen, Bingley’deki Chivers Solicitors tarafından temsil edilmektedir. 5.  Birleşik Krallık Hükümeti (“Hükümet”) kendi ajanları, Dışişleri Bakanlığından Bayan L. Dauban tarafından temsil edilmektedir. 6.  Başvurucular kendileri hakkında hükmedilen şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararlarının Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı kötü muamele oluşturduğunu ileri sürmüşlerdir. 7.  Başvurular Mahkeme’nin Dördüncü Dairesi’ne havale edilmiştir (Mahkeme İçtüzüğü’nün 52. maddesinin 1. fıkrası). 17 Ocak 2012 tarihli kararında, Yargıç Garlicki, David Thór Björgvinsson, Bratza, Hirvelä, Nicolaou, Bianku, De Gaetano ve aynı zamanda Yazı İşleri Müdürü T.L. Early’den oluşan Bölüm’ün bir Dairesi oybirliği ile başvuruları birleştirmeye, başvurucuların 3. madde ile ilgili şikâyetlerini kabul edilebilir ve başvurucuların geri kalan şikâyetlerini kabul edilemez ilan etmeye karar vermiştir. Daire aynı zamanda, üç oya karşı dört oyla, her bir başvurucu bakımından 3. maddenin hiçbir ihlalinin bulunmadığına hükmetmiştir. Yargıç De Gaetano’nun aynı yöndeki görüşü ile Yargıçlar Garlicki, David Thór Björgvinsson ve Nicolaou’nun müşterek kısmi muhalif görüşleri karara eklenmiştir. 8.  9 Temmuz 2012 tarihinde, başvurucular tarafından yapılan 12 Nisan 2012 tarihli talebe uygun olarak, Büyük Daire Kurulu Sözleşme’nin 43. maddesine göre davayı Büyük Daire’ye göndermeye karar vermiştir. 9.  Büyük Daire’nin oluşumu, Sözleşme’nin 26. maddesinin 4. ve 5. fıkraları ile İçtüzüğün 24. maddesine göre belirlenmiştir. Son müzakerelerde, davanın sonraki değerlendirmelerine katılamayacak olan András Sajó’nun yerini, yedek yargıç Işıl Karakaş almıştır (Mahkeme İçtüzüğü’nün 24. maddesinin 3. fıkrası). 10.  Başvurucular ve Hükümet esasa ilişkin ayrı ayrı yazılı ek gözlemlerini sunmuşlardır (Mahkeme İçtüzüğü’nün 59. maddesinin 1. fıkrası). 11.  28 Kasım 2012 tarihinde Strazburg, İnsan Hakları Binası’nda aleni bir duruşma yapılmıştır (Mahkeme İçtüzüğü’nün 59. maddesinin 3. fıkrası). Mahkeme’de bulunanlar: (a)  Hükümet için Bayan L. Dauban, Ajan, Bay D. Perry QC, Bay L. Mably, Avukat, Bay J. Guess, Bayan A. Foulds, Danışman; (b)  başvurucular için Bay R. Horwell QC, Bay P. Weatherby QC, Bay L. Hindmarsh, Avukat, Bay S. Creighton, Bay B. Woods, Prof . Dr. D. Van Zyl Smit, Danışman. Mahkeme, Bay Perry ve Bay Weatherby tarafından yapılan sunumları ve kendisi tarafından sorulan sorulara verdikleri cevapları dinlemiştir. OLGULAR I.  DAVANIN KOŞULLARI A.  Giriş 12.  İngiltere ve Galler’de ölüm cezasının kaldırılmasından bu yana, insan öldürmenin cezası, zorunlu müebbet hapis cezasıdır. Mevcut uygulamaya göre, bir ceza verildiği takdirde, dava yargıcının, suçun ciddiliğini dikkate alarak, cezalandırma ve suçun karşılığı amaçlarıyla çekilecek olan asgari hapis süresini belirlemesi gerekmektedir. Dava yargıcının uygun asgari ceza süresi değerlendirmesine yol gösteren ilkeler, 2003 tarihli Ceza Yargılaması Kanunu’ndaki tablo 21’de belirtilmiştir (bakınız aşağıda 38–39. paragraflar). Asgari süre çekildiğinde, mahkûm şartlı tahliye için Şartlı Tahliye Kuruluna başvurabilir. Öte yandan, suçun ciddiliğinin son derece yüksek olduğu düşünülürse, dava yargıcı tarafından tablo 21’de düzenlenen ilkeler uygulanarak asgari süre yerine istisnai olarak “şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararı” verilebilir. Şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararının anlamı, mahkûmun Devlet Bakanı’nın takdiri dışında serbest bırakılamamasıdır. Devlet Bakanı’nın bir mahkûmu serbest bırakma yetkisi 1997 tarihli Suç (Hükümler) Kanunu’nun 30(1) bölümünde belirtilmiştir. Devlet Bakanı takdir yetkisini sadece, mahkûmun ölümcül hasta veya ciddi oranda kısıtlı olması halinde, insani nedenlerle kullanacaktır (bakınız aşağıda 43. paragrafta belirtilen 4700 sayılı Cezaevi Hizmet Kararnamesi). 13.  2003 Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önce, zorunlu müebbet ceza uygulaması, dava yargıcının cezaya hükmetmesi ve Devlet Bakanı’nın, dava yargıcı ile İngiltere ve Galler Başyargıcı’nın tavsiyelerini aldıktan sonra, mahkûmun erken şartlı tahliyeye elverişli olmadan önce çekmek zorunda olduğu asgari hapis süresini kararlaştırması biçimindeydi. O dönemde, asgari süreye cezanın “tarife” kısmı olarak da referans yapılıyordu. Devlet Bakanı’nın mahkûma “müebbet hapis tarifesi” uygulaması da mümkündü. Böyle bir durumda, Devlet Bakanı’nın uygulaması, yirmi beş yıl mahkûmiyet çekilmesinden sonra, müebbet hapis tarifesini gözden geçirerek, özellikle, mahkûmun cezaevinde olağanüstü gelişim gösterdiği hallerden hareketle, bu cezanın hala haklı görülüp görülmeyeceğine karar vermek biçimindeydi (bakınız aşağıda 46. paragrafta Hindley davası). 2003 Kanunu’nun (ve özellikle, mevcut müebbet mahkûmları bakımından bir dizi geçiş tedbirini yürürlüğe koyan Kanun’un 276. bölümü ve tablo 22, bakınız aşağıda 40. ve 41. paragraflar) yürürlüğü girmesiyle, Devlet Bakanı tarafından tarifeleri belirlenen mahkûmlar, bu tarifenin gözden geçirilmesi için Yüksek Mahkeme’ye başvurabilecekti. Böyle bir başvuru üzerine, Yüksek Mahkeme asgari bir ceza süresi belirleyebilir veya şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararı verebilir. 14.  Bu dava, İngiltere ve Galler’de farklı ceza yargılamalarında insan öldürme suçundan mahkûm olmuş, hâlihazırda zorunlu müebbet cezasını çekmekte olan üç başvurucu ile ilgilidir. Üç başvurucuya da şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis cezası verilmiştir: ilk başvurucunun davasında, bu karar mevcut hüküm hukuku kurallarına göre, dava yargıcı tarafından verilmiştir; 2003 tarihli Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce suçlu bulunan ve mahkûm edilen ikinci ve üçüncü başvurucuların davasında, kararlar Yüksek Mahkeme tarafından verilmiştir. Üç başvurucu da, davalarına uygulandığı şekliyle şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararlarının Sözleşme’nin, diğerle maddeleri arasında, 3. maddesi ve 5. maddesinin 4. fıkrası ile bağdaşmadığını ileri sürmektedirler. Taraflarca sunulduğu üzere, başvurucuların olguları aşağıdaki gibi özetlenebilir. B.  Bay Vinter 15.  20 Mayıs 1996 tarihinde, ilk başvurucu bir iş arkadaşını öldürmekten dolayı asgari süresi on yıl olan müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Başvurucu 4 Ağustos 2005 tarihinde şartlı tahliye ile serbest bırakılmıştır. 16.  Başvurucu, ikinci insan öldürme suçunun mağduru olacak bir kadın ile birlikte yaşamaya başlamıştır. Çift 27 Haziran 2006 tarihinde evlenmiştir. ilk başvurucu 31 Aralık 2006 tarihinde bir barda bir kavgaya karışmış ve kavga suçuyla itham edilmiştir (yasa dışı şiddet kullanmak veya yasa dışı tehdit). Şartlı tahliyesi iptal edilmiş ve cezaevine geri dönmüştür. Temmuz 2007’de, kavga ithamını kabul etmesinin ardından, 6 ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Aralık 2007’de şartlı tahliye ile tekrar serbest bırakılmıştır ve tekrar karısı ve karısının dört çocuğu ile yaşamaya dönmüştür. Çiftin araları bozulmuş ve ilk başvurucu aile konutunu terk etmiştir. 17.  5 Şubat 2008 tarihinde, ilk başvurucu karısını bir bara kadar takip etmiştir. İçki içmekte ve kokain çekmekteydi. Çift tartışmış ve orada bulunan kadının kızı polise telefon ederek, polisi tartışma konusunda uyarmıştır. İlk başvurucu karısına arabaya binmesini emretmiştir. Kızı annesini korumak için arabaya binmeye çalıştığında, ilk başvurucu onu zorla dışarı çıkarmıştır. Ardından, karısı ile birlikte arabayla uzaklaşmıştır. Polis güvende olup olmadığından emin olmak için telefon ettiğinde, ilk başvurucu karısını polise iyi olduğunu söylemesi için zorlamıştır. İlk başvurucunun kendisi de polise telefon ederek, karısının güvende ve iyi olduğunu söylemiştir. Birkaç saat sonra karısını öldürdüğünü söyleyerek polise teslim olmuştur. Otopsi, merhumun burnunun kırılmış olduğunu, boynunda (boğma teşebbüsü ile uyumlu) derin ve geniş çürükler ve göğüste dört bıçak yarasının bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Olay yerinde, bir tanesi kırık bir bıçak ağzı olmak üzere iki bıçak bulunmuştur. 18.  21 Nisan 2008 tarihinde, ilk başvurucu insan öldürme suçunu kabul etmiştir ve mağdurun ailesinin üzüntüsünü arttırmamak amacıyla herhangi bir hafifletici neden amaçlı başvuru yapmaması için avukatına talimat vermiştir. Dava yargıcı ilk başvurucunun özgürlüğünden sürekli mahrum olması gereken sınırlı kişiler kategorisine arasına girdiği görüşündedir. Zorunlu müebbet hapis cezasına hükmetmiş ve şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararı vermiştir. 19.  İstinaf Mahkemesi 25 Haziran 2009’da başvurucunun itirazını reddetmiştir. Mahkeme, zorunlu bir müebbet hapis cezasının asgari süresinin belirlenmesindeki genel ilkeleri (2003 Kanunu tablo 21’de de düzenlendiği biçimiyle: bakınız aşağıda 38. ve 39. paragraflar) incelemiştir. Suçun koşulları dikkate alındığında, insan öldürmenin zaten sabıkalı olan bir katil tarafından işlenmesi durumunda, cezalandırma ve caydırıcılık için şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararının uygun olduğunu öngören 2003 Kanunu’nun 21. tablosunda yer alan normal ilkelerden sapmak için hiçbir neden bulunmadığını saptamıştır. C.  Bay Bamber 20.  7 Ağustos 1985’te, ikinci başvurucunun ebeveyni, üvey kız kardeşi ve onun iki küçük çocuğu vurularak öldürülmüştür. İkinci başvurucu sonradan cinayetlerle itham edilmiş ve 28 Ekim 1986 tarihinde mahkûm olmuştur. Savcılığın görüşü, cinayetlerin kasıtlı ve planlanmış olduğu ve maddi çıkar amacıyla işlenmiş olduğu yolundaydı. Aynı zamanda ikinci başvurucunun, üvey kız kardeşinin sanki önce ailesini, sonra da kendisini öldürdüğü görüntüsü vererek, polisi yanlış yönlendirecek şekilde cinayet mahallini düzenlediği ileri sürülmüştür. 21.  Dava yargıcı, Devlet Bakanı’na ikinci başvurucunun “asgari olarak” (altını kendisi çizmiş) yirmi beş yıl hapis cezası çekmesi tavsiyesinde bulunmuştur. Dava yargıcının Devlet Bakanı’na yazdığı mektuba İngiltere ve Galler Başsavcısı “kendi hesabıma, ben asla serbest bırakmazdım” yorumunu eklemiştir. 1988’de, Devlet Bakanı müebbet hapis tarifesi vermiştir. O dönemde bu karardan mahkûmun bilgilendirilmesi uygulaması yoktu. Devlet Bakanı’nın, cezalandırma ve caydırıcılık gereklerinin, ikinci başvurucunun hayatı boyunca cezaevinde kalmasıyla ancak karşılanabileceği sonucuna vardığı hususunda 15 Aralık 1994 tarihli bir mektup ile başvurucu bilgilendirilmiştir. 22.  2008’de, 2003 Kanunu’nun 276. bölümü ile tablo 22’in yürürlüğe girmesini takiben, ikinci başvurucu müebbet hapis tarifesinin gözden geçirilmesi için Yüksek Mahkeme’ye başvurmuştur. Kanun’un 21. tablosunu göz önüne alan Yüksek Mahkeme, davadaki cinayetlerin sayısı ve ikinci başvurucunun kastının varlığını dikkate alarak, suçun açıkça, temel cezanın şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararı olduğu dava kategorisi içinde yer aldığı sonucuna ulaşmıştır. Yüksek Mahkeme ayrıca, başvurucunun davranışı ve cezaevinde yaptığı ilerlemeye ilişkin raporlar dâhil, mağdurun birinci derecedeki yakınları ve ikinci başvurucu tarafından sunulan açıklamaları da inceleyerek, İngiltere ve Galler Başyargıcı ile ve Devlet Bakanı’nın görüşlerinden ayrılmak için bir neden bulunmadığını saptamıştır. Bundan dolayı, şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararı uygulamıştır. 23.  İkinci başvurucu İstinaf Mahkemesi’ne itiraz etmiştir, Mahkeme itirazı 14 Mayıs 2009 tarihinde reddetmiştir. Mahkeme, Devlet Bakanı’nın müebbet hapis tarifesini 1988’de belirlediği zaman; biri, yirmi beş yıl asgari ceza süresi tavsiye eden dava yargıcından ve diğeri, ikinci başvurucunun asla serbest bırakılmamasını tavsiye eden İngiltere ve Galler Başyargıcı’ndan olmak üzere, Bakana iki farklı yargısal tavsiye verildiğini saptamıştır. Devlet Bakanı bu tavsiyelerden birisini seçme veya hiçbirisini benimsememe yetkisine sahipti. İstinaf Mahkemesi aynı zamanda Yüksek Mahkeme tarafından verilen şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararının, sadece doğru değil fakat cezalandırma ve caydırıcılık amaçları bakımından, tamamen haklı olduğunu da saptamıştır. 24.  Mahkeme, R - Bieber davasındaki (bakınız aşağıda 47. paragraf) önceki kararına dayanarak, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında ortaya hiçbir sorun çıkmadığını çünkü şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararı terimin Kafkaris – Kıbrıs ([BD], no. 21906/04, ECHR 2008-...) davasında kullanıldığı üzere indirim yapılamaz bir müebbet hapis cezası olmadığını saptamıştır.  Son olarak, 2003 Kanunu ile oluşturulan gözden geçirme usulünün Sözleşme’nin 7. maddesi ile bağdaşır olduğunu saptamıştır, çünkü tam olarak yorumlandığında, söz konusu yasal hükümler, gözden geçirme sonucunun bir mahkûmun zararına olamayacağı anlamına gelmektedir: çekilecek süre azaltılabilir veya aynen korunabilir, fakat arttırılamaz veya genişletilemez. 25.  İkinci başvurucu, kararının Lordlar Kamarası tarafından incelenmesini gerektiren genel kamusal öneme sahip hukuki bir sorunla ilgili olduğunu doğrulatmak için İstinaf Mahkemesi’ne başvurmuştur. Başvuru 23 Haziran 2009 tarihinde reddedilmiştir. D.  Bay Moore 26.   29 Kasım 1996’da, üçüncü başvurucu, yargılamadan sonra Chester Ceza Mahkemesi’nde dört adet cinayetten dolayı mahkûm edilmiştir. Mağdurlar homoseksüel erkeklerdir ve kendisi de homoseksüel olan başvurucu cinayetleri kendi cinsel tatmini için işlediğini ileri sürmüştür. Her bir mağdur, başvurucunun bu amaçla satın aldığı büyük bir savaş bıçağı ile birçok defa bıçaklanmıştır. İlk mağdura 23 Eylül 1995’te evinde saldırılmıştır. Kısa bir süre sonra, 7 Ekim 1995’in hafta sonunda, üçüncü başvurucu ikinci kurbanı ile bir barda tanışmıştır ve onu seks için eve götürmeyi planlamış; bunun yerine bir ormana götürmüş, bıçaklayarak öldürmüş ve cesedi orada bırakmıştır. Üçüncü mağdur 30 Kasım 1995 tarihinde yaşadığı karavanda bıçaklanmıştır. Son olarak, 1995 Noel’inden kısa bir süre önce, üçüncü başvurucu, eşcinsel buluşma yeri olarak meşhur olan bir plaja gitmiştir. Dördüncü kurbanı ile plajda tanışmış ve onu orada bıçaklamıştır. 27.  Üçüncü başvurucunun ceketinde ve bıçağın üzerinde birinci ve üçüncü mağdurların kanları bulunmuştur. Birinci, ikinci ve dördüncü mağdurların eşyaları üçüncü başvurucunun üzerinde bulunmuştur. Polise dört cinayetin hepsiyle ilgili ayrıntılı itiraflarda bulunmuştur. Üçüncü başvurucu, kendilerine bahsedene kadar polis ikinci mağdurun farkında değildi. Ceset başvurucunun yardımıyla ormanda ortaya çıkarılmıştır. Başvurucunun duruşmadaki savunması, ikinci mağdur hariç, bütün cinayetlerde bulunduğunu kabul etmesine karşın, cinayetlerin başkaları tarafından işlendiği şeklindeydi. 28.  Üçüncü başvurucu mahkûm edildikten sonra, dava yargıcı zorunlu müebbet hapis cezası vermiş ve İçişleri Bakanı’na, kendi görüşüne göre, başvurucunun asla salıverilmemesi gerektiği tavsiyesinde bulunmuştur. Gözden geçirme üzerine, İngiltere ve Galler Başyargıcı, tahliyeye uygunluk öncesi asgari sürenin otuz yıl olarak belirlenmesi gerektiğini düşüncesinde olduğunu açıklamıştır. 27 Eylül 2002 tarihinde, Devlet Bakanı müebbet hapis tarifesi belirlemeye karar vermiştir. 29.  2008’de, 2003 tarihli Ceza Yargılaması Kanunu, 276. bölüm ve tablo 22’ye uygun olarak, üçüncü başvurucu Devlet Bakanı tarafından belirlenen müebbet hapis tarifesinin gözden geçirilmesi için Yüksek Mahkeme’ye başvurmuştur. 12 Haziran 2008 tarihli kararında, Yüksek Mahkeme, üçüncü başvurucunun İngiltere ve Galler Başyargıcı’nın asgari otuz yıllık süre tavsiyesini kabul etmesi gerektiği görüşünü reddetmiştir. Mahkeme, bu tavsiyeye itibar edilmesi gerekmesine karşın, Yüksek Mahkeme’nin dikkate alınmasını istediği tablo 21.’de düzenlenen ilkeleri İngiltere ve Galler Başyargıcı’nın göz önünde tutmadığını saptamıştır. Mahkeme aynı zamanda, müebbet hapis tarifesinin Devlet Bakanı tarafından belirlendiği dikkate alındığında, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında bir sorun ortaya çıkacağı iddiasını da reddetmiştir. Yüksek Mahkeme, Kanun’un 276. bölümü ve tablo 22 kapsamında Yüksek Mahkeme’ye başvuru usulünün, bir mahkûmun serbest bırakılıp bırakılmayacağı bakımından gerekli olan bağımsız gözden geçirmeyi sağladığına karar vermiştir. Mahkeme aynı zamanda şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararının Sözleşme’nin 3. ve 5. maddesi ile uyumlu olduğunu saptamıştır. Zorunlu bir müebbet hapis cezasının asgari süresinin belirlenmesi bakımından genel ilkeler (Kanun’undaki tablo 21.’de düzenlendiği üzere) dikkate alındığında, hiçbir keyfilik sorusu ortaya çıkmamaktadır ve cezanın orantısız olup olmadığı her bir davanın olgularına bağlıdır. 30.  Dava iki veya daha fazla kişinin öldürülmesini, cinsel ya da sadist davranışı ve önemli derecede kast içerdiği için, Yüksek Mahkeme, temel cezanın tablo 21 kapsamında şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararı olacağına karar vermiştir. Hiçbir hafifletici unsur bulunmamaktadır ve hatta İngiltere ve Galler Başyargıcı, asgari otuz yıl hapis cezası tavsiye etmiş olmasına karşın, dava yargıcının, üçüncü başvurucuyu salıvermenin asla güvenli olamayacağı görüşünü paylaşmıştır. Bu nedenle, şartlı tahliye olmaksızın hapis kararının indirilmesinin hiçbir nedeni yoktur. Yüksek Mahkeme, temel ceza asgari otuz yıllık süre olsaydı bile, cinayetlerin ağırlaştırıcı özelliğinin, şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararını uygun bir ceza haline getirecek nitelikte olduğunu eklemiştir. 31.  26 Şubat 2009 tarihinde, İstinaf Mahkemesi, şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararının uygun bir hüküm olduğu kararını vermekle Yüksek Mahkeme’nin sadece yetkili değil, aynı zamanda açıkça haklı olduğunu saptayarak, üçüncü başvurucunun itirazını reddetmiştir. 32.  Üçüncü başvurucunun daha sonra, Mahkeme’nin kararının Lordlar Kamarası tarafından incelenmesini gerektiren genel kamusal öneme sahip hukuki bir sorunla ilgili olduğunu doğrulatmak amacıyla Lordlar Kamarasına itiraz etmesine izin vermesi için İstinaf Mahkemesi’ne başvurmuş olduğu görünmektedir. İstinaf Mahkemesi’nin Ceza Temyiz Bürosu, başvurucunun cezaya itiraz etmek amacıyla yaptığı izin talebi başvurusu İstinaf Mahkemesi tarafından reddedildiği için (önce cezaya karşı itiraz izninin tanınması ve ardından itirazın reddedilmesinin aksine), hukuki bir sorunu doğrulaması amacıyla Lordlar Kamarasına başvuru yapılamayacağı konusunda 14 Ağustos 2009 tarihinde başvurucuyu bilgilendirmiştir. II.  İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA ... B.  Zorunlu müebbet hapis cezası ile ilgili yasal hükümler 1.  1965 tarihli İnsan Öldürme (Ölüm Cezasının Kaldırılması) Kanunu 34.  İngiltere ve Galler’de, insan öldürmeden dolayı zorunlu müebbet hapis cezası, 1965 İnsan Öldürme (Ölüm Cezasının Kaldırılması) Kanunu’nun 1(1) bölümünde yer almıştır. 2.  2003 tarihli Ceza Yargılaması Kanunu (a)  Kısım 12, Bölüm 7 35.  Devlet Bakanı’nın, 1997 Suç (Hükümler) Kanunu’nun 29. bölümünde düzenlendiği üzere zorunlu müebbet hapis cezası mahkûmları için tarife süreleri belirleme yetkisi, Lordlar Kamarası tarafından R (Anderson) – İçişleri Bakanı [2003] 1 AC 837 davasında Sözleşme’nin 6. maddesi ile bağdaşmaz bulunmuştur. Bu karar, 2003 Ceza Yargılaması Kanunu’nun (269 – 277. bölümler) 12 Kısmının 7. Bölümünün (“Müebbet hapis cezasının etkileri”) ve bu Kanun’un 21. ve 22. tablolarının yasalaşmasına yol açmıştır. 36.  2003 Kanunu’nun 269. bölümü, zorunlu müebbet hapis cezası verirken, bir mahkûmun şartlı tahliye ile serbest bırakılmaya uygun olmadan önce çekmesi gereken asgari süreyi belirlemesi için yargıcı yönlendirmektedir. Bölüm 269(3) uyarınca, bu asgari süre suçun ciddiliğini dikkate almalıdır. Bölüm 269(4) dava yargıcına, suçun ciddiliği nedeniyle, mahkûmun erken tahliyesi için liyakati bulunup bulunmadığına karar verme (anlamı, bir “şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararı” verme) yetkisi tanımaktadır. Bölüm 269(4), sadece suçu işlediğinde 21 yaş ve üzerinde olan bir suçluya uygulanmaktadır. Bölüm 269(5), suçun ciddiliğini değerlendirirken, dava yargıcının, diğerler ilkeler arasında, Kanun’un 21. tablosunda düzenlenen ilkeleri dikkate alması için yönlendirmektedir. 37.  276. bölüm (uyum davaları hakkında) tablo 22’yi yürürlüğe koymaktadır: bakınız aşağıda 40. paragraf. (b)   Tablo 21 38.  Tablo 21 (“Zorunlu müebbet hapis cezası ile ilgili asgari sürenin belirlenmesi”), suçta bulunan ağırlaştırıcı veya hafifletici özelliklerin varlığına bağlı olarak arttırılabilecek veya indirilebilecek üç değişik “temel ceza” getirmektedir: şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararı, asgari otuz yıl hapis ve asgari on beş yıl hapis. 39.  Tablonun 4(1) paragrafına göre, suçun ciddiliği “son derece yüksek” ise, uygun temel ceza, şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararıdır. 4(2) paragraf aşağıdaki durumların normal olarak bu kategori içine girdiğini düzenlemektedir: “(a)  her bir cinayetin aşağıdakilerden  herhangi birini içerdiği, iki ya da daha fazla kişinin öldürülmesi— (i)  önemli ölçüde kasıt veya planlama, (ii)  mağdurun kaçırılması veya (iii)  cinsel veya sadist davranışlar, (b)  bir çocuğun kaçırılması veya cinsel veya sadist dürtü içermesi şartıyla bir çocuğun öldürülmesi, (c)  insan öldürmenin siyasi, dini ya da ideolojik bir nedeni yürütmek amacıyla işlenmesi veya (d)  cinayetin daha önce insan öldürme suçundan hüküm giymiş bir suçlu tarafından işlenmesi.” Paragraf 5(1) uyarınca, suçun ciddiliği paragraf 4(1) kapsamına girmemekle birlikte, “özellikle yüksek ise”, asgari sürenin belirlenmesinde uygun temel ceza otuz yıl hapis cezasıdır. Paragraf 5(2) aşağıdaki durumların normal olarak bu kategori içine gireceğini düzenlemektedir: “(a)  bir polis memurunun veya cezaevi görevlisinin görevini yaparken öldürülmesi, (b)  ateşli silahlar veya patlayıcılarla insan öldürme, (c)  çıkar amacıyla insan öldürülmesi (cinayetin bir soygun veya hırsızlık yapılırken veya yapılması amacıyla, ödeme amacıyla veya ölüm sonucu bir çıkar beklentisiyle işlenmiş olması gibi), (d)  adalet sürecini engelleme veya müdahale etme amacıyla insan öldürme, (e)  cinsel ya da sadist davranışlar içeren insan öldürme, (f)  iki veya daha fazla kişinin öldürülmesi, (g)  ırksal veya dini tahrikle veya cinsel yönelimin tahrik ettiği insan öldürme veya (h)  suçu işlediğinde 21 yaşının altında olan bir suçlu tarafında 4(2) paragraf kapsamına giren bir insan öldürme.” 6. ve 7. paragraflar, bütün diğer durumlarda, asgari sürenin belirlenmesinde temel cezanın on beş yıl hapis cezası olduğunu (on sekiz yaşının altında olanlar bakımından on iki yıl) düzenlemektedir. 8. ve 9. paragraflar, bir temel ceza seçerken, dava yargıcının, herhangi bir sürenin asgarisini (temel ceza ne olursa olsun) veya şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararına yol açabilecek herhangi bir ağırlaştırıcı veya hafifletici nedeni dikkate alması gerektiğini düzenlemektedir. 10. paragraf ağırlaştırıcı nedenleri aşağıdaki şekilde belirtmektedir: “(a)  önemli derecede planlama veya kasıt, (b)  mağdurun yaşı ve engeli nedeniyle özellikle korunmasız olması, (c)  ölümden önce mağdurun maruz bırakıldığı fiziksel veya ruhsal ıstırap, (d)  bir görevden kaynaklanan güveni kötüye kullanma, (e)  suçun işlenmesini kolaylaştırmak için diğer bir kişiye karşı baskı kullanılması veya tehdit, (f)  mağdurun bir kamu hizmeti veriyor veya bir kamu görevini yerine getiriyor olması ve (g)  cesedin saklanması, yok edilmesi veya parçalanması.” 11. paragraf hafifletici nedenleri aşağıdaki şekilde belirtmektedir: “(a)  Öldürme yerine ciddi bedensel zarar verme kastı, (b)  kasıt yokluğu, (c)  suçlunun kusur derecesini azaltan (1957 tarihli İnsan Öldürme Kanunu’nun 2(1) bölümüne girmemesine karşın (c. 11)) herhangi bir ruhsal bozukluk veya zihinsel engelden mustarip olması, (d)  suçlunun, tahrik savunmasını ileri sürecek biçimde (örneğin, uzun süreli stres ile) kışkırtılmış olması, (e)  Suçlunun herhangi bir derecede meşru müdafaa ile hareket ettiği, (f)  suçlunun cinayetin bir merhamet fiili olduğuna inancına sahip olması ve (g)  suçlunun yaşı.” (c)  Tablo 22 40.  Tablo 22 (“Zorunlu müebbet hapis cezası: uyum davaları”), Kanun’un 269. bölümü yürürlüğe girmeden önce zorunlu müebbet hapis cezası verilen ve asgari hapis süreleri Devlet Bakanı tarafından belirlenen mahkûmlar için bir dizi geçiş tedbiri getirmektedir. Tablo aynı zamanda Devlet Bakanı’nın erken şartlı tahliyeye asla liyakat kazanamayacağını emrettiği mahkûmlara da (yani, müebbet hapis tarifesinde belirlenen mahkûmlar) uygulanır. Tablonun 3. paragrafı her iki kategorideki mahkûmların Yüksek Mahkeme’ye başvurmasına izin vermektedir. Devlet Bakanı tarafından belirlenen asgari hapis süresine tabi bir mahkûmun böyle bir başvurusu üzerine, Yüksek Mahkeme mahkûmun erken tahliye için liyakat elde etmeden önce çekmesi gereken asgari süreyi belirten bir karar vermek durumundadır. Paragraf 3(1)(b) kapsamında, Devlet Bakanı, bir mahkûma müebbet hapis tarifesinin belirlendiğini bildirdiği durumda, Yüksek Mahkeme mahkûmun tahliye için liyakati olmadığına karar verebilir (“şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararıdır”). Yüksek Mahkeme tarafından belirlenen asgari süre daha önce Devlet Bakanı tarafından belirlenenden daha fazla olamaz (paragraf 3(1)(a)). Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonraki cezalara uygulanacak benzer hükümler, Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce işlenen insan öldürme suçları bakımından uygulanır. 10. paragraf, Devlet Bakanı’nın daha önceki uygulama kapsamında verme ihtimali olan cezadan daha yüksek olduğunu düşündüğü bir cezaya Mahkeme’nin karar vermeyebileceğini düzenlemektedir. 41.  3. paragraf kapsamında bir uygulamayı saptarken, Yüksek Mahkeme diğerleri arasında suçun ciddiliğini dikkate almalıdır ve bunu yaparken, aynı zamanda tablo 21’de düzenlenen genel ilkeler ile suçlunun şartlı tahliye edilmeden önce çekeceği asgari süre bakımından dava yargıcı veya İngiltere ve Galler Başyargıcı tarafından Devlet Bakanı’na verilen tavsiyeleri de dikkate alacaktır (tablonun 4. ve 5. paragrafları). Suçlu, aynı zamanda, suçun işlenmesinden bu yana cezaevindeki davranışları ve ilerlemesi hakkındaki açıklamalar dâhil, başvuruyu karara bağlamadan önce Yüksek Mahkeme’ye açıklamalar da yapabilir. Mağdur veya mağdurun ailesi tarafından da açıklamalar yapılabilir. C.  Devlet Bakanı’nın tahliyeye ilişkin takdir yetkisi 42.  1997 Suç (Hükümler) Kanunu’nun 30(1) bölümü, Devlet Bakanı’nın herhangi bir zamanda, insani nedenlerle mahkûmun serbest bırakılmasını haklı kılan istisnai koşulların mevcut olduğuna ikna olursa, bir müebbet hapis mahkûmunu şartlı tahliye edebileceğini düzenlemektedir. 43.  Bu takdir yetkisinin kullanılmasının ölçütü 4700 Cezaevi Hizmet Kararnamesi’nin 12. bölümünde düzenlenmiştir. Bu Devlet Bakanı’nın yetkisi altında çıkarılan bir kararnamedir. Belirsiz süreli ceza çeken mahkûmların (zorunlu müebbet hapis cezası çekenler dâhil) hem hapislikleri süresince hem de şartlı tahliye sonrası kontrol ve denetimi politikası ile rehber ilkeleri düzenlemektedir. İlgili olduğu kısmıyla 12. bölüme göre: “Bütün süresiz cezalı mahkûmlar (SCM) bakımından tıbbi nedenlerle insani nedenlerle erken tahliye ölçütü şöyledir: •  mahkûm ölümcül bir hastalıktan mustariptir ve ölüm muhtemelen çok kısa zamanda meydana gelecektir (herhangi bir süre belirlenmemiş olmasına karşın, Kamu Koruma Kurulu’na [KKB] yapılacak bir başvuru için, 3 ay uygun bir süre olarak görülebilir) veya SCM (Süresiz Cezalı Mahkûm) yatalak veya benzer şekilde kısıtlıdır, örneğin felçli veya ciddi bir akud miyokard enfarktüsünden mustariptir; ve •  yeniden suç (özellikle cinsel ve vahşi nitelikte olanları) işleme riski çok düşük düzeydedir; ve •  daha fazla hapis yatması mahkûmun ortalama yaşam süresini azaltacaktır; ve •  mahkûmun cezaevi dışında bakım ve tedavisi bakımından elverişli düzenlemeler vardır; ve •  erken tahliye mahkûma veya ailesine bazı önemli faydalar sağlayacaktır.” [orijinalinde altı çizilidir] Kararname aynı zamanda insani nedenlerle erken tahliyenin, kişisel olarak bir Bakan tarafından onaylanması gerektiğini belirtmektedir: bu görevlilere devredilecek bir karar değildir. 44.  Hükümet’e göre, 28 Nisan 2011 itibariyle, İngiltere ve Galler’de 4900 mahkûm insan öldürmeden dolayı zorunlu müebbet hapis cezasını çekmektedir. Kırk bir mahkûm (güvenli hastanelerde tutulanlar dâhil) halen şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararına tabidir. 2000’den bu yana, şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis cezasından yatan hiçbir mahkûm insani nedenlerle serbest bırakılmamıştır. Birinci başvurucunun bilgi edinme hakkı çerçevesindeki talebine cevap olarak, Adalet Bakanı, 30 Kasım 2009 itibariyle, şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis cezası almamış olan on üç müebbet hapis cezası mahkûmunun insani nedenlerle tahliye edildiğini belirtmiştir. D.  Zorunlu ölüm cezasına ilişkin ilgili iç hukuk içtihatları ve Sözleşme ... 2.  2003 Kanunu’nun sistemi ile ilgili içtihatlar ve Sözleşme’nin 3. maddesi ile bağdaşırlığı (a)  R - Bieber 45.  R - Bieber [2009] 1 WLR 223 davasında, İstinaf Mahkemesi, Kafkaris - Kıbrıs [BD], no. 21906/04, ECHR 2008- davası ışığında, 2003 tarihli Kanun’un Sözleşme’nin 3. maddesine uygunluğunu incelemiştir ... Avrupa Mahkemesi’nin, Kafkaris’te indirilemez bir müebbet hapis cezasının uygulanmasının 3. madde kapsamında bir sorun ortaya çıkarabileceği kararını verdiğini gözlemledikten sonra, İstinaf Mahkemesi devamla şöyle söylemiştir: “39. Bize öyle görünüyor ki, Mahkeme [Kafkaris’de], indirilemez müebbet hapis cezasının, bir suçlunun meşru hapsetme amacının haklı kıldığı süreden daha fazla tutulmasıyla sonuçlanabileceği durumlarda, 3. madde kapsamında bir sorun ortaya çıkaracağını dikkate almıştır. Bu, yaşamı boyunca hiçbir tahliye hakkı tanınmaması muhtemel, hatta büyük ihtimal olmasına karşın, yasalarda ve uygulamada, bir suçlunun serbest bırakılma olasılığı olması şartıyla 3. madde kapsamında hiçbir sorun ortaya çıkmayacağı olgusunda dolaylı olarak bulunmaktadır. Hapsetmenin haklılığının devam edip etmediğini saptayacak bir gözden geçirmenin imkân dâhilinde olması, temel gereklilik gibi görünmektedir. 40.  Hapsetmenin meşru amacı; cezalandırma, caydırıcılık, rehabilitasyon ve kamunun korunmasıdır. Zorunlu bir müebbet hapis cezası uygulandığında, bir mahkûmun yaşamı süresince hapsetmenin bütün amaçlarının elde edilmesi olasılığı mevcuttur. Cezalandırma ve caydırıcılık koşullarını karşılamak için yeterli süre hapis yatmış olabilir ve rehabilitasyon onu artık kamuya hiçbir tehdit arz etmeyen bir kişiye dönüştürebilir. Buna rağmen, hayatının geri kalan süresi boyunca hapiste kalacaksa, bunun insanlık dışı bir muamele olduğu en azından tartışılabilir. Böylece, bir suç, suçun özel koşulları gözetilmeksizin zorunlu ve indirim yapılamaz bir müebbet hapis cezasına yol açarsa, 3. maddeye ilişkin bir sorun ortaya çıkacağı sonucuna varıyoruz. 41.  Kafkaris kararı daha zor bir konuyu ortaya çıkarmaktadır. Rehabilitasyon, bir mahkûmu artık suçlu davranışının tehdit oluşturmadığı bir insana dönüştürmüşse, mahkûmun cezadan sonra tahliye edilmesini gerektiren, cezalandırma ve caydırıcılık amaçlarıyla haklı görülebilecek maksimum süreli bir hapis cezası var mıdır? Bu sorunun olumlu cevaplanması gerekirse, bu takdirde, bu sürenin ötesinde bir mahkûmiyete yol açabilecek indirim yapılamaz müebbet hapis cezası muhtemelen insanlık dışıdır ve 3. madde kapsamında bir sorun ortaya çıkarır. Yargıç Bratza’nın aynı yöndeki görüşü ile beş karşı oy yazısı, yargıçların durumun gerçekten de böyle olduğu görüşünü taşıdıklarını göstermektedir. Atıfta bulunduğumuz Avrupa materyalleri, bazı Üye Devletlerin, cezalandırma yoluyla haklı kılınabilecek bir maksimum hapis cezasının bulunduğu, bu cezadan sonra insaniyetin suçluya topluma geri dönme izni almaya uygun olduğunu gösterme şansı verilmesini gerektirdiği görüşünde olduğunu göstermektedir. 42.  Birleşik Krallık bu Üye Devletler içinde yer almamaktadır. 2003 Kanunu’ndaki tablo 21, bazı suçların, ne kadar sürerse sürsün suçlunun yaşamının geri kalan süresince hapsedilmesini haklı kılacak kadar ağır olduğu önermesinden hareket etmektedir. Kafkaris’de çoğunluk kararının 104. paragrafında yapılan yorumla, değişik Üye Devletler arasında var olan yaklaşım farklılıkları kabul edilmiştir. Mahkeme o davada zorunlu müebbet hapis cezasını incelemiştir ve Mahkeme’nin yaklaşımı bu kapsamda dikkate alınmalıdır. Büyük Daire çoğunluğunun kararından, çok ciddi bir suçtan dolayı uygun cezayı ve caydırıcılığı yansıtması amacıyla, yargıç tarafından verilen indirilemez müebbet hapis cezasının, 3. madde ile potansiyel çatışma içinde olduğu sonucunun çıktığı görüşünde değiliz." 46.  İstinaf Mahkemesi ardından, bizatihi indirilemez müebbet hapis cezasının verilmesinin mi 3. maddenin ihlalini oluşturduğunu, yoksa suçlunun cezalandırma ve caydırıcılık gerekçesiyle haklı kılınan süreden daha fazla tutulmasıyla mı potansiyel ihlalin meydana geleceğini değerlendirmiştir. Mahkeme sonuncusu olduğuna karar vermiştir. 47.  Buna dayanarak, İstinaf Mahkemesi şu karara ulaşmıştır: “45.  İngiliz hukuku çerçevesinde insan öldürme suçu zorunlu müebbet hapis cezasına yol açarsa, bu normal olarak indirim yapılabilir bir ceza değildir. Suçlunun şartlı tahliye ile serbest bırakılması değerlendirilmeden önce, yargıç, cezalandırma ve caydırıcılık olarak çekilmesi gereken asgari süreyi belirtecektir. Şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis cezası belirlenmiştir, çünkü yargıç suçun öyle ciddi olduğunu düşünmektedir ki cezalandırma ve caydırıcılık amaçları bakımından suçlu geri kalan günlerinde hapiste kalmalıdır. Belirttiğimiz nedenlerden dolayı, Strazburg Mahkemesi’nin, böyle durumlarda bir yargıç tarafından bilinçli olarak uygulanan indirim yapılamaz müebbet hapis cezasının 3. maddeyi ihlal eden bir hapse yol açacağına hükmettiği görüşünde değiliz. Bunun böyle olması gerektiğini de düşünmüyoruz. 46.  Strazburg Mahkemesi’nin yaklaşımı belki değişecektir. Avrupa’da indirim yapılamaz, çok uzun süreli hapsetme uygulaması aleyhinde bir eğilim olduğu görünmektedir. Bundan dolayı, bu yetki alanı içinde uygulanan şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis cezası süresinin gerçekte indirim yapılabilir olup olmadığını değerlendirmek gerekli olabilir. ... 48.  Mevcut rejim kapsamında Devlet Bakanı 1997 Suç (Hükümler) Kanunu’nun 30. bölümü kapsamında bir müebbet hapis mahkûmunu serbest bırakmak için sınırlı yetkiye sahiptir. ... Mevcut duruma göre, Devlet Bakanı’nın uygulaması, bu yetkiyi örneğin, bir mahkûmun ölümcül bir hastalıktan mustarip olması veya yatalak veya benzer bir kısıtlılığın olması durumlarında tedbirli şekilde kullanma biçimindedir. Öte yandan, durum, bir mahkûmun hapsi insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ile aynı anlama gelecek konuma ulaşırsa, Sözleşme’ye uygunluğun sağlanması gereği dikkate alındığında, Devlet Bakanı’nın kanuni yetkisini niçin mahkûmu serbest bırakmak için kullanmaması gerektiğinin sebebini anlayamıyoruz. 49.  Bu nedenlerle, Strazburg Mahkemesi’nin Kafkaris’teki yaklaşımını uygulayarak, şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis süresinin indirilemez bir ceza olarak değerlendirilmesi gerektiği görüşünde değiliz. Şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis süresinin uygulanmasına ilişkin herhangi bir 3. madde itirazı, bu nedenle, cezanın uygulanma zamanında değil, fakat mahkûmun, cezaevinde yattığı zaman ve yaptığı ilerleme dâhil, bütün maddi koşullar dikkate alındığında, daha fazla hapsedilmesinin aşağılayıcı ve insanlık dışı muamele olduğunu iddia ettiği aşamada yöneltilmelidir. 50.  Bu nedenlerle, sanığın 3. maddeye dayandırılmış olan mahkûmiyetine yapılan itirazı reddediyoruz.” ... D.  Sözleşmeci Devletlerde müebbet hapis cezası 48.  Mahkeme önündeki karşılaştırmalı materyallere dayanılarak, Sözleşmeci Devletlerde aşağıdaki uygulamalar gözlemlenebilir. İlk olarak, müebbet hapis cezasının olmadığı dokuz ülke bulunmaktadır: Andorra, Bosna ve Hersek, Hırvatistan, İspanya, Karadağ, Norveç, Portekiz, San Marino ve Sırbistan. Bu ülkelerdeki en yüksek hapis cezası Norveç’teki yirmi bir yıl ile Bosna-Hersek’teki kırk beş yıl arasında değişmektedir. Hırvatistan’da itiyadi suçlar durumda, elli yıl hapis cezası uygulanabilmektedir. İkinci olarak, müebbet hapis cezasının uygulandığı ülkelerin çoğunluğunda, mahkûmların kanunla saptanan belli asgari cezaları çekmesinden sonra, cezanın gözden geçirilmesi bakımından özel bir mekanizma bulunmaktadır. Hüküm hukuku ve pratiği ile bütünleşmiş bu tür bir mekanizma, otuz iki ülkenin mevzuatında öngörülmüştür: Arnavutluk (25 yıl), Almanya (15 yıl), Avusturya (15 yıl), Azerbaycan (25 yıl), Belçika (sabıkalılar için 19 yıldan 23 yıla kadar), Bulgaristan (20 yıl), Çek Cumhuriyeti (20 yıl), Danimarka (12 yıl), Ermenistan (20 yıl), Eski Yugoslavya Cumhuriyeti Makedonya (15 yıl), Estonya (30 yıl), Finlandiya (12 yıl), Fransa (normal olarak 18 yıl fakat belli insan öldürme suçları bakımından 30 yıl), Gürcistan (25 yıl), İrlanda (belli tipteki insan öldürme suçları dışında, 7 yıl sonra Şartlı Tahliye Kurulu tarafından ön inceleme), İsveç (10), İsviçre (10 yıla indirilebilir 15 yıl), İtalya (26 yıl), Kıbrıs (12 yıl), Letonya (25 yıl), Lihtenştayn (15 yıl), Lüksemburg (15 yıl), Macaristan (mahkeme aksine karar vermedikçe 20 yıl), Moldova (30 yıl), Monako (15 yıl), Polonya (25 yıl), Romanya (20 yıl), Rusya (25 yıl), Slovakya (25 yıl), Slovenya (25 yıl), Türkiye (24 yıl, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası için 30 yıl ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının toplam cezası için 36 yıl) ve Yunanistan (20 yıl). Birleşik Krallık bakımından, Mahkeme, İskoçya’da, müebbet hapis cezası verildiğinde, belirlenecek sürenin mahkûmun doğal yaşam süresini aşma olasılığı olsa da, yargıcın asgari cezayı belirlemesi gerektiğini not eder: bakınız 2001 (İskoçya) Sözleşme Hakları (Uyum) Kanunu. Üçüncü olarak, müebbet hapis cezası mahkûmları için hiçbir şartlı tahliye hükmü içermeyen beş ülke bulunmaktadır: İzlanda, Hollanda, Litvanya, Malta ve Ukrayna. Öte yandan bu ülkeler, müebbet hükümlülerine, bakanlık, başkanlık ya da kraliyet affı yoluyla müebbet hapis cezalarının hafifletilmesi için başvurma izni vermektedir. Müebbet hapis cezası İzlanda’da bir ceza olarak hala mevcut olmasına karşın, asla uygulanmamıştır. Dördüncü olarak, İngiltere ve Galler’e ilaveten, şartlı tahliye sisteminin bulunduğu fakat yine de şartlı tahliyeden yararlanamayacak olması bakımından belli suçlar veya cezalar bakımından özel hükümler getiren altı ülke vardır. Bu ülkeler: Bulgaristan, Macaristan, Fransa, Slovakya, İsviçre (cinsel veya şiddet suçluları tehlikeli ve tedavi edilemez kabul edilmektedir: bakınız yukarıda 44. paragrafta belirtilen İÖK raporu) ve Türkiye. ... KARAR I.  SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI 82.  Başvurucular kendilerine uygulanan şartlı tahliye içermeyen müebbet hapis kararlarının, Sözleşme’nin aşağıdaki düzenlemeyi getiren 3. maddesiyle bağdaşmadığı şikâyetini Büyük Daire önünde ileri sürmektedirler: “Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.” A.  Daire’nin ulaştığı sonuçlar 83.  Herhangi bir orantısız cezanın 3. maddeye aykırı bir kötü muameleye yol açacağı, Mahkeme’ye yaptıkları sunumlarda taraflar arasında ortak paydadır. Daire bu önermeye (bu önermenin bir cezanın ne zaman insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele oluşturduğunun saptanması bakımından yaygın olarak kabul edilen ve uygulanan bir test olduğunu gözlemleyerek) katılmakla birlikte, bu testin sadece “nadiren ve benzersiz durumlarda” yerine getirileceğini vurgulamıştır (kararının 88. ve 89. paragrafları). 84.  Daire, ardından, bir cezanın çok büyük boyutta orantısız olmaması genel şartına tabi olarak, müebbet hapis cezasının üç tipi arasında ayrım yapmanın gerekli olduğunu saptamıştır (kararının 90. paragrafı): (i)  asgari süre çekildikten sonra tahliyeye liyakat kazanılabilen bir müebbet hapis cezası; (ii)  şartlı tahliye ihtimali olmaksızın takdiri müebbet hapis cezası (yani, kanunda öngörülen bir cezadır, fakat uygulanmadan önce yargısal karar gerektirir); ve (iii)  şartlı tahliye ihtimali olmaksızın zorunlu müebbet hapis cezası (yani, belli bir suç için kanunda düzenlenen ve uygulayıp uygulamama konusunda yargıca hiçbir takdir tanımayan cezadır). 85.  Daire, ilk tip cezaların açıkça indirilebilir olduğunu ve bundan dolayı 3. madde kapsamında hiçbir sorun ortaya çıkmayacağını düşünmektedir (kararın 91. paragraf). 86.  İkinci tip cezalar bakımından, Mahkeme aşağıdaki gözlemleri yapmıştır: “[N]ormal olarak, bu cezalar cinayet veya insan öldürme gibi son derece önemli suçlara uygulanmaktadır. Herhangi bir yasal sistemde, bu suçlar, müebbet hapis cezasına yol açmasa bile, normal olarak muhtemelen on yıllarca sürecek uzun hapis cezalarına yol açacaktır. Bundan dolayı, böyle bir suçtan mahkûm olan herhangi bir sanığın, müebbet hapis cezası veya süreli bir ceza verilmiş olmasına bakılmaksızın, gerçekçi olarak herhangi bir tahliye ümidine sahip olmadan hapiste çok uzun yıllar yatması beklenir. Bu sebeple, bu açıklamalara göre, takdiri bir müebbet hapis cezası, bir mahkeme tarafından bütün ilgili hafifletici ve ağırlaştırıcı nedenler iyice değerlendirdikten sonra verilmişse, verildiği zaman anında 3. madde sorunu ortaya çıkamaz.” 87.  Bu nedenlerle, Daire bir 3. madde sorununun sadece şu durumların gösterilmesi halinde ortaya çıkacağını saptamıştır: (i) başvurucunun devam eden hapsedilmesinin artık herhangi bir cezalandırma amacı ile haklı kılınamaması ve (ii) cezanın fiilen ve hukuken indirim yapılamaz oluşu (bakınız kararın 92. paragrafı). 88.  Üçüncü tip ceza; şartlı tahliye ihtimali olmaksızın zorunlu müebbet hapis cezası bakımından, Daire, cezanın büyük oranda orantısız olup olmaması bakımından daha ciddi denetim gerekmekle birlikte, böyle bir cezanın kendisinin Sözleşme ile bağdaşmaz olmadığına ve 3. madde sorununun ancak şartlı tahliye ihtimali olmaksızın takdiri müebbet hapis cezası için çıkan sorunla aynı biçimde ortaya çıkacağını saptamıştır. 89.  Daire, bu ölçütleri uygulayarak, başvurucuların cezalarının, gerçekte, şartlı tahliye olmaksızın takdiri müebbet hapis cezası olduğunu saptamıştır. 90.  Daire daha sonra, Devlet Bakanı’nın insani nedenlerle erken tahliye politikasının, yukarıda Kafkaris belirtilen Kıbrıs af politikasından çok daha dar göründüğünü gözlemlemiştir. İlk olarak, bunun olası anlamı, ölümcül hasta veya fiziksel olarak kısıtlı olmadığı sürece, devam eden mahkûmiyeti meşru cezalandırma amaçları ile haklı kılınamasa bile, mahkûmun cezaevinde kalacağıdır. İkinci olarak, Daire, İngiltere ve Galler’deki önceki yasal sistem altında, ağırlaştırıcı müebbet hapis kararı gereğinin gözden geçirilmesinin, mahkûmun cezasının yirmi beş yılını çektikten sonra yapıldığını not etmiştir. Bu gözden geçirme mekanizmasının mevcut mevzuata, yani 2003 Kanunu’na dâhil edilmemesinin hiçbir açıklaması yapılmamıştır. Aynı zamanda Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü’nün, bu Mahkeme tarafından verilen müebbet hapis cezaları bakımından benzer bir gözden geçirme öngördüğü de, konuyla belli oranda bağlantılıdır. Üçüncü olarak, insani nedenlerle erken tahliyenin tüm anlamı, bir mahkûmun cezaevi duvarları arkasında ölmesi yerine evde ya da cezaevinde ölmesi ise, Daire bunun gerçekten serbest bırakma olarak görülebileceğinden şüphe eder. 91.  Öte yandan, Daire, kararının 92. paragrafında gösterdiği ölçütü uygulayarak, başvurucuların davasında 3. madde sorununun henüz ortaya çıkmadığını, çünkü başvurucuların devam eden hapislerinin hiçbir cezalandırma amacına hizmet etmediğini göstermediklerini saptamıştır. İlk başvurucu cezasını sadece üç yıldır çekmekteydi (95. paragraf). İkinci ve üçüncü başvurucular hapiste sırasıyla yirmi altı ve on altı yıl yatmış olmalarına karşın, 2008’de, şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis cezalarının gözden geçirilmesi için Yüksek Mahkeme’ye başvurduklarında, etkili bir şekilde tekrar mahkûm edilmişlerdir. Yüksek Mahkeme, bu başvurucuların her birinin devam eden hapisliğinin herhangi bir meşru cezalandırma amacına hizmet etmediği görüşüne varmamıştır; aksine, her bir davada, Yüksek Mahkeme cezalandırma ve caydırıcılık amaçlarının sadece şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararı ile yerine getirilebileceğini saptamıştır (ibid.). B.  Tarafların sunumları 1.  Hükümet 92.  Hükümet, Daire’nin üç tip müebbet hapis cezası arasında ayrım yapmakta haklı olduğunu belirtmiştir. Şartlı tahliye olmaksızın ne bir müebbet hapis cezası ne de böyle bir cezanın çekilmesi ilke olarak 3. madde ile bağdaşır değildir. Örneğin, tutuklama müzekkeresine ilişkin Avrupa Konseyi Çerçeve Kararı’nın 5(2) maddesinin emredici olmayan dilinin ortaya koyduğu gibi, Sözleşmeci Devletler arasında bir uzlaşı eksikliği bulunmaktadır. ... İngiltere ve Galler’in ceza politikası çok eski ve köklüdür. Bu politika, hem parlamentonun hem de iç hukuk mahkemelerinin salt cezalandırma amacıyla çok büyük bazı suçların hayat boyu hapsedilmeyi hak ettiği görüşünü yansıtmaktadır. 93.  Daire, aynı zamanda, şartlı tahliye içermeyen takdiri müebbet hapis cezası bakımından (yani, İngiltere ve Galler’de, şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararı), cezanın uygulanması anında hiçbir 3. madde sorunu ortaya çıkmadığını saptamakta da haklıdır. Aslında, Hükümet’in sunumuna göre, hiçbir zaman da ortaya çıkmayabilir. Bu nedenle, Sözleşme müebbet hapis cezaları bakımından bir gözden geçirme mekanizmasının bulunmasını gerektirmez. Bir gözden geçirme mekanizmasıyla sadece zayıf bir tahliye umudu verilmesi amaçlanacaktır. Bu ümidin zayıf niteliği, şartlı tahliye olmaksızın uygulanan müebbet hapis cezasının, suçluya, suçunun istisnai ağırlığından dolayı cezalandırmak amacıyla verildiği ve suçun ağırlığının zaman içinde değişmediği olgusundan kaynaklanmıştır. 3. madde, böyle zayıf ümit sunan bir yöntemi gerekli kılmaz. Bunun yerine, devam eden tutulma 3. madde ile bağdaşmaz hale geldiğinde, mahkûmun Sözleşme haklarının korunmasını gerektirir. Başvurucuların davalarında bu sorun ortaya çıkmamıştır ve hiçbir zaman çıkmayabilir. 94.  İstinaf Mahkemesi’nin Bieber davasındaki kararına ve Devlet Bakanı’nın 1997 Kanunu’nun 30. bölümünde bulunan tahliye etme yetkisine dayanan (bakınız yukarıda 47. ve 42. paragraflar) Hükümet, şartlı tahliye içermeyen müebbet hapis cezasının indirilemez bir müebbet hapis cezası olmadığını ileri sürmüştür. Devlet Bakanı’nın yetkisi geniştir ve kuralcı değildir. Bu yetkiyi kullanırken, Sözleşme’ye uygun hareket etmesi gerekir. Bu nedenle, başvurucular devam eden tutulmalarının herhangi bir cezalandırma amacı ile haklı kılınmadığını ileri sürmek istediklerinde ve durumun böyle olduğu gösterilirse, 30. bölüm onların serbest bırakılmasına olanak sağlar. Devlet Bakanı’nın herhangi bir aksi kararı yargısal denetime tabi olacaktır. 95.  Hükümet, Daire’nin şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararlarına ilişkin mevcut yasal çerçevede, 2003 Kanunu’nda, yirmi beş yılını tamamlamış mahkûmun durumunun gözden geçirilmesi mekanizmasının bulunmayışı ile ilgili gözlemlerini ele alırken, Kanun’un hedeflerinden birisinin, cezalandırma ve caydırıcılık amaçlarının karşılığı olan uygun hapis sürelerine ilişkin kararları yargısallaştırmak olduğunu ileri sürmüştür. 2003 Kanunu’nun 21. tablosu müebbet hapis cezası davalarında asgari hapis süresinin belirlenmesi bakımından ayrıntılı olan ve kuralcı olmayan ilkeler içermektedir. Hükümet aynı zamanda, üç başvurucunun hepsinin davasında, şartlı tahliye olmaksızın hapis cezası kararlarının başvurucuların suçlarının ciddiliğini ve bütün ilgili ağırlaştırıcı ve hafifletici nedenleri dikkate alan bağımsız yargıçlar tarafından verildiğini vurgulamıştır. Bu kararlar İstinaf Mahkemesi’nin incelemesine tabidir. 96.  Yukarıda belirtilen nedenlerle ve Daire’nin kararında yer alan gerekçelerle, Hükümet sunumuna göre, üç başvurucunun tamamında Sözleşme’nin 3. maddesinin hiçbir ihlali bulunmamaktadır. 2. Başvurucular 97.  Başvurucular davalarında 3. maddenin ihlalinin bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. Hükümet’in sunumlarına karşın, cezaları indirilebilir değildir: şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapse mahkûm hiçbir kişi 1997 Kanunu’nun 30. bölümü veya diğer bir yetki kapsamında serbest bırakılmamıştır. 98.  Başvurucular Daire’nin üç tip müebbet hapis cezası arasında ayrım yapmakta doğru olduğunu kabul etmişlerdir. Öte yandan, Daire, daha sonra, bu devam eden hapsetmeyi haklı kılacak meşru cezalandırma nedenleri ortadan kalkıncaya kadar bir 3. madde sorunun ortaya çıkmadığı bulgusunda yanılgıya düşmüştür. Bu yaklaşım kusurludur çünkü iki konuyu ele almamıştır: (i) başvurucuların şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararlarının baştan beri kötü muamele oluşturduğuna dair maddi 3. madde sorunu ve (ii) 3. maddenin ihlalinin olmamasını sağlamak için şartlı tahliye içermeyen müebbet hapis cezasıyla bütünleştirilecek bir gözden geçirmenin usuli koşulları. 99.  İlk sorun bakımından, başvurucular, bir müebbet hapis mahkûmunun topluma bir risk oluşturduğu için hayatının geri kalan kısmını hapiste geçirebileceğini ve bu gerçekleşirse herhangi bir 3. madde sorunu ortaya çıkmayacağını kabul etmişlerdir. Öte yandan, tamamen cezalandırma amaçlı uygulanan şartlı tahliye içermeyen müebbet hapis kararı, doğrudan insan onuruna zarar vermekte, insan ruhunu yıkıma uğratmakta ve şartlı tahliye bakımından gelecekte ortaya çıkabilecek telafi edici gerekçelerin yeterliliğini göz ardı etmektedir. Daire’nin saptadığı üzere, tutulmanın haklı nedenleri; cezalandırma, caydırıcılık, kamunun korunması ve rehabilitasyon içerir. Fakat bu nedenlerin dengesi zamanla değişebilir. Gözden geçirilemez bir şartlı tahliye içermeyen müebbet hapis kararı, bu nedenlerde ceza çekilirken ne çeşit değişiklikler olduğuna bakılmaksızın bir mahkûmun ölünceye kadar hapis kalacağı anlamına gelmektedir. Bundan başka, ölüm cezasının kaldırılmasından bu yana, şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararı bir mahkûmu kalıcı olarak toplumun dışında bırakan tek cezadır ve Avrupa ceza politikasında baskın olan yeniden bütünleşme ilkesine ters düşmektedir. Hiçbir Avrupa Konseyi belgesi şartlı tahliye içermeyen müebbet hapis kararını desteklememektedir ve İÖK gibi bazı organlar şartlı tahliye içermeyen müebbet hapis cezasını insanlık dışı kabul etmektedir ... Bu yaklaşım, cezaların uygulanması aleyhine Avrupa oydaşması, İtalyan ve Alman Anayasa Mahkemeleri’nin görüşleri, Yüksek Mahkeme tarafından açıklanan görüşler ile dünyadaki Anayasa Mahkemeleri tarafından desteklenmiştir (ilgili karşılaştırmalı hukuk için bakınız yukarıda paragraf 68 vd.). Aynı zamanda, İskoçya’da, şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararlarının mümkün olmaması ve yargıçların bütün davalarda asgari süreleri belirlemesini arayan İskoç Parlamento Kanunu’nun İskoç hukuku ile Sözleşmeye uygunluğu sağlamak için hazırlanmış olması öğreticidir (bakınız aynı zamanda yukarıdaki 68. paragraf). 100.  İkinci sorun, yani şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararının gözden geçirilmesinin usuli koşulları bakımından, başvurucular, Hükümet’in, yirmi beşinci yıl periyoddaki gözden geçirmenin 2003 Kanunu’na eklenememesine hiçbir ilkesel gerekçe gösteremediğini ileri sürmüşlerdir. Böyle bir gerekçeyi ne bu Mahkeme’ye yaptıkları sunumlarında ne de bu gözden geçirmeyi yeniden getiren bir yasal değişiklik teklif edildiğinde fakat Mart 2012’de Lordlar Kamarasında reddedildiğinde de göstermemişlerdir. Yirmi beşinci yıl gözden geçirmesi için ek destek Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’nde bulunabilir: bu Statü’ye taraf 121 Devlet, soykırım gibi son derece ciddi durumlarda bile, böyle bir gözden geçirmenin gerekli olduğunu açıkça kabul etmiştir. 101.  Son olarak, ilk ve ikinci başvurucu cezalarının kötü muamele anlamına geldiği şikâyetlerini desteklemek için, depresyon ve umutsuzluk durumu içinde yaşadıklarını, cezalarının uygulanması sürecinde meydana gelen kişiliklerindeki bozulmaları belgeleyen, iki klinik psikoloğu tarafından verilen rapora dayanmıştır. C.  Büyük Daire’nin değerlendirmesi 1.  “Büyük orantısızlık” 102.  Daire, büyük orantısız bir cezanın Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal edeceğini saptamıştır. Taraflar bu önermeyi Daire önündeki sunumlarında kabul etmişler ve Büyük Daire önündeki sunumlarında da kabul etmeye devam etmişlerdir. Büyük Daire, Daire’nin bulgularına katılmaktadır ve doğruluğunu teyit etmektedir. Aynı zamanda, bu testin sadece nadiren ve olağandışı durumlarda yerine getirileceği konusunda da Daire’ye katılmaktadır (bakınız yukarıda 83. paragraf ve Daire Kararı’nın 88. ve 89. paragrafları). 2.  Müebbet Hapis Cezası 103.  Öte yandan, başvurucular, şartlı tahliye içermeyen müebbet hapis kararlarının büyük oranda orantısız olduğunu iddia etmediklerinden, Daire’nin yaptığı gibi, şartlı tahliye içermeyen müebbet hapis kararlarının Sözleşme’nin 3. maddesine başka nedenlerle aykırı olup olmadığını incelemek gereklidir. Bu incelemeyi yönlendiren genel ilkeler aşağıdaki gibidir. 104.   Bir Devletin, cezaların gözden geçirilmesi ve serbest bırakma düzenlemeleri dâhil, belli bir ceza yargılaması sistemini tercih etmesi, sistemin Sözleşme’de ortaya konulan ilkeleri ihlal etmemesi şartıyla, Mahkeme’nin Avrupa düzeyinde yürüttüğü denetimin ilke olarak alanı dışında kalacağı, Mahkeme’nin içtihatlarında yerleşiktir (bakınız yukarıda 99. paragraflarda belirtilen Kafkaris). 105.  Ek olarak, İstinaf Mahkemesi’nin R - Oakes davasında gözlemlediği üzere ... adil ve orantılı cezalandırmaya ilişkin sorunlar rasyonel tartışma ve medeni itilaf konusudur. Dolayısıyla, belli suçlar bakımından hapis cezalarının uygun sürelerine karar verirken, Sözleşmeci Devletlere bir takdir yetkisi izni verilmelidir. Mahkeme’nin belirttiği üzere, belli bir suça uygulanabilecek uygun sürenin ne olduğuna karar vermek veya uygun hapsetme süresini veya yetkili bir mahkemenin verdiği mahkûmiyet sonrası bir kişi tarafından çekilmesi gereken başka bir cezayı ilan etmek kendi görevi değildir (bakınız T.- Birleşik Krallık [BD], no. 24724/94, § 117, 16 Aralık 1999; V. - Birleşik Krallık [BD], no. 24888/94, § 118, ECHR 1999-IX ve Sawoniuk - Birleşik Krallık (karar), no. 63716/00, ECHR 2001-VI). 106.  Aynı nedenlerle, Sözleşmeci Devletler, özellikle insan öldürme gibi çok ciddi suçlardan dolayı yetişkin suçlulara müebbet hapis cezası vermekte serbesttirler: böyle bir cezanın yetişkin suçlulara uygulanması tek başına Sözleşme’nin 3. veya başka bir maddesi tarafından yasaklanmamıştır veya 3. madde veya başka bir madde ile bağdaşmaz değildir (bakınız yukarıda 97. paragrafta belirtilen Kafkaris). Bu durum, bir ceza zorunlu olmamasına karşın, bağımsız bir yargıç tarafından herhangi bir davada mevcut olan bütün hafifletici ve ağırlaştırıcı nedenleri dikkate alarak uygulanmışsa, özellikle böyledir. 107.  Öte yandan, Mahkeme’nin Kafkaris davasında saptadığı üzere, indirim yapılamaz müebbet hapis cezasının bir yetişkine uygulanması 3. madde kapsamında bir sorun ortaya çıkarabilir (ibid.). Bu ilkenin, Mahkeme’nin altını çizmeyi ve yeniden teyit etmeyi gerekli gördüğü iki farklı fakat ilgili yönü bulunmaktadır. 108.  İlk olarak, bir müebbet hapis cezası, indirim yapılamaz ceza statüsünü, fiilen tam çekilebilir olabilmesi gerçeğine dayanarak kazanmaz. Bir müebbet hapis cezası hukuken ve fiilen indirilebilirse, 3. madde kapsamında ortaya hiçbir soru işareti çıkmaz (bakınız yukarıda 98. paragrafta belirtilen Kafkaris). Bu açıdan, Mahkeme, örneğin, bir müebbet hapis mahkûmu iç hukukta serbest bırakılmasının değerlendirilmesi hakkına sahipse, fakat topluma tehlike oluşturmaya devam ettiği gerekçesiyle tahliyesi reddedilmişse, 3. madde ile ilgili hiçbir sorun ortaya çıkmayacağının altını çizer. Devletlerin Sözleşme kapsamında kamunun şiddet suçlarından korunması için önlemler alma görevi bulunduğu için bu böyledir ve suçlunun devam eden hapsinin kamunun korunması açısından gerekli olması şartıyla, Sözleşme, Devletlerin ciddi bir suçtan mahkûm edilen bir kişiyi süresiz bir cezaya tabi tutmasını yasaklamaz (aralarındaki farkları dikkate alarak bakınız, her ikisi de yukarıda belirtilen T. - Birleşik Krallık, § 97 ve V.- Birleşik Krallık, § 98). Gerçekten de, bir suçlunun yeniden suç işlemesini önlemek, bir hapis cezasının “esas işlevleri”nden birisidir (bakınız Mastromatteo - İtalya [BD], no. 37703/97, § 72, ECHR 2002-VIII; Maiorano ve Diğerleri - İtalya, no. 28634/06, § 108, 15 Aralık 2009 ve aralarındaki farkları dikkate alarak, Choreftakis ve Choreftaki - Yunanistan, no. 46846/08, § 45, 17 Ocak 2012). Bu insan öldürme veya kişilere karşı işlenen diğer ciddi suçlardan mahkûm edilenler bakımından özellikle böyledir. Sadece bu mahkûmların cezaevinde hâlihazırda çok uzun kaldıkları gerçeği Devletin kamuyu korumaya yönelik pozitif yükümlülüğünü zayıflatmaz; Devletler bu tip müebbet hapis mahkûmlarını tehlikeli oldukları sürece tutmaya devam ederek bu yükümlülüğü yerine getirebilirler (örneğini bakınız, yukarıda belirtilen Maiorano ve Diğerleri). 109.  İkincisi, müebbet hapis cezasının belli bir davada indirim yapılabilir nitelikte görülüp görülemeyeceğinin saptanmasında, Mahkeme bir müebbet hapis mahkûmunun serbest bırakılma ümidine sahip olduğunun söylenip söylenemeyeceğini ortaya çıkarmaya çalışacaktır. Ulusal hukuk müebbet hapis cezasının hafifletilmesi, affedilmesi, sonlandırılması veya şartlı tahliye edilmesi amacıyla gözden geçirilmesi ihtimalini sağlamışsa, 3. maddeye uymak için bu yeterli olacaktır (bakınız yukarıda 98. paragrafta belirtilen Kafkaris). 110.  Bir müebbet hapis cezasının 3. maddeye uygun olması bakımından, hem serbest bırakılma şansının hem de cezanın gözden geçirilme ihtimalinin neden bulunması gerektiğinin çok sayıda gerekçesi vardır. 111.  Bir mahkûmun, hapsin cezai temelleri olmadıkça, hapsedilemeyeceği sorgulanamaz. İstinaf Mahkemesi’nin Bieber davasında ve Daire’nin mevcut davadaki kararında kabul edildiği üzere, bu temeller cezalandırmayı, caydırıcılığı, kamu korumasını ve rehabilitasyonu içerecektir. Bu temellerin çoğu müebbet hapis cezası verildiği zaman mevcut olmalıdır. Öte yandan, hapis bakımından bu haklı sebepler arasındaki denge mutlaka değişmez değildir ve ceza süresince yer değiştirebilirler. Cezanın başlangıcında hapsetmenin birincil haklı nedeni olabilecek gerekçe, cezanın uzun bir süre çekilmesinden sonra aynı haklılığı taşımayabilir. Sadece bu cezanın uygun bir noktasında, devam eden hapsin haklılığının gözden geçirilmesiyle, bu nedenler veya değişimler tam anlamıyla değerlendirilebilir. 112.  Bundan başka, şartlı tahliye içermeyen bir müebbet hapis mahkûmu, serbest bırakılma ümidi olmaksızın ve cezasının gözden geçirilmesini isteme ihtimali olmadan hapsedilirse, suçunu asla telafi edememe riski bulunmaktadır: mahkûm cezaevinde ne yaparsa yapsın, rehabilitasyon yoluyla gelişimi ne kadar olağanüstü olursa olsun, cezası sabit ve gözden geçirilemez kalacaktır. Gerçek şu ki, cezalandırma zamanla daha yüksek hale gelmektedir: mahkûm ne kadar çok yaşarsa, ceza o kadar uzun olur. Böylece, şartlı tahliye içermeyen müebbet hapis cezası, uygulanma zamanında hak edilmiş bir ceza olsa bile, zamanın geçmesiyle birlikte – Wellingtondavasında Lord Justice Laws’ın kelimeleriyle ifade edilirse – adaletin ve orantılı cezalandırmanın zayıf bir güvencesi haline gelecektir ... 113.  Ayrıca, Federal Alman Anayasa Mahkemesi’nin Müebbet Hapis Cezası davasında kabul ettiği üzere ..., bir kişiyi en azından bir gün özgürlüğünü tekrar kazanma şansı vermeksizin zor kullanarak özgürlüğünden mahrum etmek, Devlet açısından Temel Kanun’da yer alan insan onuru hükmüyle bağdaşmaz olacaktır. Bu karar, Anayasa Mahkemesi’ni, cezaevinde yetkililerinin müebbet hapis cezasına çarptırılmış mahkûmun rehabilitasyonu için çaba sarf etme görevinin bulunduğunu ve en önemli parçası olarak insan onurunu yerleştirmiş olan herhangi bir toplumda, bu rehabilitasyona anayasal olarak ihtiyaç olduğunu saptamaya itmiştir. Gerçekten de, Anayasa Mahkemesi sonraki tarihli Savaş Suçlusu davasında, bu saptamanın, suçlarının niteliği ne olursa olsun bütün müebbet hapis mahkûmlarına uygulanacağını ve yalnızca yatalak veya ölüme yakın olanların serbest bırakılmasının yeterli olmadığını açığa kavuşturmuştur ... Benzer hususlar, Mahkeme’nin sık sık belirttiği gibi, özü insan onuruna saygıya dayanan Sözleşme sistemi gereğince uygulanmalıdır (diğerleri arasında, bakınız, Pretty – Birleşik Krallık, no. 2346/02, § 65, ECHR 2002-III ve V.C. - Slovakya, no. 18968/07, § 105, ECHR 2011 (alıntılar)). 114.  Gerçekten, müebbet hapis cezasından yatanlar dâhil, bütün mahkûmlara rehabilitasyon ve bu rehabilitasyon başarıyla sonuçlanırsa serbest bırakılma şansının sunulması ilkesine artık Avrupa ve uluslararası hukukta açık destek bulunmaktadır. 115.  Cezalandırma, hapsetmenin amaçlarında birisi olarak kalsa da, Mahkeme, Avrupa ceza politikasındaki vurgunun artık, özellikle uzun bir hapis cezasının sonuna doğru, hapsin rehabilitasyon amacı üzerinde bulunduğunu evvelce not etme fırsatını bulmuştur (örneğin içlerinde yer alan diğer referanslarla birlikte bakınız, Dickson – Birleşik Krallık [BD], no. 44362/04, § 75, ECHR 2007-V ve Boulois - Lüksemburg [BD], no. 37575/04, § 83, ECHR 2012). Avrupa Konseyi’nin yasal belgelerinde, rehabilitasyon amacı en açık olarak, bütün hapsetmelerin özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin özgür toplumla tekrar bütünleşmesini kolaylaştıracak şekilde yönetileceğini düzenleyen Avrupa Cezaevi Kuralları’nın 6. maddesi ile, hükmü kesinleşmiş mahkûmlar bakımından, cezaevi rejiminin mahkûmların sorumlu ve suçtan arındırılmış bir yaşama yönelmelerini sağlayacak şekilde tasarlanması gerektiğini düzenleyen 102.1 maddesinde ifade edilmiştir ... 116.  İlgili Avrupa Konseyi belgeleri ... aynı zamanda, ilk olarak, rehabilitasyon yükümlülüğünün müebbet hapis cezası mahkûmlarına da eşit olarak uygulanabilir olduğunu ve ikinci olarak, rehabilitasyonları halinde, müebbet hapis cezası mahkûmlarının şartlı tahliye şansından yararlanması gerektiğini de göstermektedir. Avrupa Cezaevi Kuralları’nın 103. maddesi, cezası kesinleşmiş mahkûmlar bakımından cezaevi rejiminin uygulanmasında, bireysel mahkûmiyet planlarının hazırlanmasını gerektiğini ve diğerleri arasında, serbest bırakma amacıyla hazırlık yapılmasının bu planların içinde bulunması gereğini düzenlemektedir. Bu mahkûmiyet planları madde 103.8 uyarınca özellikle müebbet hapis mahkûmlarına kadar genişlemektedir ... Bakanlar Komitesi’nin 76(2) sayılı Tavsiye Kararı, bütün mahkûmların davalarının – müebbet hapis cezası mahkûmları dâhil – şartlı tahliyenin tanınıp tanınmayacağını karara bağlamak için mümkün olduğu kadar erken gözden geçirilmesini tavsiye etmektedir. Bu tavsiye kararı aynı zamanda, müebbet hapis cezalarının, cezanın sekiz ile on dördüncü yılları arasında gözden geçirilmesini ve belirli aralıklarla da tekrar edilmesini tavsiye etmektedir ... 2003(23) sayılı (cezaevi idaresinin müebbet hapis ve diğer uzun süreli hapis cezalarını yönetimi üzerine) Tavsiye Kararı, müebbet hapis cezası mahkûmlarının, cezaevi sistemi yoluyla gelişebilmesi amacı dâhil, serbest bırakılmaları bakımından yapıcı hazırlanmadan yararlanmaları gerektiğini vurgulamaktadır. Tavsiye aynı zamanda, müebbet hapis cezası mahkûmlarının şartlı tahliye olasılığından yararlanmaları gerektiğini açıkça belirtmektedir (özellikle bakınız, tavsiyenin 2., 8. ve 34. paragrafları ile tavsiyeye ekli raporun 131. paragrafı ...). 2003(22) sayılı (şartlı tahliye konusundaki) Tavsiye Kararı aynı zamanda şartlı tahliyenin bütün mahkûmların kullanımına sunulması ve müebbet hapis cezası mahkûmlarının serbest bırakılma ümidinden yoksun bırakılmaması gerektiğini de açıklığa kavuşturmaktadır (bakınız tavsiye kararı paragraf 4(a) ve açıklayıcı memorandumun 131 paragrafı ...). İşkenceyi Önleme Komitesi, İsviçre ile ilgili yakın tarihli raporunda benzer görüşleri ifade etmiştir ... 117.  Ayrıca, hem müebbet hapis cezası mahkûmlarının rehabilitasyonu hem de bunların muhtemel serbest bırakılma umudunun canlı tutulmasının sağlanması üstlenimi Sözleşmeci Devletler’in uygulamalarında da dile getirilmiştir. Bu, Alman ve İtalyan Anayasa Mahkemeleri’nin rehabilitasyon ve müebbet hapis cezası ile ilgili kararlarında... ve Mahkeme önündeki diğer karşılaştırmalı hukuk materyallerinden görülmektedir. Bunlar Sözleşmeci Devletler’in büyük çoğunluğunun ya müebbet hapis cezasını hiç uygulamadığını veya müebbet hapis cezası verseler de, belli bir dönem sonra, genellikle yirmi beş yıl yattıktan sonra müebbet hapis cezalarının gözden geçirilmesini güvence altına alan, hüküm hukuku mevzuatı ile bütünleşmiş, bazı özel mekanizmalar öngördüklerini gösterir (bakınız yukarıda 68. paragraf). 118.  Müebbet hapis cezası mahkûmlarının rehabilitasyonu ve bu kişilerin muhtemel serbest bırakılma ümidinin canlı tutulması üstlenimi, uluslararası hukukta da bulunabilir. Birleşmiş Milletler Hükümlülere Uygulanacak Muameleye İlişkin Asgari Standart Kurallar cezaevi yetkililerinin suçlunun topluma dönüşünü sağlamak için bütün mevcut kaynakları kullanmaya yöneltmektedir (bakınız 58–61, 65 ve 66 ... maddeler). Kurallarda baştan aşağı rehabilitasyona yapılan ilave ve açık yollamalar bulunmaktadır (bakınız yukarıda 79. paragraf). Aynı şekilde, Kişisel ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 10. maddesinin 3. paragrafı, ceza infaz sisteminin temel amacının mahkûmların iyileştirilmesi ve toplumsal rehabilitasyonları olacağını özel olarak düzenlemektedir. Hiçbir ceza infaz sisteminin sadece cezalandırıcı olmaması gerektiğini vurgulayan İnsan Hakları Komitesi’nin 10. madde Genel Yorumu’nda bunun altı çizilmiştir ... Son olarak, Mahkeme, Avrupa Konseyi üyesi Devletlerin büyük çoğunluğu dâhil 121 Devlet’in taraf olduğu Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’nün ilgili hükümlerini not eder. Statü’nün 110(3) maddesi yirmi beş yılını yattıktan sonra müebbet hapis cezasının gözden geçirileceğini, ondan sonra da belirli aralıklarla gözden geçirileceğini düzenlemektedir. 110(3) maddenin önemi, bu gözden geçirmeyi yönlendirecek ayrıntılı usuli ve maddi güvenceleri düzenleyen Statü’nün 110(4) ve (5) maddeleri ile UCM’nin Usul ve Delil Kuralları’nın 223. ve 224. maddeleriyle vurgulanmıştır. İndirim ölçütü, diğerleri arasında, mahkûmun hapisteki davranışının suçundan samimi olarak uzaklaştığı ve yeniden topluma kazandırılma umudu gösterip göstermediğimi içerir (bakınız madde 223(a) ve (b) ...). 3. Müebbet hapis cezası bakımından genel saptamalar 119.  Yukarıdaki nedenlerden dolayı, Mahkeme, müebbet hapis cezası kapsamında, 3. maddenin, müebbet hapis mahkûmunda meydana gelen herhangi bir değişikliğin, devam eden tutulmanın artık meşru cezalandırma amaçları ile haklı gösterilemeyeceği anlamını verecek derecede önemli olup olmadığını ve rehabilitasyon yoluyla sağlanan bu iyileşmenin ceza çekilirken yapılıp yapılmadığını iç hukuk makamlarının değerlendirmesine olanak verecek bir gözden geçirme mekanizması çerçevesinde, cezalarının indirilebilir olmasını aradığı biçiminde yorumlanması gerektiğini düşünmektedir. 120.  Öte yandan, Mahkeme, ceza yargılaması ve hüküm hukuku konularında Sözleşmeci Devletlere tanınması gereken takdir marjı dikkate alındığında (bakınız yukarıda 104. ve 105. paragraflar), gözden geçirmenin hangi biçimde (idari veya yargısal) yapılması gerektiğini tanımlamanın görevi olmadığını vurgular. Aynı nedenle, gözden geçirmenin ne zaman yapılması gerektiğini saptamak da Mahkeme’ye düşmez. Bununla beraber, Mahkeme aynı zamanda, önündeki karşılaştırmalı ve uluslararası hukuk materyallerinin, müebbet hapis cezasının uygulanmasından sonra yirmi beş yılı geçmeyecek bir gözden geçirmeyi ve sonrasında da periyodik gözden geçirmeyi güvence altına alan özel bir mekanizma kurulmasına açık bir destek verdiğini de gözlemler (bakınız yukarıda 117. ve 118. paragraflar). 121. Bu sonuçtan da anlaşılacağı üzere, iç hukukun böyle bir gözden geçirme ihtimalini düzenlemediği durumda, müebbet hapis cezası Sözleşme’nin 3. madde standartları ile aynı düzeyde olmayacaktır. 122.  Gerekli gözden geçirme, zorunlu olarak hükmün verilmesinden sonra ileriye dönük bir olgu olmasına karşın, bir müebbet hapis cezası mahkûmu, cezasına eklenen hukuki koşulların 3. madde gereklerini bu açıdan yerine getirmediği şikâyetini ileri sürebilmeden önce, süresi belli olmadan yıllarca beklemek ve cezasını çekmek yükümlülüğünde olmamalıdır. Bu hem hukuki kesinlik ilkesine hem de Sözleşme’nin 34. maddesinde mağdur terimine verilen anlam kapsamında mağdur statüsü hakkındaki genel ilkelere aykırı olacaktır. Bundan başka, bir cezanın verildiği zaman iç hukuka göre indirim yapılamaz olduğu durumlarda, belirsiz, gelecekteki bir tarihte, gösterdiği rehabilitasyona göre serbest bırakılmasının değerlendirilmesine olanak sağlayacak bir mekanizmanın uygulanacağını bilmeden, bir mahkûmun kendi rehabilitasyonu yönünde çalışmasını beklemek tutarsız olacaktır. Bir müebbet hapis cezası mahkûmu, ceza hükmünün başlangıcında, serbest bırakılması için cezasının ne zaman gözden geçirileceği veya geçirilmesinin istenebileceği dâhil, hangi şartlar altında ne yapması gerektiğini bilme hakkına sahiptir. Sonuç olarak, iç hukuk şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis cezasının gözden geçirilmesi için herhangi bir mekanizma veya imkân sağlamazsa, 3. madde ile bu nedenle ortaya çıkacak bağdaşmazlık, sonraki hapsedilme aşamasında değil, şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis cezasının hükmedilmesi anında hâlihazırda ortaya çıkar. 4.  Mevcut dava 123.  Geriye, yukarıdaki gözlemlerin ışığında, mevcut başvurucuların şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararlarının Sözleşme’nin 3. maddesinin gereklerini yerine getirip getirmediğinin değerlendirilmesi kalmaktadır. 124.  Mahkeme, Daire’nin kararında saptadığı üzere (94. paragrafta), İngiltere ve Galler’de müebbet hapis cezaları ile ilgili mevcut mevzuata, 2003 Kanunu’na, yirmi beş yıllık periyoddaki gözden geçirmenin dâhil edilmemesi kararı ile ilgili olarak Hükümet tarafından ileri sürülen gerekçelerden (bakınız yukarıda 95. paragraf) ikna olmadığını gözlemleyerek başlamalıdır. Mahkeme, yürütmeye tanınmış da olsa, böyle bir gözden geçirmenin önceki yasal sistemde mevcut olduğunu hatırlatır (bakınız yukarıda 46. paragraf). Hükümet, yirmi beş yıllık periyoddaki gözden geçirmenin 2003 Kanunu’na dâhil edilmediğini, çünkü Kanun’un amaçlarından birisinin cezalandırma ve caydırıcılık amaçlarıyla uyumlu hapsetme süresi ile ilgili kararları yargısallaştırmak olduğunu belirtmiştir (bakınız yukarıda 95. paragraf). Öte yandan, şartlı tahliye içermeyen bir müebbet hapis kararının verilip verilemeyeceğinin bağımsız bir yargıç tarafından belirlenmesi ihtiyacı, şartlı tahliye içermeyen müebbet hapis kararlarının daha sonraki bir aşamada meşru cezalandırma amaçları bakımından haklı kılınmasını sağlamak için gözden geçirilmesi gereğinden oldukça ayrıdır. Ayrıca, yasa değişikliklerinin belirtilen amacının müebbet hapis cezaları ile ilgili karar alma sürecinden yürütmeyi tamamen çıkarmak olduğu dikkate alınırsa, yirmi beş yıl gözden geçirilmesinin tamamen bertaraf edilmesindense, yirmi beş yıl gözden geçirilmesinin, daha önceden olduğu gibi yargı denetimine tabi olarak yürütme tarafından yapılması yerine, bundan böyle bütünüyle yargısal çerçevede yürütülmesi çok daha tutarlı olurdu. 125.  Bundan başka, müebbet hapis mahkûmlarının serbest bırakılma umudu ile ilgili mevcut kanunda belirginlik eksikliği vardır. 1997 tarihli Kanun’un 30. bölümünün şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis cezasını çeken dâhil, Devlet Bakanı’na herhangi bir mahkûmu serbest bırakma yetkisi verdiği doğrudur (bakınız yukarıda 42. paragraf). Devlet Bakanı’nın bu yetkiyi kullanırken – bütün kanuni yetkilerde olduğu gibi – Sözleşme’ye uygun olarak hareket etmekle yasal olarak bağlı olduğu da doğrudur (bakınız İnsan Hakları Kanunu’nun 6(1) bölümü ...). Bu nedenle, Hükümet’in Mahkeme önündeki savunmasında önerdiği gibi, 30. bölümü, Devlet Bakanı’na sadece serbest bırakma yetkisi veren bir düzenleme olarak değil, fakat bu yetkiyi kullanma ve devam eden hapsin, örneğin meşru cezalandırma amaçlarıyla artık haklı kılınamaması nedeniyle 3. madde ile bağdaşmaz hale geldiği gösterilebilirse, Bakan’a serbest bırakma yükümlülüğü getirdiği şeklinde yorumlamak mümkün olabilecektir. Bu aslında, İstinaf Mahkemesi tarafından Bieber davasında 30. bölüme verilen anlam ve bu anlamın Oakes davasında İstinaf Mahkemesi tarafından tekrar teyit edilmesidir (bakınız özellikle Bieber davasının 48. ve 49. maddelerini gösteren yukarıdaki 49. paragraf ve İstinaf Mahkemesi’nin, 30. bölüm yetkisi tedbirli bir şekilde kullanılmışsa da, Sözleşme’nin 3. maddesine gerekli uygunluğu gerçekleştirmek için Devlet Bakanı tarafından neden kullanılmaması gerektiğinin hiçbir gerekçesinin olmadığı gözlemi). Şartlı tahliye içermeyen müebbet hapis mahkûmlarının serbest bırakılması için yasa çerçevesinde bir umut sağlayan 30. bölümünün bu yorumu, ilke olarak Mahkeme’nin yukarıda belirtilen Kafkaris davasındaki kararı ile tutarlıdır. Başvurucuların davasında, yürürlükteki iç hukukta bu sonucu verecek yeterli derecede bir belirliliğin mevcut olduğu saptanabilirse, cezalarının indirilemez olduğu ve böylece 3. maddenin hiçbir ihlalinin ortaya çıkmadığı söylenemez. 126.  Öte yandan, Mahkeme, yargı hükümleri yanında, yayımlanmış politikalardaki mevcut hukuk kurallarını ve bu hukukun pratikte şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis mahkûmlarına uygulanmasını dikkate almalıdır. Bununla birlikte şu var ki, İstinaf Mahkemesi’nin Bieber davasındaki kararına rağmen, Devlet Bakanı, 30. bölüm yetkilerini ne zaman kullanacağı hususundaki açıkça belirlenmiş ve sınırlayıcı olan politikasının şeklini değiştirmemiştir. İstinaf Mahkemesi’nin 30. bölüm yorumuna karşın, Cezaevi Hizmet Kararnamesi yürürlüktedir ve bu salıvermeye, sadece gösterici değil, ancak kesin tüketici olarak listelenmiş koşullarda, yani bir mahkûmun ölümcül hasta veya fiziksel olarak kısıtlı olması halinde ve diğer ek ölçütler yerine getirilirse (yani, yeniden suç işleme riski çok düşüktür, daha fazla hapsedilme mahkûmun ortalama ömrünü azaltacaktır, cezaevi dışında mahkûmun bakım ve tedavisi için elverişli düzenlemeler bulunmaktadır ve erken serbest bırakılma mahkûma ve ailesine bazı önemli yararlar sağlayacaktır) emredilebileceğini düzenlemektedir. 127.  Bunlar son derece kısıtlayıcı şartlardır. Bu şartların şartlı tahliye içermeyen bir müebbet hapis kararı dolayısıyla yatan bir mahkûm tarafından yerine getirilebileceği farz edilse bile, Mahkeme, ölümcül hasta veya fiziksel olarak kısıtlı olanların insani nedenlerle erken tahliyesinin, eğer bu tahliyenin bütün anlamı bir mahkûmun cezaevi duvarının arkasından ziyade evde veya hastanede ölmesi ise, gerçekten serbest bırakılma olarak görülüp görülemeyeceğinden şüphe etmekte haklı olduğu görüşündedir. Gerçekten de, Mahkeme’ye göre, insani nedenlerle bu çeşit erken tahliye, yukarıda belirtilen Kafkaris davasındaki “serbest bırakılma umudu” ile kastedilen bir tahliye değildir. Aslında, bizzat Kararname’nin hükümleri Kafkaris ile çelişkilidir ve bundan dolayı 3. maddenin amaçları bakımından yeterli değildir. 128.  Bundan başka, Cezaevi Hizmet Kararnamesi’nin cezaevi yetkilileri ile birlikte tüm mahkûmlara atıfta bulunduğu kabul edilmelidir. Öte yandan, İstinaf Mahkemesi’nin Bieber davasındaki gerekçesinden elde edilen ve Hükümet’in bu Mahkeme önündeki savunmalarında dayanılan, Devlet Bakanı’nın 1997 Kanunu’nun 30. bölümü kapsamındaki serbest bırakma yetkisini kullanması bakımından İnsan Hakları Kanunu ile Sözleşme’nin 3. maddesinin anlamına ilişkin gerekli açıklamalara, bu Kararname yer vermemiştir. Özellikle, Kararname – İnsan Hakları Kanunu tarafından kullanıma sunulan – şartlı tahliye içermeyen müebbet hapis mahkûmlarının cezalarını çekerken herhangi bir zamanda meşru cezalandırma amaçlarıyla serbest bırakılmayı talep etme ihtimalini bile yansıtmamaktadır. Bu durumda, Hükümet’in uygulanabilir iç hukukun durumu bakımından kendi sunumlarına dayanarak, Devlet Bakanı’nın 30. bölüm kapsamındaki yetkilerini – Kararname’den doğrudan etkilenen – şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis mahkûmları için kullanmaya sevk edebilecek istisnai koşulları sadece kısmen belirtmiş olmaktan Cezaevi Hizmet Kararnamesi sorumludur. 129.  Sonuç olarak, şartlı tahliye ihtimali bulunmayan müebbet hapis mahkûmlarını ilgilendirdiği kadarıyla, yürürlükteki iç hukukta var olan belirginlik eksikliği dikkate alındığında, Mahkeme, eğer bu kişiler devam eden tutulmalarının artık hiçbir meşru cezalandırma amacı ile haklı görülemeyeceğini ve bu nedenle Sözleşme’nin 3. maddesinde aykırı olduğunu göstermek isterlerse, 1997 Kanunu’nun 30. bölümünün başvuruculara uygun ve yeterli bir giderim yolu sağladığı şeklinde anlaşılacağı şeklindeki Hükümet açıklamasını kabul edemez. Mevcut durumda, bir müebbet hapis cezası mahkûmunun serbest bırakılması için 30. bölüm kapsamında böyle bir başvuru yaptığı düşünülse, Devlet Bakanı’nın Cezaevi Hizmet Kararnamesi’nde düzenlendiği üzere sınırlayıcı politikayı mı uygulayacağı yoksa Bieber davasında belirlenen testi uygulayarak bu Kararname’nin açıkça ayrıntılı hükümlerinin ötesine mi geçeceği belirsizdir. Elbette ki, salıvermenin Bakanlık tarafından reddi yargısal denetime tabi olacaktır ve bu işlemler sırasında, hukuksal durum, örneğin, Cezaevi Hizmet Kararnamesi’nin Devlet Bakanı tarafından geri çekilmesi ve değiştirilmesi ile veya mahkemeler tarafından iptali ile açıklığa kavuşturulabilir. Öte yandan, bu tip olasılıklar, şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis mahkûmlarının istisnai salıverilme olasılığını düzenleyen uygulanabilir iç hukukunun hâlihazırda mevcut olan belirginlik eksikliğini gidermek bakımından yeterli değildir. 130.  Bundan dolayı, şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis kararlarının gözden geçirilmesine özgülenmiş herhangi bir mekanizmanın yokluğu yanında, 30. bölümün (İnsan Hakları Kanunu’na uygun olarak Birleşik Krallık hukuku gereğince, İstinaf Mahkemesi tarafından Sözleşme ile uyumlu bir şekilde yorumlandığı üzere) genel ifadesi ile Cezaevi Hizmet Kararnamesi’nde açıklanan tüketici koşullar arasındaki bu çelişki ışığında, Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesi amaçları bakımından başvurucuların müebbet hapis cezalarının hâlihazırda indirilebilir olarak kabul edilebileceğine ikna olmamıştır. Bu doğrultuda Mahkeme 3. madde gereklerinin her üç başvurucu bakımından bu açıdan yerine getirilmediğini saptar. 131.  Bu sonuca ulaşırken Mahkeme, mevcut yargılamalar boyunca, başvurucuların, kendi bireysel davalarında, devam eden tutulmaları bakımından, artık hiçbir meşru cezalandırma amacı bulunmadığını savunmaya çalışmadıklarını not eder. Başvurucular aynı zamanda cezalandırma ve caydırıcılık gerekleri yerine getirilmiş olsa bile, tehlikelilik gerekçesiyle hala tutulmaya devam edileceklerinin mümkün olabileceğini de kabul etmişlerdir. Başvurucuların davalarındaki herhangi bir ihlal bulgusu, bu nedenden dolayı, kendilerine derhal salıverilme umudu verecek şekilde anlaşılamaz. ... BU NEDENLERLE, MAHKEME 1.  Bir oya karşı on altı oyla, her bir başvurucu bakımından Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlali bulunduğuna karar verir; ... 3.  Bir oya karşı on altı oyla, ilk başvurucunun maruz kaldığı manevi zarar bakımından ihlal bulgusunun kendisinin adil karşılık oluşturduğuna karar verir; 4.  Bir oya karşı on altı oyla,, (a)  davalı Devlet’in ilk başvurucuya, ücret ve masraflar bakımından, üç ay içerisinde, başvurucuya yüklenebilir herhangi bir vergi ile birlikte, ödeme tarihinde uygulanabilir orandan pound sterline çevrilecek 40.000 AVRO ödemesine; (b)  yukarıda belirtilen üç ayın sona ermesinden ödeme tarihine kadar, gecikme süresince, yukarıdaki miktara, Avrupa Merkez Bankası’nın, yüzde üç eklenmiş, marjinal borç faiz oranına eşit miktarda basit faiz ödenmesine; karar verir. 5.  ilk başvurucunun adil karşılığa ilişkin geri kalan taleplerini oybirliği ile reddeder. Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkralarına uygun olarak İngilizce ve Fransızca olarak hazırlanmış ve Strazburg’daki İnsan Hakları Binası’nda 9 Temmuz 2013 tarihinde yapılan aleni duruşmada tefhim edilmiştir. Michael O’Boyle Dean Spielmann Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan Sözleşme’nin 45. maddesinin 2. fıkrası ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 74. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak, aşağıdaki ayrı görüşler bu karara eklenmiştir: (a)  Yargıç Ziemele’nin aynı yöndeki görüşü; (b)  Yargıç Power-Forde’nin aynı yöndeki görüşü; (c)  Yargıç Mahoney’nin aynı yöndeki görüşü; (d)  Yargıç Villiger’n kısmi muhalif görüşü. D.S. M.O Farklı görüşler çevrilmemiştir, fakat Mahkeme’nin içtihat veri tabanı HUDOC üzerinden ulaşılabilecek olan kararın resmi dil(leri) versiyonunda, İngilizce ve/veya Fransızca olarak yer alacaktır. © Avrupa Konseyi/İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, 2013 İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin resmi dilleri İngilizce Fransızca’dır. Bu çeviri, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Vakıf Fonu’nun desteği ile hazırlanmıştır (www.coe.int/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamakta ve Mahkeme de çevirinin kalitesi bakımından herhangi bir sorumluluk almamaktadır. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin içtihat veri tabanı HUDOC (http://hudoc.echr.coe.int) veya Mahkeme’nin paylaştığı diğer veri tabanları üzerinden indirilebilir. Yukarıdaki telif hakkının belirtilmesi ve İnsan Hakları Vakıf Fonu’na atıfla birlikte, davanın tam başlığının alıntılanması şartıyla ticari olmayan amaçlarla yeniden çoğaltılabilir. Bu çevirinin herhangi bir bölümü ticari amaçlarla kullanılmak isteniyorsa, lütfen iletişim kurunuz [email protected] © Council of Europe/European Court of Human Rights, 2013 The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (www.coe.int/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights (http://hudoc.echr.coe.int) or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact [email protected]. © Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2013. Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (www.coe.int/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (http://hudoc.echr.coe.int), ou de toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : [email protected]