ictihat

AİHM - Hutchinson/Birleşik Krallık davasında,, Dosya No : 57592/08, Tarih : 2015-02-03

# AİHM - Hutchinson/Birleşik Krallık davasında,, Dosya No : 57592/08, Tarih : 2015-02-03 AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM HUTCHINSON / BİRLEŞİK KRALLIK (Başvuru no. 57592/08) KARAR STRAZBURG 3 Şubat 2015 Büyük Daire’ye Havale 01/06/2015 İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir. Hutchinson/Birleşik Krallık davasında, Başkan Guido Raimondi, Yargıçlar George Nicolaou, Ledi Bianku, Nona Tsotsoria, Zdravka Kalaydjieva, Paul Mahoney, Krzysztof Wojtyczek ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Fatoş Aracı’nın katılımıyla oluşturulan ve Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Dördüncü Bölüm), 13 Ocak 2015 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir. USUL 1.  Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı aleyhine açılan davanın temelinde, Britanya vatandaşı Arthur Hutchinson’ın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”) 10 Kasım 2008 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (no. 57592/08) bulunmaktadır. 2.  Başvuran, Mahkeme önünde, Kyles Legal Practice’te görev yapan ve North Shields Barosu’na kayıtlı Avukat J. Turner ile hukuk danışmanları J. Bennathan QC ve K. Thorne tarafından temsil edilmiştir. Birleşik Krallık Hükümeti (“Hükümet”) ise, kendi görevlisi, yani Dışişleri Bakanlığı’ndan M. Addis tarafından temsil edilmiştir. 3.  Başvuran özellikle, kendisine verilen mutlak müebbet hapis cezasının Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlaline sebebiyet verdiğini iddia etmiştir. 4.  Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyet 10 Temmuz 2013 tarihinde Hükümet’e tebliğ edilmiş olup, başvurunun geri kalanı kabul edilemez ilan edilmiştir. OLAYLAR I.  DAVANIN KOŞULLARI 5.  Başvuran 1941 doğumludur ve Majestelerinin Durham Cezaevi’nde tutulmaktadır. 6.  Başvuran 1983 yılının Ekim ayında bir ailenin evine hırsızlık amacıyla girerek bir adamı, karısını ve yetişkin oğullarını bıçaklayarak öldürmüş ve 18 yaşındaki kızlarına ise, babasının cesedinin üzerinden sürükledikten sonra defalarca tecavüz etmiştir. Birkaç hafta sonra yakalanan başvurana suç isnadında bulunulmuştur. Başvuran duruşmada cinayetleri inkâr ederek ve cinsi münasebetin rızayla gerçekleştiğini iddia ederek suçlamaları reddetmiştir. Sheffield Ceza Mahkemesi 14 Eylül 1984 tarihinde başvuranı nitelikli hırsızlık, tecavüz ve üç cinayetten mahkûm etmiştir. 7.  Yargılamayı yürüten yargıç başvuranı müebbet hapis cezasına mahkûm etmiş ve İçişleri Bakanına söz konusu cezanın en az 18 yılının cezaevinde geçirilmesi önerisinde bulunmuştur. 12 Ocak 1988 tarihinde kendisinden tekrar görüş vermesi istendiğinde yargıç “hak edilen cezanın verilmesi ve genel anlamda caydırma amacıyla bu dava gerçekten müebbet hapis cezasını gerektiren bir davadır” şeklinde yanıt vermiştir. Yüksek Mahkeme Başkanı 15 Ocak 1988 tarihinde, “Açığa çıkabilecek tehlike bir yana, bu adamın asla serbest bırakılmaması gerektiği kanaatindeyim” ifadesini kullanarak sürenin mutlak müebbet olarak belirlenmesi önerisinde bulunmuştur. İlgili Bakan 16 Aralık 1994 tarihinde başvurana mutlak müebbet hapis cezası verilmesine karar verdiğini bildirmiştir. 8.  2003 tarihli Ceza Adaleti Yasası’nın yürürlüğe girmesinin ardından başvuran asgari hapis süresinin yeniden incelenmesi talebiyle Yüksek Mahkeme’ye başvuruda bulunmuştur. Yüksek Mahkeme Yargıcı Tugendhat 16 Mayıs 2008 tarihinde, ilgili Bakanın kararından farklı bir karar verilmesi için herhangi bir sebep olmadığına hükmederek, başvuranın davasına ilişkin kararını ([2008] EWHC 860 (QB)) bildirmiştir. Tek başına suçların ağırlığı dahi, ceza tayininde başlangıç noktasının mutlak müebbet hapis cezası olmasına neden olmuştur. Bunun yanı sıra, birtakım çok ciddi ağırlaştırıcı etkenler de söz konusu olmuştur. Yüksek Mahkeme Yargıcı Tugendhat sağ kalan mağdurun “sadistçe duygular içeren cinsi münasebeti” açıkladığı etki beyanına (impact statement) açıkça atıfta bulunmuştur. Herhangi bir hafifletici etken söz konusu olmamıştır. Temyiz Mahkemesi 6 Ekim 2008 tarihinde başvuranın temyiz başvurusunu reddetmiştir. II.  İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA 9.  2003 sayılı Ceza Adaleti Yasası uyarınca mutlak müebbet hapis cezası verilmesi usulüne ilişkin iç hukuk ve uygulama, Mahkeme’nin 66069/09, 130/10 ve 3896/10 no.lu, 9 Temmuz 2013 tarihli Vinter ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD] kararının 12-13. ve 35-41. paragraflarında açıklanmıştır. 10.  Adalet Bakanının mutlak müebbet hapis cezası mahkûmlarını serbest bırakma konusundaki takdir yetkisine ilişkin olarak, 1997 sayılı Suç (Ceza) Yasası’nın 30(1) maddesinde (“30. madde”) Adalet Bakanının müebbet hapis mahkûmunun insani gerekçelerle serbest bırakılmasını haklı kılan istisnai koşulların mevcut olduğundan emin olması halinde mahkûmun şartlı tahliyesine herhangi bir zamanda karar verebileceği öngörülmektedir. Söz konusu takdir yetkisinin kullanımına ilişkin kriterler, 2010 yılının Nisan ayında ilgili Bakan tarafından 4700 sayılı Cezaevi Yönetmeliği olarak çıkartılan Belirsiz Süreli Ceza Mahkûmları El Kitabı’nın (“Müebbet Hapis Mahkûmları El Kitabı”) 12. bölümünde belirtilmektedir. Müebbet Hapis Mahkûmları El Kitabı’nın 12. bölümünün ilgili kısımları aşağıdaki gibidir: “Tüm belirsiz süreli mahkûmların (BSM) tıbbi sebeplerle erken tahliyelerine ilişkin kriterler aşağıdaki gibidir: •  mahkûmun ölümcül bir hastalığa yakalanmış olması ve ölümüne az bir zaman kalması (herhangi bir süre belirtilmemiş olsa dahi, Kamu Koruma Sosyal Hizmetler Dairesine (PPCS) başvuru yapmak için üç aylık bir sürenin uygun olduğu düşünülebilir) veya belirsiz süreli mahkûmun yatağa bağımlı hale gelmiş olması veya benzer aciz bir duruma düşmesi; örneğin, sakatlanması veya ağır bir felç geçirmesi; ve •  tekrar suç işleme riskinin (özellikle cinsel veya şiddet içerikli) çok düşük olması; ve •  mahkûmun daha fazla cezaevinde tutulmasının ömrünü azaltacak olması; ve •  mahkûmun cezaevi dışında bakım ve tedavisi için uygun düzenlemelerin mevcut olması; ve •  mahkûmun erken tahliyesinin kendisi ve/veya ailesi açısından önemli ölçüde fayda sağlayacak olması.” [asıl metinde altı çizili olarak verilmiştir] 11.  1998 tarihli İnsan Hakları Yasası’nın 6. maddesi uyarınca ilgili Bakanın, bir kamu mercii olarak, 3. madde dâhil olmak üzere Sözleşme’de belirlenmiş haklara uygun hareket etmekle yükümlüdür. İnsan Hakları Yasası’nın 3. maddesine göre, mevzuatın mümkün olduğunca Sözleşme’ye uygun bir şekilde yorumlanması gerekmektedir. 12.  Mutlak müebbet hapis cezası programının Sözleşme’nin 3. maddesine uygunluğu konusundaki mevcut iç hukuk içtihadına, özellikle Temyiz Mahkemesi’nin R./Bieber ve R./Oakes ve Diğerleri kararlarına ve Lordlar Kamarası’nın R (Wellington)/İçişleri Bakanı kararına ilişkin özet bilgilere yukarıda anılan Vinter ve Diğerleri kararının 47-58. paragraflarında yer verilmiştir. 13.  Büyük Daire Vinter ve Diğerleri davasına ilişkin kararını 9 Temmuz 2013 tarihinde vermiştir. Aşağıda daha ayrıntılı olarak ele alınacak olan gerekçelerden ötürü Büyük Daire, iç hukuktaki Sözleşme’nin 3. maddesine uygun bir yeniden inceleme mekanizmasının varlığına ilişkin belirsizlik göz önünde bulundurulduğunda başvuranlara verilen mutlak müebbet hapis cezalarının indirim yapılamayacak mahiyette olduğunun anlaşıldığı kararına vararak, söz konusu cezaların Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlaline sebebiyet verdiğine hükmetmiştir. Vinter ve Diğerleri kararının ardından, yargılamayı yürüten yargıcın Vinter kararının mutlak müebbet hapis cezası verilmesine engel olduğu yönündeki görüşünün hatalı olduğu iddiasıyla Başsavcı tarafından havale edilen davayı incelemek ve mutlak müebbet hapis cezasına mahkûm edilen davalılar tarafından yapılan üç temyiz başvurusunu incelemek üzere, Temyiz Mahkemesi İngiltere ve Galler Yüksek Mahkeme Başkanı, Kraliçe’nin Yargıçlar Kurulu Başkanı, Temyiz Mahkemesi Ceza Dairesi Başkan Yardımcısı, diğer bir Yüksek Mahkeme İstinaf Dairesi Yargıcı ve kıdemli bir Yüksek Mahkeme yargıcını içeren özel bir Temyiz Mahkemesi düzeni oluşturulmuştur. Temyiz Mahkemesi R/Newell; R/McLoughlin [2014] EWCA Crim 188 davasındaki kararını 18 Şubat 2014 tarihinde vermiştir. Mutlak müebbet hapis cezalarının indirim yapılabilir mahiyette olup olmadığı ve dolayısıyla Sözleşme’nin 3. maddesine uygun olup olmadığı meselesine ilişkin olarak Temyiz Mahkemesi aşağıdaki gibi hükmetmiştir: “25. Dolayısıyla, 30. maddenin hükümlerinin Büyük Daire tarafından yorumlandığı şekilde Sözleşme’nin 3. maddesine uygun bir rejim sunup sunmadığına ilişkin ve İnsan Hakları Yasası’nın 2. maddesi kapsamındaki Strazburg Mahkemesi’nin kararını dikkate alma görevimizi yerine getirirken söz konusu yorumu benimsememiz gerektiği varsayımına ilişkin sorular gündeme gelmiştir. 26. Bu mahkemenin R/Bieber davasındaki kararını açıklarken Temyiz Mahkemesi Başkanı Lord Phillips, ilgili Bakanın 1997 tarihli Yasa’nın 30. maddesi kapsamındaki yetkisi dolayısıyla mutlak müebbet hapis cezasının uygun ve indirim yapılabilir mahiyette olduğu sonucuna varmıştır. Temyiz Mahkemesi Başkanı Lord Phillips 48. paragrafta şunları belirtmiştir: ‘Mevcut durumda ilgili Bakan’ın uygulaması, söz konusu yetkiyi tedbirli bir şekilde, örneğin mahkûmun ölümcül hasta veya yatalak olduğu veya benzer şekilde aciz duruma düşmüş olduğu koşullarda kullanması yönündedir. Ancak, mahkûmun daha fazla cezaevinde tutulmasının insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele anlamına geleceği noktaya ulaşılması halinde, Sözleşme’ye uyma koşulu özellikle dikkate alındığında, ilgili Bakanın mahkûmu serbest bırakma konusundaki kanuni yetkisini kullanmaması için herhangi bir gerekçe görmemekteyiz.’ Bu husus bu mahkemenin R/Oakes kararında yeniden teyit edilmiştir – Bk. 15. paragraf. 27. Büyük Daire, 1997 tarihli Yasa’nın 30. maddesinin R/Bieber kararında belirtilen yorumunun ilke olarak Kafkaris kararıyla tutarlı olduğunu kabul etmekle birlikte, yasanın yeterince açık olmayabileceğinden endişe duymuştur. Büyük Daire 126-127. paragraflarda aşağıdakileri belirtmiştir: ‘İlgili Bakan Temyiz Mahkemesi’nin Bieber davasındaki kararına rağmen, 30. madde kapsamındaki yetkisini ne zaman kullanacağına ilişkin açıkça belirtilmiş ve kısıtlayıcı politikasının koşullarını değiştirmemiştir. Temyiz Mahkemesi’nin 30. maddeyi yorumlamasına bakılmaksızın, yürürlükte kalmaya devam eden Cezaevi Yönetmeliği, tahliye kararının ancak ayrıntılı bir şekilde sıralanmış ve sadece örnekleyici olmayan belirli koşullarda verileceğini ... öngörmektedir. Söz konusu koşullar son derece kısıtlayıcıdır. Bu koşulların mutlak müebbet hapis cezası infaz edilmekte olan bir mahkûm tarafından sağlanabileceği varsayıldığında dahi, Mahkeme, Daire’nin ölümcül hastaların veya fiziksel olarak aciz duruma düşmüş olanların insani gerekçelerle tahliye edilmesinin, sadece mahkûmun cezaevi duvarları arkasında ölmek yerine, evde veya tedavisi olanaksız hastalara yönelik bir bakımevinde ölmesi anlamına geliyor ise gerçekten tahliye olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinden kuşkulanmakta haklı olduğu kanaatindedir. Nitekim Mahkeme’nin görüşüne göre, yukarıda anılan Kafkaris kararında “tahliye beklentisi” ile kast edilen şey, insani gerekçelere dayalı bu türden bir tahliye değildir. Bu itibarla, Yönetmeliğin şartları Kafkaris kararıyla tutarlılık göstermemektedir ve dolayısıyla Sözleşme’nin 3. maddesinin amaçları çerçevesinde yeterli değildir.’ 28. Dolayısıyla Büyük Daire, içerdiği belirsizlik nedeniyle 30. maddenin, bir failin daha fazla cezaevinde tutulmasının haklı olmadığını göstermeyi amaçlaması halinde, uygun ve yeterli bir telafi yolu sunmadığı kanaatine varmıştır. Büyük Daire 129. paragrafta şu sonuca varmıştır: ‘Şu anda, ilgili Bakanın bir mutlak müebbet mahkûmunun 30. madde uyarınca serbest bırakılmak üzere yaptığı bir başvuruyu değerlendirirken Cezaevi Yönetmeliğinde belirtilen mevcut kısıtlayıcı politikasını mı uygulayacağı ya da Bieber kararında ortaya konulan Sözleşme’nin 3. maddesi testini uygulamak suretiyle Yönetmeliğin görünüşte ayrıntılı olan koşullarının ötesine mi geçeceği açık değildir. Elbette, serbest bırakılma talebinin bakanlıkça reddi yargı denetimine tabidir ve bu türden yargılamalarda, örneğin Cezaevi Yönetmeliğinin ilgili Bakan tarafından ilga edilmesi ve değiştirilmesi ya da mahkemelerce iptal edilmesi suretiyle hukuki yaklaşımın açıklığa kavuşturulması da pekâlâ mümkün olabilir. Ancak, bu tür ihtimaller, başvuranın mutlak müebbet mahkûmlarının istisnai olarak serbest bırakılması ihtimaline ilişkin uygulanabilir iç hukukun durumundaki mevcut belirsizliği düzeltmek için yeterli değildir.’ 29. Bu görüşe katılmıyoruz. Bize göre, İngiltere ve Galler iç hukuku “mutlak müebbet mahkûmlarının istisnai olarak serbest bırakılması ihtimali” konusunda açıktır. R/Bieber kararında belirtildiği üzere, ilgili Bakan 1997 tarihli Yasa’nın 30. maddesi kapsamındaki yetkisini, iç idari hukuka ve Sözleşme’nin 3. maddesine uygun bir biçimde kullanmakla yükümlüdür. 30. Anladığımız kadarıyla Büyük Daire, Müebbet Hapis Mahkûmları El Kitabı’nda öngörülen politikanın yeniden gözden geçirilerek değiştirilmemesinin ciddi sonuçları olduğunun düşünülebileceği görüşündedir. Ancak, bize göre, bu durum hukuki bir mesele olarak sonuç doğurmamaktadır. Dolayısıyla önemli olan, İngiltere ve Galler’de yasanın ne olduğunu netleştirmemizdir. 31. İlk olarak, bahse konu madde kapsamındaki yeniden inceleme yetkisi, istisnai koşulların söz konusu olduğu durumlarda ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, mutlak müebbet hapis cezasına tabi olan failin ilgili Bakana, her ne kadar mutlak müebbet hapis cezası, kararın verildiği tarihte adil ceza niteliğinde olsa da, bu tarihten itibaren istisnai koşulların ortaya çıktığını göstermesi gerekmektedir. Bu koşulların neler olduğunun belirtilmesi veya kriterlerin belirtilmesi zorunlu değildir; “istisnai koşullar” kavramının kendisi yeterince kesindir. 32. İkinci olarak, ilgili Bakanın bunun üzerine bu tür istisnai koşulların, insani gerekçelere dayalı tahliyeyi haklı kılıp kılmadığını değerlendirmesi gerekir. Müebbet Hapis Mahkûmları El Kitabı’nda öngörülen politika oldukça kısıtlayıcı olup, ilgili Bakan tarafından değerlendirilecek olan meseleleri sınırlamayı amaçlamaktadır. El Kitabı, ilgili Bakanın insani gerekçelere dayalı tahliyeyle alakalı tüm koşulları değerlendirme görevini kısıtlayamaz. İlgili Bakan takdir yetkisini, sadece Müebbet Hapis Mahkûmları El Kitabı’nda belirtilen meseleleri dikkate almak suretiyle kısıtlayamaz. 7. paragrafta atıfta bulunduğumuz Hindley kararı paragraflarında ilgili Bakanın görevi açıkça belirtilmiştir; benzer şekilde 1997 tarihli Yasa’nın 30. maddesinin hükümleri, ilgili Bakanın mahkûmun insani gerekçelere dayalı olarak tahliyesiyle alakalı tüm istisnai koşulları dikkate almasını gerektirmektedir. 33. Üçüncü olarak, “insani gerekçeler” kavramının, mahkemenin R/Bieber kararında açıklığa kavuşturduğu üzere, Sözleşme’nin 3. maddesine uygun bir şekilde anlaşılması gerekmektedir. İnsani gerekçeler, Müebbet Hapis Mahkûmları El Kitabı’nda belirtilenlerle kısıtlı değildir. Teamül hukukunun dava bazında gelişmesi gibi, insani gerekçeler kavramı da geniş anlama sahip olan ve açıklığa kavuşturulması mümkün olan bir kavramdır. 34. Dördüncü olarak, ilgili Bakanın kararı, her davanın koşulları temelinde gerekçelendirilmeli ve yargı denetimi aracılığıyla incelemeye tabi olmalıdır. 35. Dolayısıyla İngiltere ve Galler hukukun bir faile, başlangıçta verilen adil cezayı daha fazla haklı kılınamayacak hale getiren istisnai koşullarda serbest kalma “umudunu” veya “ihtimalini” sunduğu fikrindeyiz. 36. Bu tür taleplerin, koşulların başlangıçta verilen ve gerekçelendirilmesi mümkün olan cezanın daha fazla haklı kılınamayacak ölçüde istisnai bir şekilde değişmiş olması kriteri temelinde kişi bazında incelenmesi, hukukun üstünlüğüyle tamamen bağdaşmaktadır. Başlangıçta işlenen suçun menfur niteliği dolayısıyla gerektirdiği adil cezanın müebbet hapis cezası olduğu dikkate alındığında, bu tür koşulların neler olduğunu önceden belirtmenin güç olduğu kanısındayız. 30. maddeye ilişkin yorumumuz bu imkânı sağlamakta olup, böylelikle her mahkûma istisnai olarak serbest bırakılma ihtimalini sunmaktadır. Sonuç 37. Dolayısıyla, yargıçların 2003 tarihli [Ceza Adaleti Yasası]’nda yer alan kanuni programı uygulamaya devam etmeleri ve nadir olması muhtemel istisnai hallerde, mutlak müebbet hapis cezalarına 21. Ek’e göre hükmetmeleri gerekmektedir. [İlgili Bakan danışmanı] tarafından bize, 30. madde kapsamında başvuruların uzun yıllar sonra yapılabileceğinin söylenmesine ve Vinter başvurusundaki üç başvuranın (Vinter, Bamber ve Moore) daha fazla cezaevinde tutulmalarını haklı kılacak herhangi bir cezalandırma gerekçesinin mevcut olmadığı şeklinde bir iddiada bulunmamalarına rağmen, biz bu tür başvuruların oldukça yakın bir tarihte gündeme gelmesi ihtimalini göz ardı etmeyeceğimizi değerlendirmiş bulunmaktayız. Söz konusu başvurular belirttiğimiz yasal ilkelere göre karara bağlanacaktır.” HUKUKİ DEĞERLENDİRME I.  SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA 14.  Başvuran kendisine verilen mutlak müebbet hapis cezasının Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlaline neden olduğundan şikâyetçi olmuştur. Sözleşme’nin 3. maddesi şu şekildedir: “Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.” A.  Kabul Edilebilirlik Hakkında 15.  Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtmektedir. Mahkeme ayrıca, söz konusu şikâyetin başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğunun beyan edilmesi gerekmektedir. B.  Esas Hakkında 1.  Tarafların savları 16.  Başvuran kendi davasının yukarıda anılan Vinter ve Diğerleri davasından ayırt edilemeyeceğini ileri sürmüştür. Temyiz Mahkemesi tarafından R/Newell; R/McLoughlin kararında yapılan açıklama esas itibariyle, Büyük Daire’nin ihlal tespit etmesi öncesinde Vinter ve Diğerleri davasında incelediği R/Bieber ve R/Oakes davalarındaki eski Temyiz Mahkemesi kararlarında yapılan açıklamayla aynı olmuştur. Ayrıca, başvuran Sözleşme’nin yaşayan bir belge olduğunu ve mutlak müebbet hapis cezası kararlarının yeniden incelenmesinin bir Hükümet Bakanının kararı yerine, yargısal veya yarı yargısal bir karar gerektirdiği konusunda giderek artan bir uluslararası mutabakat olduğunu ileri sürmüştür. Adalet Bakanının mutlak müebbet hapis kararları konusunda ifade ettiği görüşler, siyasi denetim altında adil, dengeli ve kesin bir sistemin varolması konusunda gerçekçi bir ihtimalin bulunmadığını ve yargı denetiminin esasa ilişkin değil, usule ilişkin yeniden inceleme imkânı sunması nedeniyle mutlak müebbet hapis kararlarının yeniden incelenmesini sağlayan bir hukuk yolu olmadığını ortaya koymuştur. Yeniden incelemeyi gerçekleştiren mahkemenin, ilgili Bakanın kararının uygunsuz gerekçeler temelinde alınıp alınmadığını veya makul bir siyasetçinin alamayacağı kadar mantıksız bir karar olup olmadığını incelemesi mümkündür; ancak kendi çözümünü dayatma yolu söz konusu mahkeme için açık değildir. Sonuç olarak, başvuranın beyanlarına göre, yürütmenin takdir yetkisine bağlı olarak “oluşturulmuş” mekanizma, yani insani gerekçelerle sınırlı olan ve yargı denetimi yoluyla uzaktan denetlenen yasal hüküm çok belirsiz olup, açıklıktan yoksundur ve serbest kalma konusunda Vinter ve Diğerleri kararında belirtilen standartları geçemeyecek belirsizlikte bir umut vadetmektedir. 17.  Temyiz Mahkemesi’nin R/Newell; R/McLoughlin davasına ilişkin kararını vermesinin öncesinde Hükümet, (yukarıda anılan) Vinter ve Diğerleri kararında Büyük Daire tarafından belirtilen ilkelerin “bu davada geçerli olduğunun görüldüğünü” kabul etmiş ve dolayısıyla esasa ilişkin görüş ibraz edecek bir konumda olmadığını değerlendirmiştir. Ancak, Temyiz Mahkemesi’nin kararının ardından Hükümet, görüş ibraz etmek istediğini belirtmiştir. Hükümet, R/Newell; R/McLoughlin kararının artık İngiltere ve Galler hukukunun bağlayıcı ve resmi beyanı olduğunun altını çizmiştir. Temyiz Mahkemesi söz konusu kararda, ilgili Bakanın 2003 tarihli Yasa’nın 30. maddesi uyarınca tahliye kararı verme yetkisinin Büyük Daire’nin ilke olarak bir mutlak müebbet hapis cezasını indirim yapılabilecek nitelikte kılmaya tamamen yetecek şekilde işlediğine ve Sözleşme’nin 3. maddesine uygun olduğuna hükmederek, iç hukukun işleyişini belirlemiştir. Bu meseleyi kararlaştırmak için eşsiz şekilde iyi bir konumda olan Temyiz Mahkemesi’nin verdiği karar, iç hukukun herhangi bir yönden açık olmadığına ilişkin tüm iddialara son vermiştir. 2.  Mahkeme’nin değerlendirmesi a.  Mutlak müebbet hapis cezalarının yeniden incelenmesi mekanizması gereksinimine ilişkin genel ilkeler 18.  Cezanın yeniden incelenmesine ve mahkûmun serbest bırakılmasına ilişkin düzenlemeler de dâhil olmak üzere, Devletin belirli bir ceza adalet sistemiyle ilgili tercihinin, söz konusu sistemin Sözleşme’de öngörülen ilkelere aykırı olmaması kaydıyla, kural olarak, Mahkeme tarafından Avrupa düzeyinde gerçekleştirilen denetimin kapsamı dışında kaldığı, Mahkemenin yerleşik içtihatlarında belirtilmektedir. Sözleşme’ye Taraf Devletler de, yetişkin suçlulara, özellikle de cinayet gibi ağır suçlar nedeniyle müebbet hapis cezası vermekte serbesttir. Yetişkin bir suçluya bu tür bir cezanın verilmesi, tek başına, Sözleşme’nin 3. veya başka bir maddesine aykırılık teşkil etmemektedir veya Sözleşme’nin herhangi bir maddesi uyarınca yasaklanmamıştır. Bu durum, özellikle de, cezanın zorunlu bir ceza olmaktan ziyade bağımsız bir yargıç tarafından, mevcut tüm hafifletici ve ağırlaştırıcı etkenlerin dikkate alınması suretiyle verildiği hallerde söz konusudur (Bk. yukarıda anılan Vinter ve Diğerleri, §§ 104-106). 19.  Ancak, müebbet hapis cezasının mevzuat veya uygulama bakımından indirim yapılamayacak mahiyette olması halinde bu durum Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında bir sorun ortaya çıkarabilmektedir (Bk. Kafkaris/Kıbrıs [BD], no. 21906/04, § 97, AİHM 2008). Büyük Daire yukarıda anılan Vinter ve Diğerleri kararında, müebbet hapis cezaları hakkında Mahkeme’nin içtihadında ve son karşılaştırmalı ve uluslararası hukuk eğilimlerinde yer alan ilgili hususları ayrıntılı olarak incelemiştir (adı geçen kararda, §§ 104-118; ayrıca bk. Öcalan/Türkiye (no. 2), no. 24069/03, 197/04, 6201/06 ve 10464/07, §§ 193-198, 18 Mart 2014; László Magyar/Macaristan, no. 73593/10, §§ 46-53, 20 Mayıs 2014; Harakchiev ve Tolumov/Bulgaristan, no. 15018/11 ve 61199/12, §§ 245-246, AİHM 2014 (alıntılar)). Bu temelde Büyük Daire, bir mahkûmun hapsedilmesini haklı kılan meşru cezalandırma gerekçeleri mevcut olmadıkça tutulmasının mümkün olmaması sebebiyle, müebbet hapis cezasının ancak hem tahliye beklentisinin hem de yeniden inceleme imkânının bulunması halinde Sözleşme’nin 3. maddesine uygun olabileceğine hükmetmiştir (adı geçen kararda, §§ 109-110). Mahkeme özellikle, cezalandırma, caydırma, kamunun korunması ve ıslah gibi cezaevinde tutulma gerekçeleri arasındaki dengenin cezanın infazı sürecinde değişebileceğini ve bu etkenlerin veya değişimlerin ancak tutukluluk halininin devamını haklı kılacak gerekçelerin cezanın infaz sürecinin uygun bir aşamasında yeniden incelenmesi suretiyle gerektiği şekilde değerlendirilebileceğini belirtmiştir. Bir mahkûmun herhangi bir tahliye beklentisi olmaksızın veya müebbet hapis cezasının yeniden incelenmesi imkânı bulunmaksızın cezaevinde tutulması halinde, mahkûmun hiçbir zaman suçunu telafi edememesi riski ve cezaevinde ne yaparsa yapsın, ıslah yolunda ne kadar çok ilerleme kat etmiş olursa olsun cezasının sabit kalması riski ortaya çıkacaktır (adı geçen kararda, §§ 111-112). Dolayısıyla Mahkeme, bir kişinin ıslah edilme çabası olmaksızın ve birgün özgürlüğünü tekrar kazanma şansı sunulmaksızın özgürlüğünden zorla yoksun bırakılmasının, Sözleşme sisteminin özünde bulunan insanlık onuruyla bağdaşmayacağına hükmetmiştir (adı geçen kararda, § 113). Devamında Mahkeme, müebbet hapis cezaları infaz edilenler dâhil olmak üzere tüm mahkûmlara ıslah imkânının tanınması ve ıslah uygulamasının başarıyla sonuçlanması halinde salıverilme umudunun verilmesi ilkesinin artık Avrupa hukukunda ve uluslararası hukukta açıkça destek gördüğünü belirtmiştir (adı geçen kararda, § 114). Cezalandırma hapsetmenin amaçlarından biri olmaya devam etmekle birlikte, Avrupa ceza politikasında esas vurgu, Avrupa Cezaevi Kuralları’nın 6, 102.1 ve 103.8 maddelerinde, Bakanlar Komitesi’nin 76(2) sayılı Kararı ile 2003(23) ve 2003(22) sayılı Tavsiye Kararlarında, İşkencenin Önlenmesi Komitesi’nin beyanlarında, birtakım Sözleşme’ye Taraf Devletlerin uygulamalarında, uluslararası hukukta ve diğerlerinin yanı sıra Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 10/3 maddesinde ve 10. madde hakkındaki Genel Yorum’da da ifade edildiği üzere, hapsetmenin amacının müebbet hapis mahkûmları için dahi ıslah sağlama olduğu üzerine çekilmiş durumdadır (adı geçen kararda, §§ 115-118). 20.  Büyük Daire bu analize dayalı olarak, müebbet hapis cezalarına ilişkin olarak aşağıdaki önermeleri ortaya koymuştur: (a)  Müebbet mahkûmunun davranışlarında, cezaevinde tutulmasının devamını haklı kılacak meşru cezalandırma gerekçelerinin ortadan kalktığı anlamına gelecek kadar önemli değişimlerin yaşanıp yaşanmadığının ve cezanın infazı sürecinde ıslah yolunda bu derece bir ilerleme kaydedilip kaydedilmediğinin ulusal makamlarca değerlendirilmesini sağlayacak bir yeniden inceleme işlemi kapsamında, müebbet hapis cezası bağlamında, Sözleşme’nin 3. maddesinin, cezada indirim yapılabilmesini gerektirecek şekilde yorumlanması gerekmektedir (adı geçen kararda, § 119); (b)  Ceza adaleti ve cezalandırma bağlamında Sözleşme’ye Taraf Devletlere tanınması gereken takdir yetkisi dikkate alındığında, yeniden inceleme işleminin ne şekilde -yürütme mercileri veya adli merciler tarafından- yapılması gerektiğini veya söz konusu yeniden inceleme işleminin ne zaman yapılması gerektiğini belirlemek Mahkeme’nin görevi değildir. Ancak, karşılaştırmalı ve uluslararası hukuk belgelerinde, müebbet hapis cezasının, verildiği andan en geç yirmi beş yıl sonra yeniden incelenmesine ve daha sonrasında ise belirli aralıklarla yeniden incelenmeye tabi tutulmasına imkân tanıyan bağımsız bir mekanizmanın oluşturulmasına destek verilmektedir (adı geçen kararda, § 120); (c)  İç hukukta bu tür bir incelemeye imkân tanınmadığı hallerde, mutlak müebbet hapis cezası, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olacaktır (adı geçen kararda, § 121); (d)  Yeniden inceleme işlemi, ceza verildikten sonra yapılması beklenen bir işlem olmasına karşın, mutlak müebbet mahkûmu, cezasına ilişkin yasal koşulların Sözleşme’nin 3. maddesinin şartlarına uygun olmadığı şeklindeki şikâyetini dile getirmek için, belirsiz bir süre boyunca beklemek ve cezasını çekmeye devam etmek zorunda kalmamalıdır. Zira bu durum, hem hukuk güvenliği ilkesine, hem de Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında mağdur sıfatına ilişkin genel ilkelere aykırıdır. Ayrıca, iç hukukta, hüküm verildikten sonra cezada indirim yapılamayacağı hallerde, mahkûmun, ıslah uygulamasının neticesine bağlı olarak, gelecekte belirsiz bir tarihte salıverilme imkânından yararlanma fırsatı verilmesini sağlayacak bir mekanizmanın oluşturulup oluşturulmayacağını dahi bilmeden ıslah olmak için çaba göstermesini beklemek mantıksız olacaktır. Mutlak müebbet mahkûmunun, hakkında ceza hükmü kurulduğu anda, salıverilme imkânından faydalanabilmek için ne yapması gerektiğini ve hangi koşullarda bu imkânın sağlanabileceğini, örneğin, cezasının ne zaman yeniden inceleneceğini veya incelenmesinin talep edileceğini bilmeye hakkı vardır. Sonuç olarak, iç hukukta mutlak müebbet hapis cezasının yeniden incelenmesine yönelik herhangi bir mekanizma veya imkân sağlanmadığı hallerde, mutlak müebbet hapis cezasının infazının ilerleyen aşamalarından ziyade, ceza hükmü kurulduğu anda, Sözleşme’nin 3. maddesi açısından bir aykırılık ortaya çıkmaktadır (adı geçen kararda, § 122). 21.  Ancak, müebbet hapis cezasının uygulamada ceza süresinin bitimine kadar infaz edilebilecek olması nedeniyle indirim yapılamayacak bir nitelik kazanmayacağının vurgulanması gerekmektedir. Müebbet mahkûmunun iç hukukta salıverilme imkânından faydalanma hakkına sahip olması, ancak örneğin, toplum açısından tehlike arz etmeye devam ettiği gerekçesiyle bu imkânın kendisine tanınmaması halinde, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında herhangi bir sorun ortaya çıkmayacaktır (adı geçen kararda, § 108). b.  Başvuranın erişebileceği yeniden inceleme mekanizmasının Sözleşme’nin 3. maddesinin koşullarına uygunluk için yeterli olup olmadığı hakkında 22.  Mevcut davada taraflar arasındaki ihtilaf, ilgili Bakanın mutlak müebbet hapis mahkûmunun 2003 tarihli Yasa’nın 30. maddesi uyarınca serbest bırakılmasına ilişkin takdir yetkisinin (Bk. yukarıda 10. paragraf), başvuranın mahkûm edildiği mutlak müebbet hapis cezasını hukuki ve etkili bir biçimde indirim yapılabilir nitelikte kılmak için yeterli olup olmadığı hususu üzerinedir. Mahkeme yukarıda anılan Vinter ve Diğerleri kararında, Temyiz Mahkemesi’nin R/Bieber ve R/Oakes kararında belirttiği üzere (Bk. yukarıda 12. paragraf) 30. maddenin, İnsan Hakları Yasası’nın 6(1) maddesi ışığında, mahkûmun cezaevinde tutulmasını haklı kılan cezalandırma gerekçelerinin ortadan kalktığı ortaya konabildiği takdirde ilgili Bakana serbest bırakma yetkisini kullanma yükümlülüğü getirdiği şeklinde yorumlanmasının, ilke olarak Sözleşme’nin 3. maddesinin koşullarına uygun olacağına hükmetmiştir (adı geçen kararda, § 125). Ancak Mahkeme, kanunun yeterince açık olmadığı kanaatine varmıştır (adı geçen kararda, §§ 125 ve 126). Mahkeme özellikle, Temyiz Mahkemesi tarafından verilen iki karara rağmen, ancak mahkûmun ölümcül hasta olduğu veya fiziksel olarak aciz bir duruma düştüğü durumlarda serbest bırakma kararı verilebileceğini öngören Müebbet Hapis Mahkûmları El Kitabı’nın 12. Bölümünün ilgili Bakan tarafından değiştirilmemiş olmasının (Bk. yukarıda 10. paragraf), 30. maddede yer alan yetkinin Sözleşme’nin 3. maddesine uygun bir biçimde kullanılıp kullanılmadığı konusunda belirsizliğe yol açtığına hükmetmiştir. Ayrıca, Müebbet Hapis Mahkûmları El Kitabı’nın değiştirilmemiş olması, El Kitabı’nın mutlak müebbet hapis mahkûmlarına ilgili Bakan’ın 30. madde kapsamındaki yetkisini kullanmasına sebep olabilecek istinai durumların sadece kısmi bir görüntüsünü sunduğu anlamına gelmektedir (adı geçen kararda, § 128). 23.  Ancak, Mahkeme’nin yukarıda anılan Vinter ve Diğerleri kararında 30. maddeye ilişkin olarak yaptığı değerlendirmenin ardından, Temyiz Mahkemesi Vinter ve Diğerleri kararında ayrıntılandırılan endişelere açık bir şekilde yanıt verdiği bir karar vermiştir (R/Newell; R/McLoughlin: bk. yukarıda 13. paragraf). Temyiz Mahkemesi R/Newell; R/McLoughlin kararında, ilgili Bakanın 30. madde kapsamındaki yetkisini Sözleşme’nin 3. maddesine uygun bir şekilde kullanmakla yükümlü olduğunun iç hukukta açıkça öngörülmesi dolayısıyla, Müebbet Hapis Mahkûmları El Kitabı’nın yeniden gözden geçirilerek değiştirilmemiş olmasının önem arz etmediğine hükmetmiştir. Mutlak müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş bir failin, cezanın verilmesinin ardından “istisnai koşulların” ortaya çıktığını ortaya koyabilmesi halinde, ilgili Bakanın bu tür istisnai koşulların insani gerekçelerden ötürü tahliyeyi haklı kılıp kılmadığını değerlendirmesi gerekmektedir. Müebbet Hapis Mahkûmları El Kitabı’nda belirtilen ilkeden bağımsız olarak, ilgili Bakanın alakalı tüm koşulları Sözleşme’nin 3. maddesine uygun bir şekilde değerlendirmesi gerekmektedir. Teamül hukuku kapsamındaki olağan süreçte olduğu üzere, İlgili Bakanın alacağı tüm kararların her davanın kendine özgü koşulları esas alınarak gerekçelendirilmesi ve yargı denetimine tabi olması gerekmektedir; bu da, “istisnai koşullar” ve “insani gerekçeler” kavramlarının anlamını açıklığa kavuşturmaya hizmet edecektir. Temyiz Mahkemesi’nin kararında, bu nedenle iç hukukta, mutlak müebbet hapis cezasına mahkûm edilen bir faile, cezalandırmanın daha fazla haklı kılınamacağı istisnai koşullarda serbest bırakılma umudunun ve ihtimalinin sunulduğu belirtilmiştir. 24.  Mahkeme, yerel mevzuatın yorumlanmasıyla ilgili sorunları çözmenin, başta mahkemeler olmak üzere öncelikle ulusal makamların görevi olduğunu hatırlatmaktadır (Bk. diğer pek çok karar arasında, Vučković ve Diğerleri/Sırbistan [BD], no. 17153/11, § 80, 25 Mart 2014; Söderman/İsveç [BD], no. 5786/08, § 102, AİHM 2013; ve Waite ve Kennedy/Almanya [BD], no. 26083/94, § 54, AİHM 1999-I). Ayrıca Mahkeme, Sözleşme’ye Taraf diğer Devletlerde olduğu gibi Birleşik Krallıkta da, hukukun yargısal yorumlama aracılığıyla ilerleyen gelişiminin, hukuk geleneğinin köklü ve zorunlu bir parçası olduğunu hatırlatmaktadır (Bk. gerekli değişikliker yapılmak suretiyle, C.R./Birleşik Krallık, 22 Kasım 1995, § 34, A Serisi no. 335-C). 25.  Büyük Daire’nin iç hukukun açıklığına ilişkin kuşkuları dile getirdiği kararın ardından ulusal mahkemenin özellikle söz konusu kuşkuları ele aldığı ve hukuki tutuma ilişkin kesin beyanını ortaya koyduğu bu davanın koşulları içerisinde, Mahkeme’nin ulusal mahkemenin iç hukuk yorumunu kabul etmesi gerekmektedir (Bk. gerekli değişikliker yapılmak suretiyle, Cooper/Birleşik Krallık [BD], no. 48843/99, § 125, AİHM 2003-XII). Ayrıca, Büyük Daire’nin Vinter ve Diğerleri kararında gözlemlediği üzere, 2003 tarihli Yasa’nın 30. maddesi kapsamındaki serbest bırakma yetkisinin, Temyiz Mahkemesi’nin Bieber ve Oakes kararlarında ve R./Newell; R/McLoughlin kararlarında açıklanan şekilde kullanılması, Sözleşme’nin 3. maddesinin koşullarına riayet etmek için yeterlidir (ve ayrıca yukarıda anılan Kafkaris kararının 100-105. paragraflarında [ve] yukarıda anılan Harakchiev ve Tolumov kararının 257-261. paragraflarında Sözleşme’nin 3. maddesine uygun olduğu Mahkeme tarafından kabul edilen yeniden inceleme mekanizmalarıyla karşılaştırınız). 26.  Sonuç olarak mevcut davada Sözleşme’nin 3. maddesi ihlal edilmemiştir. BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, 1.  Oy çokluğuyla, Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin şikâyetin kabul edilebilir olduğunu beyan etmiştir. 2.  Bire karşı altı oyla Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir. İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 3 Şubat 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. Fatoş Aracı Guido Raimondi Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan Sözleşme’nin 45 § 2 maddesi ve Mahkeme İçtüğüzünün 74 § 2 maddesi uyarınca, Yargıç Kalaydjieva’nın ayrık görüşü işbu karara eklenmiştir. GR FA YARGIÇ KALAYDJIEVA’NIN MUHALİF GÖRÜŞÜ Başvuranın mutlak müebbet hapis cezalarının Sözleşme’nin 3. maddesine uygunluğuna ilişkin şikâyetlerinin kabul edilebilir olduğu yönünde çoğunluk tarafından varılan sonuç aleyhine oy kullanmış bulunmaktayım. Adalet Bakanının başvuranın serbest bırakılmasını haklı kılacak istisnai koşulların mevcut olup olmadığını değerlendirme yetkisini kullanma biçimini test etmek amacıyla başvuran tarafından Adalet Bakanına başvuruda bulunulup bulunulmadığı hususu net olmadığından, söz konusu şikâyetlerin serbest bırakılma olanaklarının hukuken ve fiilen mevcudiyetine ilişkin olan kısımlarının kabul edilebilirliği sorgulanabilir niteliktedir. Başvuran, Yüksek Mahkeme Yargıcı Tugendhat’in “başvuranın ceza olarak yaşamının geri kalanı boyunca cezaevinde kalmasını doğru bulduğuna” ve “erken tahliye hükümlerinin [başvurana] uygulanmaması gerektiğine” hükmettiği 16 Mayıs 2008 tarihinden sonra herhangi bir tarihte Adalet Bakanına bu tür bir başvuruda bulunma hakkına sahipti. Hutchinson’ın başvurusunun (no. 57592/08), 2013 yılında bu Mahkeme’nin Büyük Dairesi tarafından incelenen Vinter ve Diğerleri (no. 66069/09, 130/10 ve 3896/10) davasında incelenen başvurulardan daha önceki bir tarihte kayıt edildiğinin belirtilmesi gerekmektedir. Mevcut davada çoğunluğun başvuranın şikâyetlerinin kabul edilebilir olduğu ve Vinter davasında ileri sürülen şikâyetlerle aynı olduğu yönündeki kanaatine gelince, davalı Hükümet’in 14 Ocak 2014 tarihli görüşünde de ifade ettiği üzere “Büyük Daire tarafından Vinter kararında belirtilen ilkelerin mevcut davada da geçerli olduğu” hususuna katılmamak için herhangi bir gerekçe görmüyorum. Mevcut davada çoğunluğun muhakemesi, Büyük Daire’nin 2013 yılında Vinter ve Diğerleri davasında ifade ettiği iç hukuk anlayışının hatalı olduğu önermesine dayanmış ve ayrıca çoğunluğun “yerel mevzuatın yorumlanmasıyla ilgili sorunları çözmek, başta mahkemeler olmak üzere öncelikle ulusal makamların görevi olduğundan” (Bk. kararın 24. paragrafı), iç hukukun doğru yorumunun Vinter kararı sonrasında Temyiz Mahkemesi’nin özel oluşumu tarafından R/Newell; R/McLoughlin [2014] EWCA Crim 188 davasında 18 Şubat 2014 tarihinde verilen kararda ortaya konduğunu kabul etmeye hazır olmasına dayanmıştır. Temyiz Mahkemesi söz konusu kararda, ilk olarak R/Bieber [2009] kararında belirtildiği şekliyle iç hukukun açıklığına ve kesinliğine ilişkin Büyük Daire’nin görüşlerine katılmamış olup, bu yorumun yeterince açık ve kesin olduğunu yeniden teyit etmiştir. Durumun böyle olduğu varsayıldığında, hukukun bu kademeli gelişiminin başvuranın bir yıl önce, yani Mahkeme’ye şikâyetlerini sunduğu 2008 yılında veya şikâyetlerinin Mahkeme tarafından incelendiği 2015 yılında başvuranın durumu üzerinde herhangi bir etkisini göremiyorum. Aynı Bölüm’ün Harakchiev and Tolumov/Bulgaristan (no. 15018/11 ve 61199/12, AİHM 2014) davasında oy birliğiyle aldığı karardan farklı olarak, mevcut davada çoğunluk Bieber [2009] ve R/Newell; R/McLoughlin [2014] kararlarında ortaya konan iç hukuk yorumunun değişip değişmediği, geçerli olmaktan çıkıp çıkmadığı veya başvuranın durumunu Büyük Daire’nin Vinter davasındaki başvuranların durumunu incelerken belirttiği ilkelere daha uygun bir hale getirip getirmediği ve şayet bunlar meydana geldiyse ne şekilde ve hangi aşamada gerçekleştiği konusunda herhangi bir görüş ifade etmemiştir. Hutchinson davasındaki mesele Mahkeme’nin (Bk. 25. paragraf) “hukukun yargısal yorumlama aracılığıyla ilerleyen gelişimi” (24. paragraf) sürecinde açıklığa kavuşturulduğu şekliyle ve Vinter davasından sonra Temyiz Mahkemesi tarafından doğru yorum olarak kabul edilen “ulusal mahkemelerin iç hukuk yorumunu kabul etmek zorunda olup olmadığı” değil, başvuranın 2008 yılında, Vinter (§ 122) kararında ortaya konulan ilkelerin gerektirdiği üzere, hakkında ceza hükmü kurulduğu anda, salıverilme imkânından faydalanabilmek için ne yapması gerektiğini ve hangi koşullarda bu imkânın sağlanabileceğini, örneğin, cezasının ne zaman yeniden inceleneceğini veya incelenmesinin talep edileceğini bilmeye hakkının gerçekten bulunup bulunmadığı olmuştur. Bu ilkelere Temyiz Mahkemesi’nin 2014 kararında veya davalı Hükümet’in temsilcisi tarafından mevcut davada itiraz edilmemiştir. Müebbet Hapis Mahkûmları El Kitabı’nın içeriğinin Vinter kararından bu yana Adalet Bakanı tarafından değiştirilmemesine rağmen Adalet Bakanının geçmişte, şu anda ve gelecekte “... yetkisini Sözleşme’nin 3. maddesine uygun bir şekilde kullanmakla yükümlü” (Bk. 23. paragraf) olduğu konusunda Temyiz Mahkemesi’nin başlangıçtan itibaren var olan (ex tunc) güven mi, yoksa geleceğe yönelik (ex nunc) bir umut mu ifade ettiğini tespit edebilecek yetkinlikte olduğum kanaatinde değilim. (Bk. 23. paragraf). Büyük Daire’nin Vinter kararındaki tespitlerini yaptığı sırada, Adalet Bakanının takdir yetkisinin kapsamı ve kullanılma biçimi konusunda bilgilendirilmiş olduğu konusunda hiçbir şüphem yoktur. Bu bakımdan ve Temyiz Mahkemesi’nin Vinter sonrasında takdire değer yargı diyaloğunda “Pişman ol!” dediği kısımda, kimi kastettiğini merak ediyorum.