ictihat

AİHM - Nezahat GÜLAĞACI / Türkiye, Dosya No : 40259/07, Tarih : 2021-05-20

# AİHM - Nezahat GÜLAĞACI / Türkiye, Dosya No : 40259/07, Tarih : 2021-05-20 AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İKİNCİ BÖLÜM KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR Başvuru no. 40259/07 Nezahat GÜLAĞACI / Türkiye Başkan Jon Fridrik Kjølbro, Hâkimler Marko Bošnjak, Valeriu Griţco, Egidijus Kūris, Branko Lubarda, Carlo Ranzoni, Saadet Yüksel, ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 13 Nisan 2021 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 3 Eylül 2007 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak, Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak, Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir: OLAYLAR 1.  Başvuran Nezahat Gülağacı 1963 doğumlu bir Türk vatandaşı olup İstanbul’da ikamet etmektedir. Kendisi Mahkeme önünde İstanbul barosuna bağlı Avukat İ.H. Ateş tarafından temsil edilmiştir. 2.  Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir. Davanın Koşulları 3.  Dava konusu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir: 4.  17 Ağustos 1999 tarihinde, Marmara Denizi kıyısında yer alan İzmit bölgesinde Richter ölçeğine göre 7.4 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiştir. Bu deprem, son yıllarda Türkiye’de meydana gelen en ölümcül depremlerden biridir. Resmi istatistiklere göre bu depremde 17.480 kişi hayatını kaybetmiş ve 43.953 kişi de yaralanmıştır. 5.  Gölcük ilçesinde bulunan ve içinde on üç kişinin hayatını kaybettiği Çavuşoğlu Apartman Binası (bina) deprem sırasında yıkılan binalardan birisidir. 6.  Üç teknik uzman ve bir fotoğrafçıdan oluşan bilirkişi heyeti 28 Ağustos 1999 tarihinde apartman hakkında keşif çalışmaları gerçekleştirmiş ve apartmanın bir zemin ve beş kattan oluştuğunu kaydetmişlerdir. Bilirkişi heyeti özellikle kolonların tamamen yıkıldığını gözlemlemiştir. Bilirkişi heyetine göre yetersiz beton kullanılmış ve bundan ötürü özellikle kolonlar zayıf iken kirişler kuvvetlidir. Kolonlarda ve kirişlerde gerekli donatılar yer almamaktadır. Teknik uzmanlardan oluşan bilirkişi heyeti binanın ilgili yönetmelik hükümlerine uygun olarak inşa edilmediğini ve bunun sonucunda üç kişinin hayatını kaybettiği sonucuna varmışlardır. 7.  Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı, başvuranın deprem sırasında on üç kişinin hayatını kaybetmiş olduğu yıkılan binanın bina projesinin teknik uygulama sorumlusu olduğu gerekçesiyle 1 Mart 2004 tarihinde Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesine sunduğu iddianame ile başvuran hakkında “emir ve kaidelere uymayarak birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet verme suçuna” ilişkin bir iddianame sunmuştur. 8.  11 Haziran 2004 tarihli ilk duruşmada, yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranın duruşmada bulunmadığını göz önünde bulundurarak, başvuranın adresinin tespit edilmesi amacıyla gerekli yazıların gönderilmesini emretmiştir. 9.  Yargılamayı yürüten mahkeme, Haziran 2004’ten Şubat 2006’ya kadar, başvuranın adresini tespit etmek ve kendisine aleyhindeki ceza yargılamalarını bildirmek için birkaç girişimde bulunduğu yedi duruşma gerçekleştirmiştir. Ancak hiçbirinden sonuç alınamamıştır. 10.  3 Haziran 2005 tarihinde yapılan duruşmada, Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın bina projesinin teknik uygulama sorumlusu sıfatıyla binanın yıkılmasına karşı herhangi bir cezai sorumluluğunun bulunup bulunmadığını tespit etmek amacıyla bir bilirkişi raporunun hazırlanmasına karar vermiştir. 11.  İstanbul Üniversitesinin mühendislik fakültesinden bir profesör ve iki yardımcı profesörden oluşan bilirkişi heyeti 28 Kasım 2005 tarihinde bir rapor hazırlamış ve bu raporu 6 Şubat 2006 tarihinde yargılamayı yürüten mahkemenin yazı işleri müdürlüğüne sunmuşlardır. Bilirkişiler başvuranı binanın yıkılmasından 2/8 oranında sorumlu olduğunu tespit etmişler ve kalan 3/8 oranındaki sorumluluğu ise ayrı ayrı müteahhit A.M. ve belediye görevlileri arasında paylaştırmışlardır. Özetle, bilirkişilerin binanın yıkılmasına ilişkin verdiği açıklama aşağıdaki gibidir: (i) yapının inşa edildiği zeminin nitelikleri göz ardı edilmiştir ve (ii)  binanın yapımında kullanılan malzeme eksik ve yetersizdir. 12.  Bilirkişiler, zemin katla ilişkin olarak, dava dosyasında binanın statik ve betonarme analizlerinin ayrıntılarına yer verilmemiş olmasına karşın, taşıyıcı sistemin rijitliğinin belirli bir yönde yoğunlaştırılmış olacak şekilde tasarlanması nedeniyle kolon uygulama planında bir düzensizlik olduğunu kaydetmişlerdir. Buna ek olarak, binanın dört konut katı ve dükkân olarak belirlenmiş bir zemin katı olmasına rağmen, temelleri 100 cm yüksekliğindeydi ve bodrum katı olmadığından bina yerden yeterince yükseltilmemiştir. 13.  Eksik ve yetersiz malzeme kullanımına ilişkin olarak, bilirkişiler binanın yetersiz yük taşıma kapasitesine sahip bir toprak türü üzerine inşa edilmiş olma olasılığının yüksek olduğunu ancak dava dosyasında bu hususa ilişkin bir bilginin yer almadığını belirtmişlerdir. Her hâlükârda, dava dosyasında yer alan fotoğrafları ve keşif raporlarını inceledikten sonra, bilirkişi heyeti, özellikle, kolonlarda yetersiz beton kullanıldığını ve bunun da binanın yıkılmasına sebep olduğunu tespit etmiştir. 14.  Bilirkişi raporunda, inşaat ruhsatına göre, başvuranın “yapı sorumlusu” olduğu ve ruhsatın toplam beş kat için verildiği belirtilmiştir. Ayrıca raporda, yapı kullanma izin belgelerinde binanın yapımına 3 Ekim 1989 yılında başlandığı ve 1991 tarihinde sona erdiği belirtilmiştir. Ek olarak, bilirkişi raporunda başvuran adı, dosyanın kapağında görünüşe göre adı çizilmiş olan kocası H.G.’nin yerine geçtiği için, binanın statik proje sorumlusu olarak atanmış olduğu belirtilmiştir. Bilirkişiler, ek olarak incelemeleri için kendilerine gönderilen dosyada yıkılan binanın statik ve betonarmesine ilişkin bilgilere yer verilmediğini belirtilmişlerdir. 15.  Başvuranın olaya ilişkin sorumluluğu ile ilgili olarak, raporda başvuranın bina projesinin teknik uygulamasından sorumlu kişi olarak (bk. yukarıda 7. paragraf) ve statik proje sorumlusu olarak faaliyetlerine 19 Ağustos 1988 tarihinde başladığı ancak bu görevlerden 21 Şubat 1991 tarihinde istifa ettiği belirtilmiştir. Buna karşın, yıkılmış binaya ilişkin inşaat ruhsatı 3 Ekim 1989 tarihinde iskan ruhsatının ise 1991’de verildiği dikkate alındığında ve iskan ruhsatına ilişkin belgelerin çoğunun başvuranın istifasından önce hazırlanmış olduğunu ve binanın taşıyıcı elemanlarının tamamlanmış olduğunu akılda tutarak, bilirkişiler başvuranın, bina projesinin teknik uygulamasından sorumlu kişi olduğunu ve 3194 sayılı İmar Kanun’unun 28. maddesi uyarınca, yasal sorumluluğa ilişkin kanuni mesuliyeti bulunduğu tespit etmişlerdir. 16.  Bilirkişi heyeti, raporunda ayrıca Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü tarafından Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesine sunulan ayrı bir davayla ilgili bilgileri de incelemiştir. Sonuç olarak, bilirkişiler, ilgili bölgenin birinci derece deprem bölgesinde bulunduğu ve 17 Ağustos 1999 tarihinde, Richter ölçeğine göre 7.4 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiği dikkate alındığında, söz konusu zamanda geçerli olan düzenlemelere uygun olarak ilgili bölgede inşa edilmiş bir binanın belirli bir miktarda onarılabilir hasara uğramasının normal kabul edilebileceği sonucuna varmışlardır. Ancak raporda, bu tür binaların yıkılmaması veya ölüme sebebiyet vermemesi gerektiği de belirtilmiştir. 17.  20 Şubat 2006 tarihinde yapılan duruşmada yargılamayı yürüten mahkeme tüm çabalara rağmen başvuranın adresini belirleyemediğini belirterek, başvuran hakkındaki davayı ayırmaya karar vermiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme, kararını ağırlıklı olarak bilirkişi raporuna dayandırarak, K.Ç.’yi (binanın inşa edildiği arazinin sahibi) beraat etmiştir. 18.  Başvuranın avukatı 10 Mart 2006 tarihinde Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesine savunma sunmuş ve başvuranın yokluğunda elde edilen delillere dayandığını iddia ederek bilirkişi raporuna itiraz etmiştir. Bu bağlamda, başvuranın avukatı bilirkişilerin kendilerine gönderilen dosyada yıkılan binanın statik ve betonarme analizlerine ilişkin ayrıntılı bir bilgiye verilmediğini iddia etmiş olmalarına rağmen ilgili bilgilerin Gölcük Belediyesinin 3925 numaralı dosyasında yer aldığını ve bu nedenle yargılamayı yürüten mahkeme tarafından talep edilmesi gerektiğini kaydetmiştir. Avukat ayrıca yargılamayı yürüten mahkemeden bilirkişilere aşağıdaki soruları sormaya davet etmiştir: Bina yönetmeliklere uygun inşa edilmiş olsaydı 17 Ağustos 1999 depreminde ne kadar hasar görmüş olurdu? Bu amaçlar doğrultusunda, avukat yargılamayı yürüten mahkemeden iki inşaat mühendisi ve bir jeofizikçiden oluşan yeni bir heyet tarafından yeni bir bilirkişi raporu hazırlamasını talep etmiştir. 19.  10 Nisan 2006 tarihinde yapılan bir duruşmada, başvuran, bizzat delil sunmuş ve hakkındaki suçlamaları reddetmiştir. Başvuranın avukatı, yargılamayı yürüten mahkemeden 10 Mart 2006 tarihli beyanlarda yer alan taleplerine ilişkin karar vermesini talep etmiştir. Ancak yargılamayı yürüten mahkeme, dava dosyasının kapsamı göz önünde bulundurulduğunda, soruşturmanın kapsamını genişletmek veya yeni bir rapor almak için hiçbir temel olmadığına karar vermiş ve bu talepleri reddetmiştir. 20.  Başvuran 27 Nisan 2006 tarihinde ek beyanlarda bulunmuştur. Söz konusu beyanlarda önceki iki talebini yinelemiş ve teknik uygulama sorumlusu olmadığını çünkü binanın inşaat ruhsatının 3 Ekim 1989 tarihinde verildiğini ancak kendisinin 31 Ağustos 1989 tarihinden beri mühendis olarak çalışmadığını beyan etmiştir. Başvuranın avukatına göre, bilirkişi raporu, başvuranın binanın yıkılmasından yalnızca zeminin özelliklerine dayanılarak sorumlu tutulmuş, oysa depremin %56 mertebesine ulaştığını iddia ettiği yerçekimi ivmesinin dikkate alınmadığını, oysa yönetmeliklerin yatay kuvvetin hesaplanmasında yalnızca % 10’unun esas alınmasına izin vermekte olduğunu iddia etmiştir. Avukata göre, bilirkişi heyetinde jeofizik mühendisi bulunmadığı için bu konuya herhangi bir önem verilmemiştir. 21.  Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi 3 Mayıs 2006 tarihinde, 28 Kasım 2005 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak, başvuranı eksik bir bina inşa etmek suretiyle on üç kişinin ölümüne neden olmaktan mahkûm etmiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranı üç yıl hapis cezasıyla cezalandırmış ve para cezası vermiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme gerekçeli kararında başvuranın savunmasında öne sürdüğü noktaların hiçbirine değinmemiştir. 22.  Belirtilmeyen bir tarihte başvuran, yargılamayı yürüten mahkeme nezdinde dile getirdiği şikâyetleri tekrarlayarak karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur. 23.  Yargıtay, 8 Şubat 2007 tarihinde, başvuranın mahkûmiyetini onamıştır. İlgili İç Hukuk 24.  Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) “Bilirkişinin Atanması” başlıklı 63 § 2 maddesi aşağıdaki gibidir: “Bilirkişi atanması ve gerekçe gösterilerek sayısının birden çok olarak saptanması, hâkim veya mahkemeye aittir. Birden çok bilirkişi atanmasına ilişkin istemler reddedildiğinde de aynı biçimde karar verilir.” 25.  CMK’nın “Bilirkişi raporu, uzman mütalaası” başlıklı 67 §§ 5 ve 6 maddesi aşağıdaki gibidir: “(5)  Bilirkişi incelemeleri tamamlandığında, yeni bilirkişi incelemesi yapılması veya itirazların bildirilmesi için istemde bulunabilmelerini sağlamak üzere Cumhuriyet savcısına, katılana, vekiline, şüpheliye veya sanığa, müdafiine veya kanunî temsilciye süre verilir. Bu kişilerin istemleri reddedildiğinde, üç gün içinde bu hususta gerekçeli bir karar verilir. (6)  Cumhuriyet savcısı, katılan, vekili, şüpheli veya sanık, müdafii veya kanunî temsilci, yargılama konusu olayla ilgili olarak veya bilirkişi raporunun hazırlanmasında değerlendirilmek üzere ya da bilirkişi raporu hakkında, uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler. Sadece bu nedenle ayrıca süre istenemez.” ŞİKÂYETLER 26.  Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, yerel mahkemelerin kendisini mahkûm etmek için dayandığı bilirkişi raporuna itiraz edememesi nedeniyle adil yargılanma hakkından mahrum bırakıldığı hususunda şikâyet etmektedir. Hukuki Değerlendirme 27.  Başvuran yargılamayı yürüten mahkemenin suçluluğunun doğrululuğuna ilişkin bir tespit yapılması için daha fazla kanıt elde etme taleplerini ve iddialarını dikkate almaması sebebiyle bilirkişi raporuna etkili bir şekilde itiraz edemediği için adil bir şekilde yargılanmadığı hususunda şikâyetçi olmuştur. Sözleşme’nin 6. maddesinin ilgili kısımları şu şekildedir: "1.  “Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, (...) mahkeme tarafından, (...) adil yargılanma hakkına sahiptir.” ... 3.  Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir: ... (d) iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek; ...” 28.  Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir. A. Tarafların Beyanları 1.  Hükümet 29.  Hükümet, delilleri değerlendirme yetkisinin yerel mahkemelere ait olduğunu yineleyerek, özünde, başvuranın bilirkişi raporuna ilişkin iddia ettiği eksikliklerin bu raporda zaten değerlendirildiğini ileri sürmüştür. Hükümet, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında ikincil bir bilirkişi raporu almak gibi ilke olarak herhangi bir hak bulunmadığı dikkate alındığında, söz konusu bilirkişi raporunun kapsamlı olduğu ve binaya ilişkin belgeler, Gölcük Belediyesi’ndeki dosyanın içeriği, depremin yıkıcı niteliği ve başvuranın sorumluluğuna ilişkin ayrıntılı değerlendirmeler içerdiğini vurgulamıştır. 30.  Hükümet, başvuranın yerel mahkemelere sunduğu yazılı beyanlar aracılığıyla, söz konusu bilirkişi raporuna itiraz edebileceğini ileri sürmüştür. Ayrıca, yargılamayı yürüten mahkemenin kararını verirken dayandığı bilirkişi raporu, yargılama sırasında bu mahkeme tarafından atanan bilirkişiler tarafından hazırlanmış ve savcılık tarafından sunulan veya itirazı mümkün olmayan bir delil niteliği taşımamaktadır. Dolayısıyla, başvurana bilirkişi raporuna itiraz edilmesi için yeterli ve uygun bir fırsat verilmiştir. Hükümete göre, başvuranın kendi seçtiği uzmanlardan görüş alma konusunda yasal bir hakkı olmasına rağmen, bilirkişi raporunun bulgularına itiraz etmek için hiçbir görüş sunmamıştır. 31.  Buna ek olarak, bilirkişi heyeti gerekli tüm belgelere sahipti ve analizlerini saygın bilimsel araştırmalara ve binanın daha önce yapılan keşif incelemesiyle bağlantılı olarak toplanan kanıtlara dayandırarak gerçekleştirmişlerdir. Son olarak Hükümet, ellerinde 3925 numaralı dosya bulunan bilirkişilerin, bu dosyanın başvuran tarafından istenen ayrıntılı analizleri içermediğini tespit etmiş olduklarını vurgulamıştır. Özetle, Hükümet Mahkemeyi somut davada Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edilmemiş olduğuna karar vermeye davet etmektedir. 2.  Başvuran 32.  Başvuran, yargılamaları yürüten mahkemenin çeşitli teknik ve olgusal yanlışlıklar içeren bilirkişi raporuna dayanarak kendisini mahkûm ettiğini ve rapordaki tutarsızlıkları gidermeye yönelik taleplerini yetersiz gerekçelerle reddetmiş olduğunu iddia etmiştir. Bu bağlamda, başvuran, bilirkişi heyetinin zeminin özelliklerini incelememiş olduklarını ve ellerinde yıkılan binanın statik ve betonarmeye ilişkin ayrıntılı bilgilerin olmadığını ileri sürmüştür. Başvurana göre, bazı bilgiler bilirkişi heyeti erişimine açıktı ancak heyet belgelerin içeriğini incelememiş olması sebebiyle uygun bir teknik değerlendirme yapamamıştır. Ayrıca yargılamayı yürüten mahkeme, yeterli gerekçe vermeden, başvuranın yeni bir bilirkişi raporu hazırlanması talebi ile yıkılan binanın statik ve betonarmeye ilişkin ayrıntılı bilgilerin detaylarının alınması talebini reddetmiştir. Dolayısıyla, yargılamayı yürüten mahkeme, aslında rapordaki iddia edilen eksiklikleri çözmeden kendisini suçlu bulmuştur. 33.  Başvuran, ayrıca, binanın bir zemin kat ve diğer dört katla birlikte inşa edilmiş olmasına rağmen, sorumlulukları sona erdikten sonra ek bir katın inşa edilmesiyle binanın dengesinin bozulmuş olduğunu ve kendi görüşüne göre, cezai sorumluluğuna ilişkin nedensellik zincirini kırdığını iddia etmiştir. Ancak, bu da uzmanlar tarafından tamamen göz ardı edilen başka bir unsurdu. 34.  Ayrıca, bilirkişi heyetinin binanın yıkılmasının kaçınılmaz olup olmadığını ve inşaat ile deprem arasındaki sürenin hasarda bir faktör olup olmadığını dikkate almamıştır. Başvuran, ayrıca, bilirkişi heyetinin kendisinin sorumlu mühendis olduğu sonucuna varmalarının hatalı olduğunu ileri sürmüştür. Yerel mahkemeler, kendisini suçlu bulurken, depremin büyüklüğünü ve şiddetini de hesaba katmamışlardır. Sonuç olarak, yerel mahkemelerin, mahkûmiyetinin ana bileşenini çevreleyen eksiklikleri ele almamaları sebebiyle yaklaşımları kendisinin adil yargılanma hakkını ihlal etmiştir. B.  Mahkemenin değerlendirmesi 1.  Genel ilkeler 35.  Sözleşme tarafından korunan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece, örneğin istisnai durumlarda bu tür hataların Sözleşme’nin 6. maddesiyle bağdaşmayan “haksızlık” oluşturduğunun söylenebildiği durumlarda, bir ulusal mahkeme tarafından yapıldığı iddia edilen maddi ya da hukuki hataları ele almak Mahkemenin görevi değildir. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin, öncelikle ulusal hukuk ve ulusal mahkemelerin düzenlemeleri için önemli olan, delillerin kabul edilebilirliğine veya delillerin değerlendirilme şekline ilişkin herhangi bir kural ortaya koymamaktadır. Normalde, ulusal mahkemelerin belirli delil unsurlarına veya değerlendirilmek üzere kendilerine sunulan bulgulara veya değerlendirmelere ağırlık vermesi gibi konular Mahkemenin incelemesi kapsamına girmemektedir. Mahkeme, dördüncü derece bir mahkeme olarak hareket etmemelidir. Bu yüzden Mahkeme Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca bulgular keyfi ya da açıkça mantıksız olmadığı sürece yerel mahkemelerin bu husustaki değerlendirmelerini sorgulamayacaktır (bk. Moreira Ferreira/Portekiz (no. 2) [BD], no. 19867/12, § 83, 11 Temmuz 2017 bu kararda yer alan diğer atıflarla birlikte). 36.  Yine de, Mahkeme delillerin elde edilme şeklinin adil olup olmadığını tayin etmelidir (bk. Mantovanelli/Fransa, 18 Mart 1997, § 34, Kararlar ve Hükümler Derlemesi 1997-II ve bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Schenk/İsviçre, 12 Temmuz 1988, § 46, Seri A no. 140). “Adillik” prensibi, bir sanığın hakkındaki bütün delillerin bir açık duruşmada sanık huzurunda sanığın karşı argüman sunabilmesini sağlayacak şekilde elde edilmesini gerektirmektedir (bk. Mirilashvili/Rusya, no. 6293/04, § 162, 11 Aralık 2008). 37.  Mahkemenin bu alandaki yetkisinin sınırlı olması sebebiyle, bilirkişi görüşleri de dâhil olmak üzere, mevcut tüm kanıtların geçerliliği ve kanıtsal değerini değerlendirmek yerel hâkimlerin görevidir. Dolayısıyla, bir mahkemenin belirli bir bilirkişinin görüşünü tercih etmiş olması gerçeği, Sözleşme’nin 6. maddesi anlamında herhangi bir “haksızlık” ortaya çıkarmamaktadır (anılan kararda, § 174). Benzer şekilde, 6. madde uyarınca, yerel hâkime sunulan belirli bir bilirkişi raporunun güvenilir olup olmadığını belirlemek normalde Mahkemenin görevi değildir (bk. Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, no.11082/06 ve 13772/05, § 700, 25 Temmuz 2013). 38.  Mahkeme ayrıca, adil yargılanma gerekliliğinin, bir mahkemeye yalnızca bir taraf talep ettiği için bilirkişi görüşü veya başka bir soruşturma tedbiri talep etme yükümlülüğü getirmediğini vurgulamak ister (bk. H/Fransa, 24 Ekim 1989, §§ 60 ve 61, Seri A no. 162-A ve Hodžić/Hırvatistan, no. 28932/14, § 61, 4 Nisan 2019). Benzer şekilde, savunmanın mahkemenin bir tanığı dinlemesi veya başka bir delil (bir bilirkişi raporu gibi) alması konusunda ısrar etmesi halinde, bu delilin yargılamada incelenmek üzere kabul edilmesinin gerekli veya tavsiye edilebilir olup olmadığına karar vermek yerel mahkemeler kararına bağlıdır (bk. Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya (no. 2), no. 42757/07 ve 51111/07, § 487, 14 Ocak 2020, bu kararda yer alan diğer atıflarla birlikte). Bir mahkeme bilirkişi değerlendirmesinin gerekli olduğuna karar verirse, savunma bilirkişilere sorular sorma, tespitlerine itiraz etme ve bu tespitleri doğrudan yargılamada inceleme fırsatına sahip olmalıdır (bk. yukarıda anılan, Mirilashvili, § 190). Bu bağlamda, bilirkişi değerlendirmesinin kabul edilebilirliğine ilişkin kurallar, savunmayı, özellikle alternatif görüş ve raporlar sunarak veya elde ederek, söz konusu değerlendirmeye etkili bir şekilde itiraz etme fırsatından mahrum etmemelidir (bk. Matytsina/Rusya, no. 58428/10, § 169, 27 Mart 2014). Bazı durumlarda, maddi delillerin alternatif bir bilirkişi incelemesine izin verilmemesi, 6. maddenin 1. fıkrasının ihlali olarak kabul edilebilir (bk. Stoimenov/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, no. 17995/02, §§ 38 ve sonraki paragraflar, 5 Nisan 2007). 39.  Mahkeme ayrıca, Sözleşme’nin teorik veya hayali haklardan ziyade, uygulanabilir ve etkin hakların güvence altına alınmasını amaçladığı ilkesi göz önüne alındığında, tarafların talepleri ve görüşleri gerçekten “dinlenmemesi” yani bir mahkeme tarafından uygun bir şekilde incelenmemesi halinde adil yargılanma hakkı etkili olarak değerlendirilemez olduğunu yinelemektedir (bk. Carmel Saliba/Malta, no. 24221/13, § 65, 29 Kasım 2016 ve burada atıfta bulunulan diğer kararlar ve Fodor/Romanya, no. 45266/07, § 28, 16 Eylül 2014). Ceza yargılamalarının adilliği incelenirken, Mahkeme ayrıca, özellikle, sanık tarafından yapılan belirli, yerinde ve önemli bir noktayı göz ardı ederek, yerel mahkemelerin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediğine karar vermiştir (bk. Nechiporuk ve Yonkalo/Ukrayna, no. 42310/04, § 280, 21 Nisan 2011). 40.  Ayrıca Mahkeme, mahkeme kararlarının ve adaletin doğru şekilde tecelli ettirilmesi ile bağlantılı ilkeyi yansıtan yerleşik içtihadı uyarınca mahkeme kararlarının temel aldıkları gerekçelerini yeteri düzeyde belirtmesi gerekmektedir (bk. yukarıda anılan Moreira Ferreira (no. 2) § 84). Gerekçe verme yükümlülüğünün ne derece uygulanması gerektiği, kararın niteliğine göre değişebilmektedir ve davanın koşulları kapsamında belirlenmelidir (bk., Garcia Ruiz/İspanya [BD], no.30544/96, § 26, AİHM 1999- I). Bir davacı tarafından ileri sürülen her argümana detaylı bir cevap vermeyi gerektirmeyen bu yükümlülük adli yargılamalara taraf olan şahısların, söz konusu yargılamaların sonucuna önemli bir etkisi olan bu beyanlarına belirli ve açık bir cevap almayı bekleyebileceklerini varsaymaktadır (bk., diğer kararlar arasında, Ruiz Torija/İspanya, 9 Aralık 1994, §§ 29-30, Seri A no. 303-A ve Higgins ve Diğerleri/Fransa, 19 Şubat 1998, §§ 42-43, Raporlar 1998-I). 2.  İlkelerin somut davaya uygulanması 41.  Somut davanın koşullarına dönüldüğünde Mahkeme, yargılamayı yürüten mahkemenin, başvuranın “bina projesinin teknik uygulamasından sorumlu kişi” olarak ilgili ulusal hükümler tarafından sağlanan standartlara uymadığı için yıkılmış binada yaşayan on üç kişinin ölümüne sebep olduğunun belirtildiği 28 Kasım 2005 tarihli mahkeme tarafından atanmış bilirkişiler tarafından hazırlanan rapora dayanarak başvuranı suçlu bulmuş olduğunu gözlemlemektedir. 42.  Mahkeme, ilk olarak, başvuran tarafından Hükümete bildirilen tek şikâyetin başvuranın bilirkişiler tarafından hazırlanmış raporda yıkılmış binanın statik ve betonarmeye ilişkin ayrıntılı bilgilerin Gölcük Belediyesinin 3925 numaralı dosyasının bir parçası olduğunu ve yargılamayı yürüten mahkeme tarafından elde edilebileceği göz önüne alındığında başvuranın yeni bir bilirkişi raporu hazırlanması talebinin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından reddedilmesi sebebiyle 28 Kasım 2005 tarihli bilirkişi raporuna itiraz edememesi iddiası olduğunu not etmektedir. Başvuru Hükümete bildirildiğinde, başvurunun geriye kalan kısmı Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54 § 3 maddesi uyarınca kabul edilemez bulunmuştur. 43.  Bu nedenle, Mahkemenin, başvuranın 28 Kasım 2005 tarihli bilirkişi raporuna ilişkin (i) depremin büyüklüğü ve kaçak bir katın eklenmesi sebebiyle cezai sorumluluğunu ortadan kalktığı; (ii) ilgili belgelerde imzası bulunmadığından bina projesinin teknik uygulamasından sorumlu kişi olmadığını ve (iii) deprem ile binanın inşası arasındaki sürenin yerel mahkemeler tarafından dikkate alınmamış olmasına ilişkin geriye kalan iddialarını incelemeyi hükmetmesine gerek yoktur. 44.  Her halükarda Mahkeme, bilirkişi raporunun yukarıda bahsedilen noktaların neredeyse tamamına ilişkin ayrıntılı açıklamalar içerdiğini kaydetmektedir. Mahkemeye göre, başvuranın bu bağlamdaki şikâyetleri ya belirli teknik konularla ya da bilirkişiler tarafından ayrıntılı olarak ele alınmış konularla ilgilidir. Dahası, söz konusu şikâyetler, 1999’daki ölümcül depremden sonra yıkılan bir binayla ilgili olarak, olaylara ilişkin olgusal sorular ve uzmanlık bilgisi gerektiren diğer konularla ilgilenecek donanıma sahip olmayan Mahkemenin yetkisinin ötesindedir. Bilirkişi incelemesinde ve sonrasında verilen mahkûmiyette herhangi bir keyfilik veya açık bir mantıksızlık bulunmadığı göz önünde bulundurulduğunda, Mahkemenin görevi, yargılamayı yürüten mahkemenin başvuranı mahkûm ederken ihtilaflı bilirkişi raporunu alması ve değerlendirmesi bakımından Sözleşme’nin 6. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının güvencelerine uyup uymadığını belirlemektir. 45.  Bu, Mahkemeyi, yargılamayı yürüten mahkemenin, yıkılan binaya ilişkin statik ve betonarme analizlerin ayrıntılarını almayı haksız bir şekilde reddetmesi iddiası konusuna getirmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, bilirkişilerin 28 Kasım 2005 tarihli raporlarında, raporlarını hazırlarken incelemiş oldukları Gölcük Belediyesinin 3925 numaralı dosyasında bu analizlerin bulunmadığını belirttiklerini not etmektedir. Daha sonra, başvuran, yargılamayı yürüten mahkemeye bu dosyanın aslında ilgili analizleri içerdiğini bildirmiş ve bunların elde edilmesini ve incelenmesini talep etmiştir. Ancak, yargılamayı yürüten mahkeme ceza davası dosyasının kapsamı bakımından soruşturmanın genişletilmesine gerek olmadığına hükmederek bu talebi reddetmiştir. 46.  Böyle genel bir gerekçe, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında eleştiriye açık olmasına rağmen (karşılaştırınız, Sergey Afanasyev/Ukrayna, no. 48057/06, § 70, 15 Kasım 2012), Mahkeme, somut davanın koşullarında, başvuranın Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki adil yargılanma güvenceleri uyarınca, söz konusu rapora etkili bir şekilde itiraz etme yeteneğinden yoksun bırakıldığı sonucuna varacak nitelikte olduğuna ikna olmamıştır. 47.  Bu bağlamda Mahkeme, önündeki belgelere göre, başvuranın Gölcük Belediyesinin dosyasına danıştıktan sonra ayrıntılı analizleri fark edebilmiş olmasına rağmen, bu analizlerin kopyalarını almasına izin verilmediğini iddia etmediğini gözlemlemektedir. Ayrıca, bu analizlerin birer kopyasını almasına ve yargılamayı yürüten mahkemeye sunmasına engel olacak herhangi bir durum olduğunu iddia etmemiştir. Mahkemenin elinde bulunan belgelere göre, başvuran, duruşmalar arasındaki sürenin çok kısa olduğunu ya da Gölcük Belediyesi’nin 3925 numaralı dosyasına erişemediğini veya erişmesine izin verilmediğini ne yerel mahkemeler ne de Mahkeme önünde ileri sürmüştür. Başvuran aradığı ayrıntıları elde etmesinin neden mümkün olmadığına dair başka makul bir sebep de öne sürmemiştir. 48.  Mahkeme, Hükümetin başvuranın Ceza Muhakemesi Kanununun 67 § 6 maddesi kapsamında kendi seçtiği uzmanlardan mütalaa alabileceği iddiasına ilişkin olarak, böyle bir tanığın usule ilişkin konumu mahkeme tarafından atanan bilirkişilerin konumuna eşit olmadığını yinelemektedir. Statüleri gereği mahkemenin tarafsız ve bağımsız yardımcıları olmaları gereken mahkeme tarafından atanmış bilirkişilerin ifadeleri mahkemenin değerlendirmesinde, bir taraf tarafından çağrılan bilirkişinin görüşünden daha fazla öneme sahiptir (bk. Shulepova/Rusya, no. 34449/03, § 68, 11 Aralık 2008). 49.  Her halükarda Mahkeme somut davanın özel koşullarında, başvuranın, bilirkişilerin binanın statik ve betonarme analizlerinin ayrıntılarını incelemediği iddiasına etkili bir şekilde itiraz etmek için makul adımlar attığına ikna olmamıştır. Sonuç olarak, Mahkeme başvuranın davasını sunduğu koşulların, onu kovuşturma karşısında belirgin bir dezavantaja soktuğu sonucuna varamamaktadır. 50.  Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, başvuranın Mahkeme önündeki şikâyetlerinin niteliği, esasen, mahkûmiyetinin merkezi dayanağını oluşturan mahkeme tarafından atanan bilirkişi raporunun sonuçlarıyla olan uyuşmazlığına dayanmaktadır. 51.  Dolayısıyla başvuranın şikâyetleri delillerin değerlendirilmesine yönelik olması sebebiyle başvuranın bu yöndeki şikâyeti dördüncü derece mahkemesi şikâyeti niteliğindedir. Bu nedenle, yerel mahkemelerin bulguları, herhangi bir gerekçe sağlanmadığı sürece veya sağlanan gerekçelerin “adaleti tanımama” ile sonuçlanacak şekilde yerel mahkeme tarafından yapılan açık olgusal veya hukuki hataya dayanmayacak bir şekilde yargılamaların adilliğine halel getirecek ölçüde keyfi ya da açıkça mantıksız olarak değerlendirilmediği sürece, bu şikâyetler Mahkemenin yetkisi dışındadır (bk. yukarıda anılan Moreira Ferreira (no. 2), § 85). Somut davada, yerel mahkemelerin vermiş olduğu kararın bu şekilde nitelendirilmiş olmaması sebebiyle Mahkeme, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir (bk. yukarıda anılan Mirilashvili, § 174). Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle, Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 20 Mayıs 2021 tarihinde bildirilmiştir. {signature_p_2} Stanley Naismith Jon Fridrik Kjølbro Registrar President