ictihat

6. Hukuk Dairesi 2023/2664 E. , 2024/5122 K.

# 6. Hukuk Dairesi 2023/2664 E. , 2024/5122 K. 6. Hukuk Dairesi 2023/2664 E. , 2024/5122 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Samsun 1. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2017/32 E., 2022/433 K. Davacı vekili, müvekkilinin davalılardan Dr. ...'ında kurucusu olduğu diğer davalı FBM Estetik Klinik özel hastane/poliklinik faaliyette bulunduğu Samsun ilinde 24.06.2016 ve 25.06.2016 tarihlerinde bir dizi operasyon geçirdiğini, bu operasyonlarda yüz, yanak, göz, ense ve her iki koluna müdahalelerde bulunulduğunu, operasyon sonrası müvekkilinin yüz ve yanaklarında kalıcı hasarlar oluşması üzerine, davalı doktorun kendisini tekrar geri çağırarak bir süre daha tedavi uygulamaya çalışmasına rağmen yine olumlu netice alınamadığını, bunun üzerine kendisine Özel Kent Sağlık Hizmetleri ve Malz. San. Tic. A.Ş. isimli hastanede bir kısım tetkik ve tedaviler yapıldığını, daha sonrada müvekkilinin Almanya'ya döndüğünü, halen bu konuyla ilgili tedavilerinin orada devam etmekte olduğunu, davalıların, Tıp Hukuku normlarına tam aykırı fiilleriyle müvekkilinin yüzüne sabit iz bırakacak şekilde zarar verdiğini, müvekkilinin bu haksız ve hukuksuz eylemden ötürü maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek müvekkilinin haksız fiil neticesinde operasyon için ödediği bedeller ile operasyon için yaptığı yol ve konaklama masrafları, ulaşım giderleri, iş ve gücünden yoksun kalması sebebiyle ve halen devam etmekte olan tedavi giderleri için uğradığı zararın tazmini için, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 15.000,00 TL maddi tazminat ile olaydan ötürü olay sonrası yaşadığı elem ve ızdırap ile yüzünde oluşan kalıcı yara ve izler için 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan alınarak davacıya verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili, davacının talebinin zamanaşımına uğramış olup, davanın bu sebeple reddi gerekmekte olduğunu, davacı ile davalı arasındaki ilişkinin eser sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince, Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Dairesi raporunda davacının yanak bölgesinde gelişen sınırlı doku nekrozu ve hematomun bu ameliyatlardan sonra her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek komplikasyonlar arasında bulunduğunun, kişinin kan sulandırıcı ilaç ve sigara kullanımının bu komplikasyonların oluşmasını kolaylaştırıcı rol oynadığının, bununla birlikte kan sulandırıcı ilaç ve sigara kullanmayan kişilerde de bu komplikasyonların gelişebileceğinin tıbben bilindiğinin, kişinin yapılan muayenesinde tespit edilen nedbelerin bu ameliyatın doğal sonuçları arasında olduğunun belirtildiği, bu kapsamda davalı hekimin kusurlu olmadığı gerekçesiyle gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekilince süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HMK’nın 33. maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Somut olayda, davacı ile davalı arasında eser sözleşmesi niteliğinde estetik müdahaleyi kapsayan hukuki ilişki bulunduğu, sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tıbbi zorunluluk sebebiyle gerçekleştirilen tedaviye ilişkin vekalet sözleşmesinden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlandığından meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Komplikasyonlarda ise, aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır. İş sahibinin ayıptan doğan hakları TBK'nın 475. maddesinde düzenlenmiştir. Bu haklar; sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim ya da ücretsiz onarım isteme hakları ile genel hükümlere göre tazminat isteme hakkıdır. Bunlardan ilk üçü, yani dönme, bedelden indirim ve ücretsiz onarım isteme hakları seçimlik haktır. Tazminat isteme hakkı ise, iş sahibinin zarar görmesi şartıyla her üç seçimlik hakla birlikte istenebilir. Bu haklar sınırlı olarak sayılmış olduğu için bunlar genişletilemez. 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen Avrupa Biyotıp Sözleşmesi 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir" düzenlemesi karşısında, davacıya hastane ortamında tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standartın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki estetik müdahalelerde de uygulanacağının kabulü zorunludur. Ayrıca 5. maddede, aydınlatılmış rıza alınması zorunluluğu açık bir şekilde düzenlenmiştir. Ameliyat işleminin yapıldığı tarih ve dava tarihinde yürürlükte olan TBK’nın 56. maddesinde; "Hakim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir” düzenlemesi mevcuttur. Zarar görene tanınmış olan manevi tazminat hakkı, kişinin sosyal, fiziksel ve duygusal kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda öngörülen bir tazminat türüdür. Amacı ise kişinin, hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, kişinin duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar vereni bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkoyması gibi olguları karşıladığı bir gerçektir. Manevi tazminat, kişinin çekmiş olduğu fiziksel ve manevi acıları dindirmeyi, hafifletmeyi amaçlar. Bu tazminat bizzat yaşanan acı ve elemin karşılığıdır. Bu tazminat türü, kişinin haksız eylem sonucu duyduğu acı ve elemin giderilmesini amaçladığı için, zarar gören kişi, öngördüğü miktarı belirleyerek istemde bulunabilir. Maddi zararda olduğunun aksine manevi tazminatta kesin bir hesabın yapılması olanaksızdır. Bunun için miktarı, somut olayın özelliği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak TMK’nın 4. maddesi uyarınca hakim tarafından takdir ve tayin edilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını belirlemede geniş bir yetkiye sahiptir. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 tarihli ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir. Hakim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir. Yukarıda yer verilen ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; ilk derece mahkemesince, Adli Tıp Raporu doğrultusunda, yanak bölgesinde gelişen sınırlı doku nekrozu ve hematomunun söz konusu ameliyatlardan sonra her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek komplikasyonlar arasında bulunduğu, hekim hatası olarak değerlendirilmediği, ve hükme esas alınan raporlar doğrultusunda dava reddedilmişse de; taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu, yukarıda yapılan açıklamalar gözetildiğinde davalı tarafından taahhüt edilen sonucun gerçekleşmediği, davacıya yapılan estetik müdahalenin sonucu itibariyle davacı iş sahibi yararına sonuç vermediği anlaşıldığından, dava konusu tıbbi müdahalenin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu gözetilmesine rağmen bu hususta değerlendirme içermeyen bilirkişi raporlarlarına dayanılması hatalı olmuştur. Açıklanan nedenlerle davalı hekimin taahhüt edilen sonucu tam ve gereği gibi yerine getiremediği, davacıya yapılan estetik müdahalelerin sonucu itibariyle davacı iş sahibi yararına sonuç vermediği, meydana getirilen eserin ayıplı olduğu anlaşıldığından, davacının manevi tazminat talebi yönünden mahkemece somut olayın özelliklerine, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre takdir edilecek uygun miktarda manevi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesi; maddi tazminat talebi yönünden ise davacının zarara uğradığını iddia ettiği istek kalemleri değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesi de hatalı olup, açıklanan nedenlerle kararın bozulması uygun bulunmuştur. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, İlk Derece Mahkemesi kararı ile bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle HMK'nın 373/1. maddesi gereğince Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi kararı KALDIRILARAK; Samsun Tüketici Mahkemesinin 2017/32 Esas, 2022/433 Karar ve 10.11.2022 tarihli kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 24.12.2024 gününde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.