TCK 26/1 Kapsamında Hakkın Kullanılması ve Şikâyet Hakkının Sınırları: Tehdit ve Şantaj Ayrımı
Ceza Genel HükümleriYazar: EmsalDava Editör Ekibi

TCK 26/1 Kapsamında Hakkın Kullanılması ve Şikâyet Hakkının Sınırları: Tehdit ve Şantaj Ayrımı

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 26/1. maddesi, hukuk düzenince tanınmış bir yetkinin icrasını hukuka uygunluk nedeni sayarak ceza sorumluluğunu ortadan kaldırır. Anayasal şikâyet hakkının kullanımı ile tehdit ve şantaj suçlarının manevi unsurları arasındaki sınır, hakkın dürüstlük kuralı çerçevesinde meşru amaç ve vasıta dengesiyle belirlenmektedir.

TCK 26/1 Kapsamında Hakkın Kullanılmasının Hukuki Niteliği

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 26. maddesinin birinci fıkrası, "Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez" hükmünü amirdir. Bu düzenleme, suçun yapısal unsurlarından olan "hukuka aykırılık" öğesini ortadan kaldıran genel bir hukuka uygunluk nedenidir. Ceza hukukunda hakkın kullanılması, bir kimsenin hukuk düzeni tarafından kendisine tanınmış bir yetkiyi, yine o yetkinin sınırları dahilinde icra etmesi durumunda, fiilin tipik (kanun tanımına uygun) olsa dahi cezalandırılmamasını sağlar.

Uygulamada hakkın kullanılması savunması sıklıkla Anayasal haklar (şikâyet, mülkiyet, savunma) üzerinden ileri sürülmektedir. Ancak her hak kullanımı otomatik olarak hukuka uygunluk sağlamaz. Doktrin ve Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere, bir hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilebilmesi için; hakkın varlığı, hakkın süjesi tarafından kullanılması ve kullanımın hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içinde kalması şarttır.

"5237 sayılı TCK'nın 106. maddesinin 1. fıkrasının ikinci cümlesinde yazılı tehdit suçunun tanımında; 'sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehdit' eyleminden söz edilmiş ise de, eylemin hukuka aykırılık öğesinin oluşması bakımından olayda hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması da zorunludur. TCK'nın 26. maddesinde 'hakkını kullanan kişiye ceza verilmez' hükmü yer almaktadır. Anayasanın 36. maddesinde ise, herkesin yargı merciileri önünde iddia ve savunmada bulunma hakkının bulunduğu belirtilmiştir."

Kaynak: 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2019/4105 - Karar No: 2019/20008

Belgeyi Gör: 4. Ceza Dairesi 2019/4105 E. , 2019/20008 K.

Bu noktada editörün notu olarak belirtilmelidir ki; hakkın kullanılması yalnızca bir cezasızlık hali değil, fiili doğrudan "hukuka uygun" kılan bir müessesedir. Dolayısıyla, TCK m. 26/1 kapsamında kalan bir eylem hakkında CMK m. 223/2-d uyarınca beraat kararı verilmesi asıldır.

Anayasal Şikâyet Hakkı ve Tehdit Suçu Arasındaki Sınır Çizgisi

Yargıtay uygulamasında en çok tartışılan uyuşmazlıkların başında, bir kişinin maruz kaldığı haksızlık karşısında muhatabına yönelik "seni şikâyet edeceğim", "seni mahkemeye vereceğim" veya "hesabını hukuk önünde soracağım" şeklindeki ifadelerinin tehdit suçunu oluşturup oluşturmayacağı gelmektedir. Yüksek mahkemenin yerleşik içtihadına göre, kişinin yasal yollara başvuracağını bildirmesi, Anayasa’nın 36. maddesindeki hak arama hürriyeti ve 74. maddesindeki dilekçe/şikâyet hakkı kapsamında kalmaktadır.

Şikâyet Bildiriminin Tehdit Sayılmadığı Haller

Bir şikâyet bildiriminin hukuka uygunluk nedeni kapsamında kalabilmesi için, bildirilen kötülüğün "hukuki bir sürecin başlatılması" olması gerekir. Eğer fail, mağdura karşı yasal bir hakkını kullanacağını, yetkili mercilere müracaat edeceğini söylüyorsa, bu durum "sair bir kötülük" olarak nitelendirilemez. Tehdit suçunun oluşabilmesi için mağdurun iç huzurunun haksız ve hukuka aykırı bir kötülük bildirimiyle bozulması gerekir. Hukuki yollara müracaat etmek ise bir haksızlık değil, hukuk devletinin vatandaşına tanıdığı meşru bir araçtır.

"Sana Göstereceğim" ve Benzeri İfadelerin Bağlamı

Uygulamada sıklıkla karşılaşılan "Sana göstereceğim", "İsmin ne, gününü göreceksin" gibi ifadeler, söylendiği bağlam ve olayın bütünü içinde değerlendirilmektedir. Eğer bu sözler, bir kamu görevlisinin veya üçüncü kişinin hukuka aykırı davrandığı iddiasıyla, onun hakkında şikâyetçi olunacağı mesajını taşıyorsa, Yargıtay bunu hakkın kullanılması kapsamında değerlendirme eğilimindedir.

"Dosyanın incelenmesinden; sanığın kızını tedavi için getirdiği hastanede asansörlerin çalışmaması ve tuvaletlerin kapalı olması nedeniyle şikayetçi olmak amacıyla gittiği idari büroda hastane müdürü olan katılana hitaben 'senin adın ne, sana göstereceğim' dediği iddiasıyla kamu davası açılmıştır. ...olayın oluş biçimi, anılan sözler, tartışmanın bütünü ve söylendiği bağlam içinde değerlendirildiğinde, sanığın maruz kaldığını düşündüğü ve iddia ettiği haksızlığa karşı şikayet hakkını kullanacağını bildirme niteliğinde olduğu... anlaşılması karşısında, olayda TCK'nın 26/1. maddesinde düzenlenen 'hakkın kullanılması' kapsamında hukuka uygunluk nedeninin bulunduğu gözetilmelidir."

Kaynak: 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2019/4105 - Karar No: 2019/20008

Belgeyi Gör: 4. Ceza Dairesi 2019/4105 E. , 2019/20008 K.

Şantaj Suçunda Hakkın Kullanılması Savunmasının Sınırları

Hakkın kullanılması savunması, şantaj suçunda (TCK m. 107) çok daha hassas bir dengeye dayanmaktadır. TCK 107/1. maddesinde düzenlenen "hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle zorlama" fiilinde, fail aslında meşru bir hakkına dayanmaktadır; ancak bu meşru hakkı, karşı tarafı "kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya zorlamak" için kullanmaktadır. Burada amaç-araç dengesi bozulduğunda hakkın kullanılması koruması kalkmaktadır.

Özel Hayata İlişkin Verilerin Şikâyet Hakkı ile İlişkilendirilmesi

Özellikle kişisel verilerin veya özel yaşama ilişkin görüntülerin "şikâyet konusu yapılacağı" tehdidiyle maddi menfaat veya borçtan kurtulma çabası, Yargıtay içtihadında hakkın kullanılması olarak görülmemektedir. Bir hakkın (örneğin alacak hakkı veya şikâyet hakkı) kullanılması, muhatabın şeref ve haysiyetini ağır şekilde zedeleyecek meşruiyet dışı bir baskı aracına dönüştürülürse, TCK 26/1 uygulama alanı bulamaz.

"Sanığın katılan ile olan arkadaşlıkları sırasında borç para aldığı, bu borcu ödememek için birlikte oldukları dönemde çektiği yatak odasına ilişkin görüntüleri dava açmak veya savcılığa vermek suretiyle açıklayacağı tehdidinde bulunduğu sabittir. ...Sanığın açıklayacağını bildirdiği hususun katılanın şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikte olduğu... ve borçtan kurtulmak amacıyla gerçekleştirildiğinden yarar sağlama amacının da bulunduğu dikkate alındığında, TCK'nın 107/2. maddesinde düzenlenen şantaj suçunun maddi ve manevi unsurlarının gerçekleştiği anlaşılmaktadır."

Kaynak: 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2021/4498 - Karar No: 2022/5051 (Karşı Oy)

Belgeyi Gör: 4. Ceza Dairesi 2021/4498 E. , 2022/5051 K.

Amaç ve Araç Arasındaki İlliyet Bağı

Şantaj suçunda hakkın kullanılması savunmasının geçerli olabilmesi için, talep edilen sonucun kullanılan hak ile doğrudan bağlantılı ve orantılı olması gerekir. Örneğin, borcunu ödemeyen kişiye "borcunu ödemezsen icra takibi yaparım" demek meşru bir hak kullanımıyken, "borcunu ödemezsen eski mahkumiyetlerini iş yerinde açıklarım" demek şantaj suçuna vücut verebilir. Çünkü mahkumiyet bilgisinin açıklanması ile alacağın tahsili arasında hukuk düzenince kabul edilebilir bir bağ yoktur.

Hukuka Uygunluk Nedeni Olarak Hakkın Kullanılmasının Maddi Şartları

Hukuk literatüründe ve yargısal pratikte, bir eylemin TCK m. 26/1 kapsamında değerlendirilebilmesi için kümülatif olarak bulunması gereken şartlar şu şekilde tasnif edilebilir:

Hakkın kullanılması ve dürüstlük kuralı dengesini simgeleyen terazi ve hukuk objeleri.

  1. Hukuken Tanınmış Bir Hakkın Varlığı: Kişinin kullandığı iddia edilen yetki; kanun, tüzük, yönetmelik veya idari bir kararla tanınmış sübjektif bir hak olmalıdır.
  2. Hakkın Öznesinin Belirliliği: Hak, o kişi tarafından kullanılmaya yetkili olunmalıdır (örneğin şikâyet hakkı şahsa sıkı sıkıya bağlıdır).
  3. Kullanım Sınırlarına Uygunluk: Hak, tanınmış olan kapsamın dışına taşmamalıdır.
  4. Dürüstlük Kuralı (TMK m. 2): Hakkın kullanımı açıkça başkasına zarar verme amacı gütmemeli ve dürüstlük kuralına aykırı olmamalıdır.
Kriter Hakkın Kullanılması (TCK 26/1) Hakkın Kötüye Kullanılması (TMK 2/2)
Yasal Dayanak Kanunla açıkça tanınmış yetki Hakkın varlığına rağmen gayrimeşru kullanım
Failin Amacı Meşru hakka kavuşma Zarar verme veya haksız menfaat
Yöntem Hukuki sınırlar içinde kalma Zorlama, baskı veya dürüstlüğe aykırılık
Hukuki Sonuç Beraat (Hukuka uygunluk) Cezai sorumluluk ve tazminat yükümü

TMK Madde 2/2 ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağının Ceza Hukukuna Etkisi

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen "Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz" ilkesi, ceza hukukunda hukuka uygunluk nedenlerinin sınırlarını çizen üst bir normdur. Eğer bir hakkın kullanımı, hukuk düzeninin o hakkı tanıma amacıyla taban tabana zıt bir yöne evrilmişse, artık TCK 26/1’den söz edilemez.

"Hiç bir ayni veya alacak hakkının, hakkın ileri sürülebileceği muhatapları üzerinde, sınırsız bir şekilde baskı unsuru oluşturmasını, hukuk düzeni korumaz. İşte... kuraldaki istisna boşluğunu dolduracak, hakkı sınırlayacak hüküm; TMK. 2/2. maddesindeki 'hakkın kötüye kullanılması' yasağı olmalıdır."

Kaynak: Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2014/560 - Karar No: 2015/2371

Belgeyi Gör: Hukuk Genel Kurulu 2014/560 E. , 2015/2371 K.

Ceza yargılamasında hakim, sanığın bir hakkını kullandığını iddia ettiği durumlarda, bu kullanımın dürüstlük kuralına uygun olup olmadığını re'sen gözetmelidir. Hakkın kötüye kullanılması bir "def’i" değil "itiraz" niteliğinde olup, davanın her aşamasında mahkemece dikkate alınır.

İspat Yükü ve Yargılama Pratiğinde Hakkın Kullanılması Savunması

Ceza muhakemesinde ispat yükü kural olarak iddia makamındadır; ancak "hukuka uygunluk nedenleri" söz konusu olduğunda savunmanın bu yöndeki somut delillerini sunması yargılama akışını değiştirir. Hakkın kullanılması savunmasında, sanığın eylemi gerçekleştirirken sahip olduğu motivasyonun (saik) meşru bir hakka mı yoksa bir suça mı yönelik olduğu titizlikle incelenir.

Savunma Stratejisinde Delil Sunumu

Hakkın kullanılması savunması yapan bir sanık, meşru hakkın dayanağını (örneğin bir sözleşme, bir idari işlem veya tanınmış bir Anayasal yetki) mahkemeye sunmalıdır. Özellikle şikâyet hakkı bağlamında, sanığın şikâyetine konu ettiği olguların gerçekliğine inanması (hata payı dahilinde dahi olsa) "hak arama özgürlüğü" çerçevesinde değerlendirilir.

"Şikâyet, kullanılması bir hak olmasının yanında, kişiye sorumluluk da yüklemektedir. Şikâyet hakkının kötüye kullanılmış olup olmadığının tespitinde bakılacak unsur şikâyet hakkının amaca uygun olarak kullanılmış olmasıdır. ...Olgular kanıtlanabilir, oysa değer yargılarının doğruluğu kanıta başvurularak ortaya konamaz."

Kaynak: Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2017/1449 - Karar No: 2021/670

Belgeyi Gör: Hukuk Genel Kurulu 2017/1449 E. , 2021/670 K.

Kamu Görevlisine Karşı Hakkın Aranacağını Bildirme: Direnme mi, Hak Arama mı?

Görevi yaptırmamak için direnme suçu (TCK m. 265), cebir veya tehdit unsurları üzerine kuruludur. Ancak bir vatandaşın, görevini icra eden kamu görevlisine "Hatalı işlem yapıyorsunuz, sizi şikâyet edeceğim", "Üzerinizdeki elbiseyi çıkarttıracağım (meslekten ihraç ettireceğim)" demesi, her zaman tehdit olarak kabul edilmez. Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin yerleşik görüşüne göre, bu sözler meşru bir hakkın (disiplin veya ceza şikâyeti) kullanılacağı uyarısı niteliğindedir.

"...işyerine gelen ruhsat sahibi sanığın hakkında tutulan tutanağı okuduktan sonra 'Bana bu tutanaktan para cezası gelir, bana karşı şahsi kininiz bulunmakta, bunun hesabını sorarım, üzerinizdeki elbiseleri çıkarttıracağım' şeklindeki sözlerinin, mağdurun aleyhine adli ve idari yollara başvurularak hukuk sınırları içerisinde hakkın aranacağı anlamına gelmesine karşın tehdit olarak değerlendirilmesi... hukuka aykırıdır."

Kaynak: 18. Ceza Dairesi - Esas No: 2015/19878 - Karar No: 2016/8848

Belgeyi Gör: 18. Ceza Dairesi 2015/19878 E. , 2016/8848 K.

Bu tür uyuşmazlıklarda mahkemeler, kamu görevlisinin o an icra ettiği işlemin "görev sınırlarını aşıp aşmadığını" da incelemelidir. Eğer kamu görevlisi usulsüz bir tutanak tutuyorsa veya haksız bir işlem tesis ediyorsa, vatandaşın gösterdiği tepki meşru bir tepki ve hak arama iradesi olarak nitelendirilebilir.

Hakkın Kullanılmasında "Meşru Vasıta" ve "Meşru Amaç" Dengesi

Bir eylemin TCK 26/1 korumasından yararlanabilmesi için kullanılan aracın (vasıta) ve ulaşılmak istenen sonucun (amaç) her ikisinin de meşru olması şarttır. Hukuk doktrininde bu durum "amaç-vasıta meşruiyeti" olarak adlandırılır.

Hukuki araçların meşruiyetini simgeleyen mahkeme tokmağı ve mühürlü belge.

  1. Meşru Amaç - Meşru Vasıta: Hukuka uygunluk nedeni tamdır. (Örn: Alacaklı olan kişinin borçluya icra takibi başlatacağını söylemesi).
  2. Meşru Amaç - Gayrimeşru Vasıta: Suç oluşur. (Örn: Alacaklı olan kişinin borçluyu döverek parasını alması - Yağma suçunun özel halleri hariç).
  3. Gayrimeşru Amaç - Meşru Vasıta: Suç oluşabilir (Şantaj). (Örn: Hiçbir alacağı yokken, birinin sırrını açıklayacağını söyleyerek para istemesi).

Yargıtay, özellikle "şikâyet hakkı" gibi her an kullanılabilir haklarda, kullanımın sırf karşı tarafı taciz etmek veya baskı altına almak için yapılıp yapılmadığını sorgular.

"Şikâyet edilen kişinin suç işlediği için cezalandırılması veya kamu görevlisinin hukuka aykırı davranışı nedeniyle disiplin işlemine ya da yargılamaya tabi tutulması sair kötülüğe uğratılması anlamına gelebilecek ise de, yasal hakkın kullanılması nedeniyle kişi cezalandırılmaz."

Kaynak: 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2019/4105 - Karar No: 2019/20008

Belgeyi Gör: 4. Ceza Dairesi 2019/4105 E. , 2019/20008 K.

TCK m. 26/1 ve m. 26/2 İlişkisi: Rıza ve Hak Arasındaki Fark

Hukuka uygunluk nedenleri arasında yer alan "hakkın kullanılması" (m. 26/1) ve "ilgilinin rızası" (m. 26/2) sıklıkla birbirine karıştırılsa da, temelleri farklıdır. Hakkın kullanılması, hukuk düzeninin bizzat faile verdiği bir yetkiye dayanırken; ilgilinin rızası, mağdurun üzerinde tasarruf edebileceği bir hakkından feragat etmesi durumudur.

"Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası' başlıklı 5237 sayılı TCK'nun 26/2. maddesinde, 'Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez' şeklindeki düzenleme ile ilgilinin rızası bir hukuka uygunluk nedeni olarak sayılmıştır."

Kaynak: Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2013/554 - Karar No: 2014/59

Belgeyi Gör: Ceza Genel Kurulu 2013/554 E. , 2014/59 K.

Örneğin, bir doktorun hastasına müdahale etmesi, hem mesleğin icrası (hakkın kullanılması/yükümlülüğün ifası) hem de hastanın rızası (m. 26/2) çerçevesinde değerlendirilebilir. Ancak şikâyet hakkı gibi tek taraflı irade beyanlarıyla kullanılan haklarda rıza aranmaz; doğrudan m. 26/1’in yasal sınırları incelenir.

Tazminat Hukukunda Haksız Şikâyet ve Kişilik Hakları

Ceza hukukundaki beraat kararı, eylemin hukuka uygun olduğunu tespit etse de, tazminat (özel) hukuku bakımından her beraat kararının "haksız şikâyet yoktur" anlamına gelmediği bilinmelidir. Hukuk Genel Kurulu, şikâyet hakkının kullanılmasının kişilik haklarına saldırı teşkil edip etmediğini incelerken, şikâyette bulunan kişinin "yeterli emareye sahip olup olmadığını" sorgular.

"Şikâyet hakkı, meşru bir amaç için kullanılırken, içeriğine konu bilgi (olgular) ile kanaatler (değer yargıları) açısından bir değerlendirmeye tabi tutulabilir. ...Şikâyet hakkının kötüye kullanılmış olup olmadığının tespitinde bakılacak unsur şikâyet hakkının amaca uygun olarak kullanılmış olmasıdır."

Kaynak: Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2017/1449 - Karar No: 2021/670

Belgeyi Gör: Hukuk Genel Kurulu 2017/1449 E. , 2021/670 K.

Haksız şikâyet nedeniyle manevi tazminat davası açılabilmesi için; şikâyetin kötü niyetle yapılması, şikâyet edilen olayın uydurma olması veya hiçbir delil ve belirti yokken sırf karşı tarafı zor durumda bırakmak amacıyla yapılması gerekir.

Usul Hukukunda Hakkın Kötüye Kullanılması ve Hak Düşürücü Süreler

Hakkın kullanılması ve dürüstlük kuralı ilişkisi yalnızca maddi hukukta değil, usul hukukunda da kendisini gösterir. Örneğin, kanuni süreler geçtikten sonra "eski hale getirme" talebinde bulunurken dürüstlük kuralına aykırı davranılması, hukuk düzenince korunmaz. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2024 tarihli bir kararında, 19 yıl bekledikten sonra yapılan temyiz isteğini TMK m. 2 çerçevesinde "hakkın kötüye kullanılması" olarak değerlendirmiştir.

"4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde 'Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz' şeklindeki emredici düzenleme ile Kanun koyucu tarafından kişilere tanınan hakların belli sınırlar içinde kullanılması... belirtildiği... tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde... temyiz isteğinin reddine karar verilmiştir."

Kaynak: 1. Ceza Dairesi - Esas No: 2024/2908 - Karar No: 2024/6947

Belgeyi Gör: 1. Ceza Dairesi 2024/2908 E. , 2024/6947 K.

Bu karar, dürüstlük kuralının yalnızca haksız fiillerde değil, usulü hakların kullanımında da keskin bir sınır teşkil ettiğini göstermektedir. Hakkın kullanım süresi kanunla sınırlanmamış olsa dahi, makul sürenin aşılması ve bu gecikmenin muhatap üzerinde belirsizlik yaratması hakkın kötüye kullanılması (hakkın sukutu) olarak yorumlanabilir.

Uygulama Notu: Müdafi Stratejisi ve Savunma Kurgusu

Hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeni üzerine kurulu bir savunma kurgulanırken, makale editörü olarak şu hususlara dikkat çekmek gerekir:

Savunma stratejisi hazırlığında ceza hukuku kaynakları ve notlar.

  • Bağlam Analizi: Sanığın sarf ettiği sözlerin öncesi ve sonrasındaki olay örgüsü (kronoloji) çıkarılmalıdır. Eğer bir tartışma haksız bir işleme tepki olarak gelişmişse, bu durum "hak arama motivasyonu"nu güçlendirir.
  • Objektif Elverişlilik: Tehdit olarak iddia edilen sözlerin, objektif olarak mağdur üzerinde ciddi bir korku yaratıp yaratmayacağı tartışılmalıdır. Yargıtay, "yasal şikâyet yolunu bildirmeyi" korku yaratmaya elverişli bir tehdit görmemektedir.
  • İhbarın Dayanağı: Sanığın muhatabını şikâyet ettiği veya edeceği konuda elinde ne tür doneler olduğu (tanık beyanı, evrak vb.) dosyaya sunulmalıdır. Somut bir emareye dayanan şikâyet bildirimi her zaman m. 26/1 kapsamındadır.
  • Hukuki Nitelendirme: Savunmada eylemin sadece "suç olmadığı" değil, "hukuka uygun olduğu" vurgulanmalıdır. Bu, beraat kararının gerekçesi açısından (CMK 223/2-d) kritik öneme sahiptir.

"Hukuksuz bir muameleye maruz kalan kişinin bu haksızlığı icra eden sivil veya kamu görevlisi olan kişiye, hukuk önünde hesaplaşması anlamına gelen sözler tehdit olarak düşünülmemelidir. Zira bu halde Anayasayla güvence altına alınan (m.74) şikayet hakkının kullanımı söz konusudur."

Kaynak: 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2019/4105 - Karar No: 2019/20008

Belgeyi Gör: 4. Ceza Dairesi 2019/4105 E. , 2019/20008 K.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Borcum olan kişiye "beni icraya verirsen ben de senin yasa dışı işlerini ihbar ederim" demek şantaj mıdır?
Evet, bu durum tipik bir şantaj suçudur. Kişinin şikâyet hakkını, borcundan kurtulmak veya haksız bir menfaat sağlamak amacıyla bir baskı unsuru olarak kullanması, hakkın özüyle bağdaşmaz. Burada amaç (borçtan kurtulma) ile araç (başka bir suçun ihbarı) arasında hukuki bir bağ bulunmadığından TCK m. 26/1 koruması işlemez.

2. Bir kamu görevlisine "Seni şikâyet edip mesleğinden edeceğim" demek hakaret veya tehdit midir?
Yargıtay’ın güncel içtihatlarına göre bu ifade tehdit veya hakaret değildir. Vatandaşın, kamu görevlisinin hukuka aykırı davrandığı inancıyla yasal yollara başvuracağını bildirmesi, Anayasal hak arama hürriyeti kapsamındadır. Ancak bu sözler "senin gibi memurun..." gibi aşağılayıcı ifadelerle birleşirse hakaret suçu oluşabilir.

3. Hakkın kötüye kullanılması savunmasını mahkeme re'sen dikkate alır mı?
Evet. Hakkın kötüye kullanılması yasağı (TMK m. 2/2) kamu düzenine ilişkindir. Ceza hakimi, sanığın bir hakkını kullandığını iddia ettiği durumlarda, bu hakkın dürüstlük kuralına aykırı şekilde bir suç aracı olarak kullanılıp kullanılmadığını taraflar ileri sürmese dahi kendiliğinden incelemek zorundadır.

4. Şantaj suçunda "istenen yararın zaten failin hakkı olması" suçun oluşumunu engeller mi?
Kısmen. Eğer istenen yarar failin hukuken hak ettiği bir şeyse (örneğin vadesi gelmiş bir alacak), failin "borcunu ödemezsen seni şikâyet ederim" demesi şantaj değil, meşru bir hak kullanımıdır. Ancak hakkı olan şeyi elde etmek için meşru olmayan araçlar (örn: özel hayatın gizliliğini ihlal edecek görüntülerle tehdit) kullanılıyorsa, TCK m. 107 kapsamında cezai sorumluluk doğabilir.

Kaynakça

    1. Ceza Dairesi - Esas No: 2019/4105 - Karar No: 2019/20008
  • Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2013/554 - Karar No: 2014/59
  • Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2017/1449 - Karar No: 2021/670
    1. Ceza Dairesi - Esas No: 2021/4498 - Karar No: 2022/5051
  • Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2014/560 - Karar No: 2015/2371
  • Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2013/8 - Karar No: 2013/1458
  • Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2017/1343 - Karar No: 2021/669
    1. Ceza Dairesi - Esas No: 2024/2908 - Karar No: 2024/6947
    1. Ceza Dairesi - Esas No: 2015/19878 - Karar No: 2016/8848
    1. Ceza Dairesi - Esas No: 2017/2049 - Karar No: 2019/5659
  • Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2013/1792 - Karar No: 2014/584
  • 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK)
  • 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)
  • 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası

Yasal Uyarı: Bu metin, mevzuat ve Yargıtay içtihatları çerçevesinde profesyonel hukukçulara yönelik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her somut uyuşmazlığın kendine özgü dinamikleri (bağlam, saik, ispat araçları) farklı hukuki sonuçlar doğurabilir. Metindeki bilgiler doğrudan bir davanın temeli olarak kullanılmamalı, her vaka için profesyonel hukuki danışmanlık alınmalıdır.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: