ictihat
8. Ceza Dairesi 2011/11094 E. , 2011/14309 K.
# 8. Ceza Dairesi 2011/11094 E. , 2011/14309 K.
8. Ceza Dairesi 2011/11094 E. , 2011/14309 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : 6136 sayılı Yasaya aykırılık ve tehdit
HÜKÜM : Hükümlülük
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları karşısında, silahla tehdit suçunun oluşabilmesi için silahın mağdura gösterilmesinin yeterli olduğu ayrıca tehdit içeren bir söz söylemesine gerek bulunmadığı dikkate alındığında tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında; 765 sayılı TCK.nun 81. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Kasıtlı suçtan mahkumiyeti bulunması nedeniyle CMK.nun 231. maddesinin uygulanma olanağı bulunmayan sanık hakkında; yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin tahkikat neticelerine uygun olarak tecelli eden kanaat ve takdirine, tetkik olunan dosya içeriğine göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün (ONANMASINA), 01.12.2011 gününde yasak silah taşıma suçundan kurulan hükümde oybirliği, tehdit suçundan kurulan hükümde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI DÜŞÜNCE : Tehdit Suçu, 5237 sayılı TCK.nun “Tehdit” başlıklı 106’ıncı maddesinde; “(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
(2) Tehdidin;
a) Silâhla,
b) ………………………………………………….,
c) …………………………………………………. ,
d) ……………………………………………………………………………..,
işlenmesi hâlinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir” şeklinde düzenlenmiştir.
Tehdit suçu “Hürriyete Karşı İşlenen Suçlar” içinde yer alan bir suçtur. Tehdit suçu, 765 sayılı TCK. nun 191 ve 188. maddelerinde düzenlenmişti. Yeni TCK.nun tehdit suçunu düzenlemesi ile 765 sayılı TCK.nun düzenlemesi arasında farklar mevcuttur.
Maddedeki düzenleme ile tehdit fiili müstakil olarak suç sayılmaktadır. Kanunun gerekçesinde de belirtildiği üzere "tehdidin koruduğu hukukî değer, kişilerin huzur ve sükûnudur; böylece kişilerde güvensizlik duygusunun meydana gelmesi önlenmiş olmaktadır. Bu nedenle, söz konusu madde ile insanın kendisine özgü sulh ve sükûnuna karşı işlenen saldırılar cezalandırılmış olmaktadır. Fakat tehdidin bu maddeyle korumak istediği esas değer, kişinin karar verme ve hareket etme hürriyetidir." Özgürce karar verebilme ve vermiş olduğu kararı hayata geçirebilme hürriyeti bireyin sahip olduğu en temel haktır.
Tehdit fiilinin suç olarak düzenlenmesiyle bireyin, korkusuz, endişe duymadan, huzur içinde ve emniyet duygusuyla yaşaması sağlanmak istenmiştir. Suçun oluşması için fiilin, mağdurun güvenlik duygusunu, iç huzurunu etkileyici, onu endişeye, korkuya sevk etmeye elverişli olması gerekir. Bu bakımdan tehdit; mağdurun karar veya hareket hürriyetini tehlikeye koyan bir fiildir. Kişi karar verirken hiçbir baskı veya dış müdahale olmaksızın özgür davranabilmelidir. Tehdit halinde mağdur tehdit konusu tecavüzün ileride gerçekleşeceği beyanıyla korkutularak belli bir davranışta bulunmaya zorlanmaktadır.
Maddedeki düzenlemeye bakıldığında suçun temel şekli; “mağdurun kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit edilmesidir.” Öncelikle suçun varlığından söz edebilmek için ileride bir saldırının gerçekleşeceğinin mağdura bildirilmesi gerekir. Tehdit suçu Kanunda açıkça belirtilmiş olmasa dahi bu saldırının haksız bir saldırı olması gerekmektedir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununda "ağır ve haksız bir zarar" vurgusu kullanılmaktaydı. Yeni kanunda suçun basit şekli bakımından bu vurgulama yapılmamış ancak suçun daha az cezayı gerektiren hali olan malvarlığına yönelik tehdit bakımından "büyük bir zarar" vurgusu yapılmıştır. Bu nedenle suçun basit şekli bakımından saldırının ağır olması gerekli değildir. Ancak kanunda belirtilmemiş olsa dahi saldırının haksız olması gerekir. Zararın büyüklüğü ise somut olayın özellikleri, özellikle mağdurun ekonomik durumu dikkate alınarak belirlenecektir. Suçun basit şekli bakımından tehdidin mağdurun kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik olması gerekmektedir. Bunlar dışında suçun daha az cezayı gerektiren ve takibi şikâyete bağlı olan şekli bakımından ise tehdidin malvarlığı değerlerine veya diğer hukuki değerlere yönelik olması gerekmektedir. Kanun koyucu "sair bir kötülük edeceğinden bahisle" ifadesini kullanarak tehdidin yönelebileceği değerler bakımından sınırlayıcı bir yöntem benimsememiştir. TCK m. 106/1, uğratılacağı bildirilen zararın "büyük" olması zorunluluğunu, yalnızca tehdidin konusunu oluşturan değerin "malvarlığı" olması bakımından aramıştır. Tehdit geleceğe yönelik olup, muhakkak zarar tehlikesi içerir, bu nedenle tehdit, soyut tehlike suçu niteliğindedir. Uğratılacağı bildirilen zararın mağdurun yaşamına, vücut bütünlüğüne veya cinsel dokunulmazlığına yönelik olması durumunda bunun ağır olup olmadığını araştırmaya gerek yoktur; buna karşılık malvarlığına yönelik zarar beyanı, ancak "büyük" ise bu suçu oluşturur.
Suçun silahla işlenmesi nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde; tehdidin silahla işlenmesi halinde mağdurun iç huzuruna daha ağır zarar vermesi ve silahın suçun işlenmesini kolaylaştırmasıdır. Silah kavramından ne anlaşılması gerektiği Türk Ceza Kanunu m.6'da şu şekilde düzenlenmiştir.
Buna göre "Silah deyiminden;
1. Ateşli silahlar,
2. Patlayıcı maddeler,
3.Saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet,
4. Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler,
5. Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeler anlaşılır. Suçun silahla işlenmiş kabul edilebilmesi için mutlaka silahın mağdura yöneltilmiş olması zorunlu değildir. Silahın sadece gösterilmiş olması veya kabzasından çıkarılması da mağdurun iç huzurunu bozacağından ve sözle yapılacak tehdidin etkisini artıracağından nitelikli halin uygulanması gerekir. Uygulamada "kavgada korkutmak için silah gösterme " olarak adlandırılan durumda ise değerlendirmenin çok yönlü olarak yapılması, silah gösteren kişinin meşru savunma kapsamında hareket edip etmediği, tehdit suçunu işleyip işlemediğinin somut olayın özellikleri dikkate alınarak tespiti gerekmektedir.
Tehdit suçunda mağdura, bir kötülükte bulunulacağı beyan edilmekte; bu yolla da kişinin iç huzuru ortadan kaldırılmaktadır. Bu nedenle bu suçla korunmak istenen yararın, bireyin iç huzuru, hukuksal güvenlik duygusu olduğu söylenebilir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanun’un 106. maddesiyle yaptırım altına alınan eylem failin bir başkasını, kendisinin veya yakınının yaşamı, vücut dokunulmazlığı veya cinsel dokunulmazlığa yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da mal varlığı itibariyle büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehdit etmesidir. Tehditte fail tarafından mağdura bir kötülük yapılacağı, haksızlığın gerçekleştirileceği bildirilmektedir. Tehdit halinde kişi, tehdit konusu tecavüzün ileride vuku bulacağı beyanıyla korkutularak, belli bir davranışta bulunmaya zorlanmaktadır. Fail mağdura gelecekte bir kötülüğü gerçekleştireceğini bildirmektedir. Failin mağdura yönelttiği tehdit, mağdurun kendisinin veya yakınının yaşamı, vücut dokunulmazlığı, cinsel dokunulmazlığı, mal varlığı veya bunlar dışında kalan hukuksal açıdan korunan herhangi bir değere yönelik olmalıdır. Fail tarafından, mağdura, uğratılacağı bildirilen zarar haksız olmalıdır. Haklı bir nedene dayanan zarar bildirimleri, tehdit suçunu oluşturmayacaktır. Yasa koyucu silahın mağdur üzerinde korkunun etkisini artırdığı, eylemin icrasını kolaylaştırdığı ve faile cesaret verdiği düşüncesiyle bu durumu nitelikli hal saymıştır. Silahla tehdit suçunun oluşması için fail tarafından bu silahın korkutucu gücünden bir türlü faydalanılmış olması gerekir.
Somut olaya gelince; iddianamede, sanığın oto kundaklama olayını konuşmak için yanına gelen müştekiyi hamili bulunduğu 6136 sayılı yasa kapsamında bulunan av tüfeğinin horozunu kurarak yaklaşma diyerek tehdit ettiğinden bahisle 765 sayılı TCK’nun 191/1, 6136 sayılı Kanunun 13/1 ve TCK’nun 36. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
Müşteki soruşturma evresinde kollukça alınan ifadesinde; önceden tanıdığım ve oto kundaklama işini yapabileceklerini düşündüğüm kıymalı ... lakabıyla tanınan sanıkla yanında tanımadığım bir şahıs olduğu halde karşılaştığımda, kendisine “... bir dakika bak sana” dediğimde, pardösünün altından kısa kesilmiş tek kırma av tüfeği çıkartarak bana doğrulttu, horozunu kurarak “bana yaklaşma” ben ...’i arayacağım dedi ve o arada kolluk görevlileri gelince sanık olay yerinden kaçtı. Müştekinin yanında bulunan tanık... ... ise anlatımında “sanık kısa namlulu av tüfeğini ...’a doğrulttu, biraz uzakta olduğumdan ne konuştuklarını duyamadım” şeklinde görgü ve bilgisini aktarmıştır.
Sanık ise, soruşturma evresinde ... bana gel lan buraya demesi üzerine bende niyetlerinin kötü olabileceğini düşündüğümden “paltomun altında sakladığım namlusu ve dipçiği kesilmiş av tüfeğini çıkararak ...’e doğrulttum ve gelmeyin dedim” ... da akıllı ol seni öldürürüm şeklinde beni tehdit etti şeklinde olayı anlatmış Cumhuriyet Savcısınca alınan ifadesinde de “av tüfeğini ...’a doğrultup üzerime gelme dedim başka herhangi bir söz ve eylemde bulunmadım demiştir.
Kovuşturma evresinde, müşteki ve olayın tek görgü tanığı olan... ... aramalara rağmen bulunamadıklarından dinlenmekten vazgeçilmiş, tanığın soruşturma evresindeki ifadesi mahkemede okunmakla yetinilmiştir.
Sanık kovuşturma evresinde de müştekiyi tehdit etmediğini kendisine ait av tüfeğini ...’a doğrultup üzerime gelme şeklinde söz söylediğini bunu tehdit maksatlı değil kendisini korumak maksadıyla söylediğini savunmuştur. Mahkeme olay tarihinde sanığın oto kundaklama olayını konuşmak için yanına gelen müştekiye kendisine ait “av tüfeğini doğrultarak üzerime gelme” şeklinde tehdit fiilini işlediği kabul edilerek, 765 sayılı TCK’nun 191/2. maddesi uyarınca cezalandırılması cihetine gidilmiştir. Daire çoğunluğu, mahkemenin fiili, kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik bulunmadığından hükmün onanmasına karar vermiştir.
Çözümlenmesi gereken sorun, 6136 sayılı Yasa kapsamında bulunan “av tüfeğini müştekiye doğrultarak üzerime gelme” şeklindeki tehdit fiilini işleyen sanığın eyleminin, hangi yasanın hangi maddesine göre değerlendirilmesi gerekeceği ve tehdit suçunun yasal öğelerinin bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Bir eylemin suç teşkil etmesi için yasada belirlenen suç tipine uygun olması gerekir. 765 sayılı TCK. nun da tehdit ağır ve haksız bir zarara uğratılacağının mağdura bildirilmesi şeklinde düzenlenmiştir. Tehdit, bir kimseye haksız ve ağır bir zarara uğratılacağının bildirilmesi olduğuna ve bireyin iç huzuru ihlal edildiğine göre, mağdurda ciddi bir korku yaratmalıdır. Söylenen sözlerin ürkütücü, korkutucu, sonuç alıcı boyutta ve ağırlıkta olması gerekir. Fiilin işlendiği ortam ve söylenen sözlerin mağdurun iradesini etkileme derecesi gözetilmeli, bu nedenle eylemde sonuca elverişlilik, uygunluk, yeterlilik koşulları gerçekleşmelidir. Tehdit, mağduru istenilen bir hareketi yapmaya zorlamak ve onu korkutmak olduğuna göre, hukuken değerlendirilebilmesi için uygunluk, elverişlilik, yeterlilik koşulları gerçekleşmelidir. Ani olarak oluşan ve gelişen ortamda yapılan bir hareket veya söylenen sözlerde bu koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği aranmalıdır. Söylenen sözlerde ciddiyet bulunmalıdır. Zira mağdur haksız bir zarara uğrayacağı endişesine kapılmamışsa, Failde, böyle bir zarara uğratma düşüncesi bulunmadığı sonucuna ulaşılır. (CGK. 20.10.1998 gün ve 1998/2-252, 1998/319 sayılı kararı).
Tehdidin ciddi olup olmadığı, eylemin işlendiği ortama, olaya özgü koşullara, tarafların bedensel ve ruhsal durumlarına göre, tehdit edici sözün gerçekleşme olasılığı ve mağdurun iradesini etkileme derecesi ölçüleri içinde tartışılıp değerlendirilerek, sonuca varılması gerekir. Tehdit fiili değerlendirirken, fail ile mağdur arasındaki önceki ilişkileri ve somut olayın diğer özellikleri dikkate alınmak suretiyle bir sonuca ulaşmak daha doğru hukuki bir sonuç olacaktır. Tehditten söz edilebilmesi için, kötülüğün gerçekleştirileceğinin karşı tarafa bildirilmiş olması da gerekir. Failin söz ve hareketi uyarı niteliğindeyse, tehdit suçu oluşmaz. Suçun manevi unsurunun gerçekleşmesi bakımından önemli olan, bu davranışın bir kimseyi korkutma kastıyla yapılmış olmasıdır. Olay günü müştekinin yanında iki şahısta olduğu halde sanığa seslenmesi üzerine kendini savunma refleksi ile üzerinde taşıdığı av tüfeğini müştekiye göstererek üzerime gelme şeklindeki davranışta silahla tehdit suçunun yasal unsurları oluşmamaktadır. Aralarında olay anına kadar ciddi bir ihtilaf olduğuna dair bir beyan da bulunmamaktadır. Sanık sırf kendisine karşı bir kötülük işlenmesin veya işlenme ihtimalini ortadan kaldırmak için bu davranışta bulunduğu ve gerek soruşturma evresinde gerekse kovuşturma evresinde olayı bütün açıklığıyla anlatmış ve tehdit kastıyla hareket etmediğini savunmuştur. Ani bir karşılaşma üzerine salt silah gösteriminin silahla tehdit suçu olarak kabulü suç tanımı bakımından aranan unsurların oluşmadığını gösterir. Çünkü sanık karşı tarafa gelecekte bir kötülüğü gerçekleştireceğini de bildirmemiştir. Sadece müştekiyi uyarmakla yetinerek kendisine yönelik bir kötülükten kurtulmak istemiştir. Ayrıca ilk sözlü sataşma müşteki tarafından ileri gelmesine göre, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunun 466. maddesinde düzenlenen “kavgada korkutmak için silah çeken…….ile cezalandırılır” şeklindeki suç tanımı bakımından da korkutmak saikıyla hareket edip etmediği tartışılmaması da bir eksikliktir. Ve önceki yasa ile sonra yürürlüğe giren yasa maddelerinin karşılaştırmasında da hataya düşülmüştür. Esasen eski yasa uygulanmış olmasına göre, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanan uygulamaları doğrultusunda müştekiye yöneldiği kabul edilen tehdit fiilinin karar verme ve serbest hareket etme özgürlüğünü kısıtlayacak ve onun iç huzurunu bozacak onu ciddi biçimde korku ve endişeye düşürmeye elverişli ve yeterli nitelikte olup olmadığının da tartışılması gerekirdi. Belirttiğim nedenlerle sayın çoğunluğun onama kararına katılmıyorum.