ictihat
8. Hukuk Dairesi 2013/15502 E. , 2013/15006 K.
# 8. Hukuk Dairesi 2013/15502 E. , 2013/15006 K.
8. Hukuk Dairesi 2013/15502 E. , 2013/15006 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:Aile Mahkemesi
DAVATÜRÜ:Değer artış payı ve katılma alacağı
Davacı - karşı davalı ... ile davalı - karşı davacı ...aralarındaki değer artış payı ve katılma alacağı davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair ... 11. Aile Mahkemesi'nden verilen 10.10.2012 gün ve 271/797 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı - karşı davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili 18.03.2011 tarihli dava dilekçesinde, vekil edeni ile davalının evli iken 2011 yılında boşandıklarını, davalı ev hanımı olup evlilik birliği içinde vekil edenin 2002 yılı öncesi tasarrufları ile edinilen 9092 ada 16 parsel sayılı taşınmazın vekil edenin evlilik birliğini bitirmek niyeti bulunmadığından davalı adına tescil edildiğini açıklayarak taşınmazın edinilmesindeki katkısı ve artık değerden payına düşecek kısmın belirlenerek davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde; taşınmazın davacının 2002 yılı öncesi birikimleri ile edinildiği iddiasının doğru olmadığı ve bu hususun davacı tarafından ispatlanması gerektiğinden davanın reddine karar verilmesini savunmuş ve karşı dava olarak; davalı adına açılan banka hesaplarında bulunan paradan kaynaklanan 10.000 TL katılma alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 28.03.2012 tarihli dilekçesiyle talebini 79.218,35 TL, 1.116,24 USD ve 431,35 Euro olarak ıslah etmiştir.Mahkemece, davacı koca katkısını ispatlamadığından ve katkısı ispatlansa dahi taşınmazın ev hanımı olan davalı adına tescili bağış niteliğinde bulunduğundan asıl davanın reddine ve davacı- davalı koca adına açılan banka hesaplarında bulunan para edinilmiş mal olduğundan karşı davanın kabulüyle 79.218,35 TL ile 1.116,24 USD ve 431,35 Euro karşılığı toplam 82.265,26 TL'nin davacı- davalı kocadan tahsiline karar verilmiştir.
Hüküm; davacı karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar, 09.02.1981 tarihinde evlenmişler, 22.06.2010 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin kararının 24.03.2011 tarihinde kesinleşmesi üzerine boşanmışlardır. Eşler arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Bu durum karşısında eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden evlilik tarihi olan 09.02.1981 tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002'ye kadar mal ayrılığı, bu tarihten boşanma davasının açıldığı 22.06.2010 tarihine kadar yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Toplanan deliller, dosya kapsamı, dava dilekçesinin içeriği, taraflar arasındaki evlenme tarihi ve 9092 ada 16 parsel 11 numaralı bağımsız bölümün 02.09.2002 olan alım tarihine göre asıl davada davacı kocanın talebi 4721 sayılı TMK'nun 227. maddesindeki değer artış payı alacağı ve karşı davada 4721 sayılı TMK'nun 202 ve devamı maddeleri gereğince kabul edilen yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan katılma alacağı isteğine ilişkindir. TMK'nun 227/1. maddesinde; eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahiptir. TMK'nun 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince açılan katılma alacağına ilişkin davalarda ise eklenecek değerlerden (TMK. m. 229) ve denkleştirmeden (TMK. m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK. m.219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK. m.231) yarısı üzerinden (TMK. m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da gözetilerek taşınmazın tasfiye tarihindeki değeri dikkate alınarak (TMK. m. 232, 235/1) katılma alacağı belirlenmelidir.
Mahkemece, katkının ispatlanmaması ve ispatlansa dahi bağış nedeniyle asıl davanın reddine ve birleşen davada davanın kabulüne karar verilmiş ise de, Mahkemenin bu görüşüne katılma olanağı bulunmamaktadır. Dava konusu taşınmaz 02.09.2002 tarihinde 4721 sayılı TMK'nun 202 ve devamı maddeleri gereğince, taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu tarihte edinilmiştir. Dosya kapsamı ve toplanan delillere göre davalı ev hanımı olup herhangi bir gelire sahip bulunmamaktadır. Buna karşılık davacı öğretmen olup, gelir elde etmektedir. Davacı taşınmazın 2002 yılı öncesindeki birikimleri ile edinildiğini iddia etmiş olup, bu iddiası gerek kendi tanıkları gerekse de davalı tanığı müşterek çocuk Heysem Işık'ın beyanları ile desteklendiğinden davacının katkısının olduğunun kabulü gereklidir. Dava dilekçesinin içeriği ve yargılama aşamasındaki beyanlarından, davacının evlilik birliğinin süreceği inancıyla taşınmazın satım bedelini ödeyerek davalı adına tescil ettirdiği saptanmış olup, bağış amacını ortaya çıkaracak veya çağrıştıracak herhangi bir ifadesi bulunmamaktadır. Bağışlayanın bu yöndeki iradesinin tereddütsüz olarak açıkça tespit edilemediği hallerde diğer eş lehine yapılan kazandırmanın evlilik birliğinin süreceği inancıyla eşler arasındaki güven ve yardımlaşma duygusu ile yapıldığı ve bağış amacı ve iradesini taşımadığının kabulü gereklidir. Bu halde çalışarak gelir elde eden davacının TMK'nun 227. maddesi gereğince kişisel malı ile dava konusu taşınmazın edinilmesine katkıda bulunduğunun kabulü ile varsa taşınmaza ilişkin borçların TMK'nun 230. maddesi gereğince taşınmazın değerinden düşülerek kalan miktara davacının değer artış payı olarak karar vermek gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
Öte yandan birleşen dava yukarıda açıklandığı üzere katılma alacağına ilişkindir. Mahkemece davacı- karşı davalıya ait banka hesapları üzerinde bilirkişi vasıtasıyla yapılan inceleme sonucunda davalı- karşı davacı kadın lehine katılma alacağına karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Şöyle ki 01.01.2002 tarihinden sonra açılan hesaplar üzerinden inceleme yapılarak boşanma dava tarihinden önce mevcut para miktarı belirlenmeye çalışılmıştır. Ancak bilirkişi tarafından hesaplar üzerinde inceleme yapılarak düzenlenen raporda, hesapların açılış ve kapatılış tarihleri dikkate alınmamış, bir hesabın kapatılması ile çekilen paranın aynı tarihte ya da kısa bir süre sonra açılan yeni bir hesaba yatırılıp yatırılmadığı, başka bir değişle davalı adına açılan hesaplardaki paranın aynı paranın farklı hesaplarda yeniden değerlendirilmesinden kaynaklanan para olup olmadığı üzerinde durulmamıştır. Bu halde Mahkemece, dava dosyasının daha önceden bilgisine başvurulmayan bir hukukçu, bir mali müşavir ve bir bankacıdan oluşan bilirkişi heyetine tevdi edilerek, davacı- davalıya ait hesaplardaki paranın ilk açılan hesaptaki paranın vade sonunda çekilerek yeni bir hesaba aktarılması şeklinde dava tarihine kadar gelen para olup olmadığı ve boşanma dava tarihinden önce davalıya ait hesaplardaki gerçek para miktarı hususunda tarafların ve Yargıtay'ın denetimine açık gerekçeli rapor temin edilerek 2002 yılından sonra edinilen ve boşanma dava tarihinde varlığı tespit edilen para miktarının yarısına TMK'nun 236. maddesi gereğince katılma alacağı olarak karar vermek gerekirken yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmesi de doğru değildir.Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı- karşı davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüne, Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile halen yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK'nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin sair hususlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HUMK'nun 388/4. (H18MK m.297/ç) ve 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire İlamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunabileceğine ve 1.221,65 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacı - karşı davalıya iadesine
24.10.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacı ... vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı ile vekil edeninin ... 2. Aile Mahkemesi'nin 2010/583 Esas, 2011/74 Karar sayılı kesinleşen ilamıyla boşandıklarını, davaya konu 9092 ada 16 parselde kayıtlı 84/1180 arsa paylı 6. kat, 11 nolu meskenin davacının 2002 yılından önceki tasarrufları ile satın alınarak tapuda davalı eş adına tescil ettirildiğini, bu işlem yapılırken davacının herhangi bir art niyet düşünmediğini ve davalı adına tescil ettirmekte bir beis görmediğini açıklayarak taşınmaz kaydı üzerine ihtiyati tedbir konularak dava konusu yerin 01.01.2002'den önceki tasarruflarla ve kişisel maddi değerlerle edinildiği için davacının katkısının ve artık değerden payına düşen kısmının davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı, (karşı davacı) ... vekili, davacının öğretmen olması ve tek maaşı nedeniyle söz konusu gayrimenkulün alınamayacağını, kaldı ki, davacı üzerine kayıtlı başka gayrimenkullerin bulunduğunu, kendisinin ev hanımı olması nedeniyle herhangi bir işinin bulunmadığını, ancak, Hukuk Genel Kurulu'nun 2008/3-432 Esasta kayıtlı 18.06.2008 günlü kararında açıklandığı üzere ev işlerinde sarf ettiği emeğini yasal rejim olan edinilmiş mallara katılma rejiminde, diğer eşin katılma alacağı hakkı bulunduğunu izah ederek öncelikle ilk davanın reddini, ayrıca ilk davacı (karşı davalı) adına bankada bulunan 100.000 TL'lik mevduat hesabından şimdilik 10.000 TL'nin alınarak kendisine verilmesini istemiştir. Ayrıca, 28.03.2012 havale tarihli ıslah dilekçesiyle karşı davadaki talebinin 69.218,35 TL arttırılarak 79.218,35 TL olarak hesap edilen bedel ile 1116,24 TL ile 431,35 Euro'nun ilk davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davacı ...'nin davasının gizli bağış nedeniyle reddine, davalı - karşı davacı ...'nin davasının kabulü ile bilirkişi raporu dikkate alınarak toplam 82.265,26 TL'nin ilk davacı ...'den alınarak, karşı davacı ...'ye verilmesine karar verilmiştir.Hüküm, süresi içerisinde ilk davacı ... vekili tarafından dilekçesinde yazılı gerekçelerle temyiz edilmiştir.Davalı (karşı davacı) ... vekili, kararın onanmasını istemiştir.
Toplanan deliller, tüm dosya kapsamından; Dairenin birçok emsal kararında açıklandığı üzere; eşlerden birinin bedelini ödeyerek diğer eş adına üçüncü kişiden tapuda satış gösterilerek yapılan temlikin gizli bağış olduğu kuşkusuzdur. Bağış iradesinin açıkça tapuda eşlerden birinin kendi adına kayıtlı bir taşınmazını veya trafikte kayıtlı otomobilini bağış göstererek temlik edebileceği gibi somut olayda olduğu üzere bedeli ödenerek üçüncü kişiden diğer eş adına satış gösterilerek de yapılan işlemin gizli bağış olduğu açıktır. Zira, bedeli ödeyen kişi söz konusu taşınmazı kendisi adına tescil ettirebileceği gibi bağış yapmak istediği herhangi bir kişi adına kayıt oluşturmasında da hukuka aykırı bir durum söz konusu olamaz. Somut olayda, özellikle dava dilekçesinde bu durum açıkça izah edilmiştir. Bu nedenle, taraflar kesinleşen ilamla boşandıktan sonra bu tür davalarda kural olarak ben bu taşınmazı veya otomobili vs. karşı tarafa bağış yapmıştım gibi bir söz söylemesi eşyanın tabiatına ve açılan davanın kapsamına aykırı olur. Bu nedenlerle, çoğunluk görüşünde açıklandığı üzere davayı açan kişinin bu şekilde bir beyanda bulunması kendisinden beklenilemez. Aksi taktirde böyle bir dava açmaz. Kaldı ki, evlilik; tarafların birbirine olan güveni ve inancıyla, sadakat ve saygı duygularıyla kurulur ve devam eder. Bunun aksi de düşünülemez. Tüm bu sebeplerle çoğunluk görüşünde benimsendiği gibi hiç şüphesiz davacı kendi adına olan ya da kendisinin parasıyla söz konusu taşınmazı eşi adına satın almıştır. Öyleyse, TMK'nun 227 ile TBK'nundaki bağışla ilgili müesseselerin birbirleriyle karıştırılmaması gerekir.Açıklanan tüm bu nedenlerle Mahalli Mahkemenin ilk davadaki nitelemesi Dairemizin emsal birçok kararına uygundur. Dairenin sayın çoğunluğu tarafından benimsenen Yerel Mahkemenin ilk davaya ilişkin bozma kararının doğru olmadığını ve somut olaya uygun düşmediği kanaatiyle gerekçesinin onanması gerektiği kanaatindeyim.
Ancak, ilk davacının karşı davası nedeniyle temyiz itirazlarının sayın çoğunluk tarafından benimsenen diğer bozma gerekçelerine bende katılıyorum. Yerel Mahkeme kararının karşı dava nedeniyle yapmış olduğu araştırma ve incelemenin noksan olması sebebiyle bozulması gerektiğini düşünüyorum.Yukarıda açıklandığı üzere Mahalli Mahkemenin ilk davanın reddine ilişkin kararı somut olaya Dairenin yerleşmiş emsal birçok içtihatına uygun olmakla onanması, buna karşılık karşı dava nedeniyle yapılan bilirkişi incelemesinin yeterli olmadığından Daire çoğunluğunca benimsendiği üzere karşı davaya yönelik Yerel Mahkeme kararının bozulması gerektiğini düşünüyorum. 24.10.2013