ictihat
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI E. 2024/82, K. 2024/165
# Norm Kararı
```html
“1)
Anayasa'nın 2. Maddesi Kapsamında Yapılan Değerlendirmede:
Anayasa'nın
2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir.
Hukuk Devleti, tersinden hareketle tanımlanacak olursa "keyfi"
uygulamaların bulunmadığı düzeni ifade eder. Hukuk devletinde kamu gücünü
kullananlar ancak hukuk kurallarının çizdiği sınırlar içerisinde bu yetkiyi
kullanabilecek keyfi uygulamalara başvuramayacaktır. Bu hukuk düzeninde
devletin sınırları hukuk tarafından çizilmektedir.
Anayasa
Mahkemesinin kararlarında yer aldığı üzere hukuk devleti "insan haklarına
saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk
düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve
yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri
belirliliktir. Hukuki güvenlikle bağlantılı olan hukuki belirlilik ilkesi
bireylerin hukuk kurallarını önceden bilmeleri, tutum ve davranışlarını bu
kurallara göre güvenle belirleyebilmeleri anlamını taşımaktadır. Bu nedenle
anılan ilke uyarınca yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden
herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net,
anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî
uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir."(AYM E. 2020/76,
K.2023/172,)
Anayasa
Mahkemesi kararlarında adalet ve hakkaniyet ilkeleri de hukuk devleti ile
bağlantılı olarak değerlendirilmiştir. (AYM E. 2020/87, K.2022/44, §28)
Yukarıda da belirtildiği üzere hukuk devletinin en önemli özelliklerinden biri
adil bir hukuk düzeni kurmak ve bunu sürdürmektir. Kanun koyucu tarafından
yapılacak düzenlemeler adalet ve hakkaniyet ilkeleri doğrultusunda adil hukuk
düzenine hizmet etmelidir. Adalet ve hakkaniyet kavramları kurucu bir üst
kavram olması dolayısıyla geniş anlamlara gelen soyut bir özellik de
sergilemektedir. Ancak uyuşmazlığın çözümüne konu olay sebebiyle adalet ve
hakkaniyet kavramları uyuşmazlıkla bağlantılı olarak değerlendirilmeye
çalışılmıştır. Buna göre hukuk devletiyle de bağlantılı olarak kabul edilen
adalet ve hakkaniyet ilkesi devletin aynı durumda bulunan kişiler hakkında
eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmeyecek surette benzer mahiyette işlemler
tesis etmesi olarak kabul edilmiştir. Aynı hukuki statüde bulunan kişiler
hakkında farklı işlemler tesis edilmesi adalet ve hakkaniyet ilkelerine
aykırılık teşkil etmektedir. Benzer durumdaki kişilere farklı kuralların
uygulanması, devlete karşı hukuki güvenlik içerisinde bulunması gereken
vatandaşların güvensizlik duygusuna kapılmalarına da sebebiyet vermektedir.
Zira, devlet tesis ettiği işlemlerinde nesnellikle hareket etmemekte ve hangi
sebeple olduğu anlaşılmayacak şekilde aynı durumdaki kişilere farklı kuralları
uygulamaktadır. Yine kişilerin kendi kusurlarından ileri gelmeyen sebeplerle
aleyhlerine olacak farklı bir hukuki statüde değerlendirilerek eşitlik ilkesine
aykırı hareket edilmesi de adalet ve hakkaniyet ilkelerinin ihlal edilmesi
olarak değerlendirilmiştir.
Yukarıdaki
açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; hükümlü Bucak 2. Asliye
Ceza Mahkemesinde yargılandığı 15/05/2020 tarihinde işlemiş olduğu suç
dolayısıyla 3 yıllık hapis cezasına mahkum edilmiş ve kararın 18/07/2023
tarihinde kesinleşmesi sebebiyle 20/07/2023 tarihinde 5275 sayılı Kanunun
geçici 10/2 maddesinden yararlanmak suretiyle denetimli serbestliğe
ayrılmıştır. Ancak 17/11/2018 tarihinde işlemiş olduğu başka bir suçun ( Kemer
1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2021/... Esas 2022/... Karar sayılı dosyası)
13/09/2023 tarihinde kesinleşmesi sebebiyle hakkında uygulanmış olan denetimli
serbestlik tedbiri geri alınmış ve hükümlü hakkında her iki suç yönünden içtima
kararı verilerek Burdur Cumhuriyet Başsavcılığınca müddetname düzenlenmiş ve
hükümlünün denetimli serbestlik tedbirinden faydalanmasına ilişkin talebi
Burdur E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı tarafından
hükümlünün 31/07/2023 tarihinden sonra cezaevine girmesi sebebiyle
reddolunmuştur. 5275 sayılı Kanuna 14/07/2023 tarihinde 7456 sayılı Kanunun 15.
maddesiyle eklenen geçici 10. maddenin 2. fıkrasında, 31/07/2023 tarihi
itibarıyla geçici 9 uncu maddenin beşinci fıkrası uyarınca Covid-19 salgın
hastalığı nedeniyle izinde bulunan ve ilgili mevzuat uyarınca cezalarının
denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına beş yıl ve daha az
süre kalan hükümlülerin talebi aranmaksızın, cezalarının koşullu salıverilme
tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle
infazına infaz hakimi tarafından karar verilebileceği belirtilmiştir.
Hükümlülerin bu kanun maddesinden faydalanabilmesinin ön şartı, 31/07/2023
tarihi itibarıyla Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle izinde bulunma olarak
belirlenmiştir. Hükümlünün bu düzenlemeden faydalanabilmesi için 31/07/2023
tarihinden önce hakkında hüküm verilmesi, bu hükmün kesinleşmesi ve infaz
işlemlerine başlanması gerekmektedir. Bu şartlar sağlanmadığı takdirde hükümlü
denetimli serbestlik tedbirinden faydalanamayacaktır. Hükümlünün işlemiş olduğu
bir suçtan dolayı yapılan yargılamada hüküm verilmesi, hükmün kesinleşmesi ve
infaz işlemlerine başlanması hükümlünün kusuru olmaksızın gecikebilir. Zira
yargılama aşamasında mahkemeden kaynaklanan sebepler, sanık dışındaki kişilerin
beyanlarının tespit edilmesi, bekletici mesele bulunması, bilirkişi raporunun
geç dönmesi, yurt dışı istinabe işleminin bulunması ve benzeri bir çok sebeple
yargılama uzayabilir. Yargılamanın uzaması halinde sanık hakkında verilecek
hüküm de gecikecektir. Hükmün geç açıklanmasında hiç bir kusuru bulunmayan
sanığın sırf yargılama uzadığı için lehe olan denetimli serbestlik tedbirinden
faydalanamaması adalet ve hakkaniyet ilkeleri ile bağdaşmamaktadır.
Hükmün
açıklanması sonrasında ise, kararın kanun yolu denetimine tabi olması halinde
tarafların dosyayı kanun yoluna götürmeleri durumunda sanık hakkında verilen
hüküm kanun yolu denetiminden geçtikten sonra kesinleşecektir. 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanununa göre olağan kanun yolları; itiraz, istinaf ve temyizdir.
5271 sayılı CMK'nin 272 maddesi uyarınca ilk derece mahkemeleri tarafından
verilen ve kesin nitelikte olmayan hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulabilecektir.
Ülkemizde hali hazırda farklı bölgelerde faaliyet gösteren 15 Bölge Adliye
Mahkemesi bulunmaktadır. Bu Bölge Adliye Mahkemeleri Adana, Ankara, İstanbul,
Antalya, Bursa, Diyarbakır, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Kayseri,
Konya, Samsun, Trabzon, Van'da bulunmaktadır. İlk derece mahkemeleri tarafından
verilen kararlar öncelikle istinaf denetimine tabidir. 15 farklı mahalde
faaliyet gösteren istinaf mahkemelerinin önlerine gelen kanun yolu
başvurularını değerlendirerek karar vermeleri de işin doğası gereği farklılık
arz etmektedir. Bu durum aynı mahalde faaliyet gösteren istinaf daireleri için
dahi söz konusudur. Bölge Adliye Mahkemelerinin karar verme hızlarından
kaynaklı olarak yargılamaya konu benzer mahiyetteki dosyaların erken veya geç
kesinleşmesi mümkün olacaktır. Somut olay özelinde düşündüğümüzde, aynı
tarihte, aynı suçu işleyen iki kişi hakkında aynı tarihte yargılamayı
gerçekleştiren mahkemece mahkumiyet kararı verildiği ve bu iki kişinin farklı
Bölge Adliye Mahkemesi yetki alanı içerisinde bulundukları kabul edildiğinde,
Bölge Adliye Mahkemelerinden birinin 31/07/2023 tarihinden önce dosyayı ele
alıp kesin bir şekilde karar verdiğini, diğer Bölge Adliye Mahkemesinin ise
31/07/2023 tarihinden sonra dosyayı ele alıp karar verdiğini kabul ettiğimizde
hakkındaki hüküm kesinleşmiş olan hükümlülerden biri Bölge Adliye Mahkemesi
31/07/2023 tarihinden önce karar verdiği için denetimli serbestlik tedbirinden
faydalanacak, diğeri ise 31/07/2023 tarihinden sonra karar verildiği için
denetimli serbestlik tedbirinden faydalanamayacaktır. Hükümlünün elinde olmayan
sebeplerle kararın geç kesinleşmesinin sorumluluğunu hükümlüye yüklemek
hakkaniyet ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacaktır.
İlgili
hakkında mahkumiyet hükmü verilmesi ve bu hükmün kesinleşmesinin yanında
denetimli serbestlik tedbirinin uygulanabilmesi için infaz işlemlerine de
başlanmış olması gerekmektedir. İnfaz işlemlerine başlanabilmesi için mahkeme
kararının kesinleşmesi ve bunu belgeleyen kesinleşme şerhinin düzenlenmesi
gerekmektedir. Mahkeme kararının kesinleştiğinin Cumhuriyet Savcılığına
bildirilmesinden sonra Cumhuriyet Savcılığınca infaz işlemlerine başlanacaktır.
Bu sürecin de sanığın elinde olmayan sebeplerle uzama ihtimali bulunmaktadır.
Kesinleşme şerhinin geç düzenlenmesi veya infaz işlemlerine geç başlanması
halinde eğer hükümlü 31/07/2023 tarihine kadar Covid 19 iznine ayrılmamışsa
geçici 10/2 maddesinde yer alan denetimli serbestlik tedbirinden
faydalanamayacaktır. Bu durumda yukarıda belirtildiği üzere hükümlünün elinde
olmayan sebeplerle denetimli serbestlik tedbirinden faydalanamaması ve ülke
çapında farklı mahallerde 31/07/2023 tarihinden önce ve sonra infaz işlemlerine
başlanma ihtimali sebebiyle söz konusu düzenleme hakkaniyet, adalet ve eşitlik
ilkeleri dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil edecektir.
Yukarıda
açıklandığı üzere hükümlünün geçici 10/2 maddesinde yer alan denetimli
serbestlik tedbirinden yararlanıp yararlanmaması hükmün ne zaman verileceği, ne
zaman kesinleşeceği ve ne zaman infaz edilmeye başlanacağına göre değişkenlik
göstermektir. Hükümlünün elinde olmayan sebeplerle bu süreçlerin 31/07/2023
tarihinden sonra tamamlanması halinde hükümlü denetimli serbestlik tedbirinden
faydalanamayacaktır. Denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması bakımından suç
tarihi gibi nesnel bir kriter belirlenmek yerine 31/07/2023 tarihinde Covid
izninde olmak şeklinde karmaşık ve belirsiz bir kriter koymak hukuk devletinin
hukuki belirlilik, adalet ve hakkaniyet ilkelerine aykırılık teşkil etmektedir.
Bu sebeple kanun maddesinin iptal edilmesi gerektiği düşünülmektedir.
2)
Anayasa'nın 10. Maddesi Kapsamında Yapılan Değerlendirmede:
Anayasa'nın
10. maddesinde devlet organlarının ve idare makamlarının bütün işlemlerinde
kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda oldukları
belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin 2009/47 E. 2011/51 K. sayılı ilamında
belirtildiği üzere eşitlik ilkesinin amacının aynı durumda bulunan kişilerin
yasalar karşısında aynı işlemlere tabi tutulmaları gerektiğidir. Somut olayımızda
denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması bakımından suç tarihi gibi nesnel
bir kriter belirlenmek yerine 31/07/2023 tarihinde Covid izninde olmak şeklinde
karmaşık, birçok farklı değişkene bağlı ve belirsiz bir kriter koyulduğu
anlaşılmaktadır. Yukarıda da detaylı bir şekilde anlatıldığı üzere bu
düzenlemenin eşitlik ilkesine aykırı olduğu değerlendirilmektedir. Zira, aynı
tarihte suç işleyen iki kişi hakkında yargılama sürecinin uzaması, kesinleşme
işlemlerinin geç yapılması, infaz işlemlerine geç başlanması sebepleriyle aynı
hukuki statüdeki kişilere farklı kuralların uygulanması mümkün hale
gelmektedir. Yukarıda bahsedilen süreçlerin 31/07/2023 tarihinden önce
gerçekleşmesi halinde hükümlü denetimli serbestlik tedbirinden faydalanmakta,
31/07/2023 tarihinden sonra gerçekleşmesi halinde ise denetimli serbestlik
tedbirinden faydalanamamaktadır. Aynı tarihte suç işleyen, aynı hukuki statüde
bulunan kişiler hakkında farklı hükümlerin uygulanması bu yönüyle Anayasanın
eşitlik ilkesine aykırıdır. Bu sebeple kanun maddesinin iptal edilmesi
gerektiği düşünülmektedir.
3)
Anayasa'nın 40. Maddesi Kapsamında Yapılan Değerlendirmede: Anayasa’nın “Temel
hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesinin birinci fıkrası
“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama
geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir”
hükmünü içermektedir. Anılan hükme göre kişilerin yargı makamları ile idari
makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması
anayasal bir zorunluluktur. Bu zorunluluk, temel hak ve özgürlüğü ihlal edilen
ya da ihlal edildiğini iddia eden kişilerin ilgili yargı veya idari merciler
nezdinde şikâyetlerini dile getirmesi hususunda devlete gerekli ve yeterli
mekanizmaları oluşturarak uygun koşulları sağlama yükümlülüğü getirmektedir. Bu
çerçevede Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru
hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın
niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir,
etkili, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını
ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme
imkânının sağlanmasını teminat altına almaktadır.
5275
sayılı Kanuna 14/07/2023 tarihinde 7456 sayılı Kanunun 15. maddesiyle getirilen
geçici 10. madde eklenmiştir. 7456 sayılı Kanun 15/07/2023 tarihinde Resmi
Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yukarıda da bahsedildiği üzere kanun
maddesine göre denetimli serbestlik tedbirinden faydalanmanın ön koşulu olarak
31/07/2023 tarihinde Covid izninde olmak belirlenmiştir. Uygulamada da
karşılaşıldığı üzere, hakkında hüküm tesis edilmiş kişiler denetimli serbestlik
tedbirinden faydalanabilmek amacıyla ilk derece mahkemelerinden verilmiş olan
kararları istinaftan vazgeçmek, istinafa ve temyize taşıdıkları dosyaları ise
kanun yolu haklarından feragat etmek suretiyle haklarındaki hükümleri
kesinleştirme yoluna gitmişlerdir. Kanunun Resmi Gazetede yayımladığı
15/07/2023 ile denetimli serbestlik tedbirinden faydalanmak için belirlediği
31/07/2023 tarihi arasındaki 16 günde kişiler denetimli serbestlik tedbirinden
faydalanabilmek amacıyla haklarındaki hükmü kesinleştirmek için kanun yolu
haklarından vazgeçmek zorunda kalmışlardır. İlgililerin kanun yolu hakkından
vazgeçmelerine sebebiyet veren bu düzenleme bu yönüyle de etkili başvuru
hakkına aykırılık teşkil etmektedir.Bu sebeplerle kanun maddesinin iptal
edilmesi gerektiği düşünülmektedir.
K
A R AR : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının 152. maddesi ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 40. maddesi uyarınca, yargılamaya konu
uyuşmazlığın çözülmesi bakımından uygulanması zorunlu bulunan 7456 sayılı
Kanunun 15. maddesiyle getirilen 5275 sayılı Kanunun geçici 10/2. maddesinin
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2, 10. ve 40. maddelerine aykırılık teşkil
ettiği değerlendirildiğinden Anayasaya aykırılık incelemesinde bulunmak üzere
ANAYASA MAHKEMESİNE BAŞVURULMASINA,
2-Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının 152/3. maddesi uyarınca dosyanın Anayasa Mahkemesine
ulaşmasından başlamak üzere beş ay içerisinde Anayasa Mahkemesince karar
verilmediği takdirde itirazın yürürlükteki kanun hükümlerine göre
sonuçlandırılmasına,
3-İptali
istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan
gerekçeli başvuru kararı aslının, Anayasa Mahkemesine başvuru kararına ilişkin
tutanağın onaylı örneğinin ve dava dilekçesi ile dosyanın ilgili bölümlerinin
onaylı örneklerinin dizi listesine bağlanarak Anayasa Mahkemesine
gönderilmesine dair karar verildi.”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2024/82
Karar Sayısı : 2024/165
Karar Tarihi : 24/9/2024
R.G.Tarih-Sayı : 21/11/2024-32729
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Burdur Ağır Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 13/12/2004
tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’a
14/7/2023 tarihli ve 7456 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle eklenen geçici 10.
maddenin (2) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 10. ve 40. maddelerine
aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Denetimli serbestliğe ayrılma talebinin reddine ilişkin
karara vaki itiraz üzerine yapılan incelemede itiraz
konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için
başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 10. maddesi
şöyledir:
“Geçici Madde 10- (Ek: 14/7/2023-7456/15 md.)
(1) 31/7/2023 tarihi itibarıyla geçici 9 uncu maddenin
beşinci fıkrası uyarınca Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle izinde bulunan
hükümlüler, izin bitimini takip eden onbeş gün içinde infaz işlemlerinin devam
ettiği kurumlara dönmek zorundadır.
(2) 31/7/2023 tarihi itibarıyla geçici 9 uncu maddenin
beşinci fıkrası uyarınca Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle izinde bulunan ve
ilgili mevzuat uyarınca cezalarının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak
suretiyle infazına beş yıl ve daha az süre kalan hükümlülerin talebi
aranmaksızın, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının
denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına infaz hakimi
tarafından karar verilebilir.
(3) Yukarıdaki fıkralar uyarınca, izinden dönecek
hükümlüler ile hakkında denetimli serbestlik kararı verilecek hükümlülere
ilişkin hususlar, Adalet Bakanlığının resmî internet sitesinde duyurulur.
(4) 105/A maddesi kapsamında denetimli serbestlik
tedbiri uygulanmak suretiyle cezası infaz edilip geçici 9 uncu maddenin beşinci
fıkrası uyarınca Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle 31/7/2023 tarihi
itibarıyla izinde bulunan hükümlüler, koşullu salıverilme tarihine kadar olan
süreleri 105/A maddesinin beşinci fıkrasında belirtilen yükümlülüklere tabi
olmadan geçirirler.
(5) Geçici 9 uncu maddenin altıncı fıkrası uyarınca açık
ceza infaz kurumuna gönderilen hükümlüler, 31/7/2023 tarihi itibarıyla açık
ceza infaz kurumuna ayrılmış sayılır.
(6) Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım
Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle
Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenen
suçlar hariç olmak üzere, 31/7/2023 tarihi itibarıyla kapalı ceza infaz
kurumlarında bulunan hükümlülerden, toplam hapis cezası on yıldan az ise bir
ayını, on yıl ve daha fazla ise üç ayını bu kurumlarda geçirip ilgili mevzuat
uyarınca açık ceza infaz kurumlarına ayrılmasına üç yıl veya daha az süre
kalanlar, bu şartların oluştuğu tarih itibarıyla açık ceza infaz kurumlarına
ayrılabilir. Bu hükümlüler ile 31/7/2023 tarihinde geçici 9 uncu maddenin
altıncı fıkrası kapsamında açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler,
talepleri hâlinde en az üç ay açık ceza infaz kurumunda kalmış olmak şartıyla
ilgili mevzuat uyarınca cezaların denetimli serbestlik tedbiri altında infazı
uygulamasından üç yıl erken yararlandırılır.
(7) Altıncı fıkra hükümleri 31/7/2023 tarihi itibarıyla;
a) Hapis cezasının infazı 16, 16/A ve 17 nci maddeleri
kapsamında ertelenmiş olan,
b) Hapis cezasının infazı durdurulmuş olan,
hükümlüler hakkında da uygulanır.
(8) Koşullu salıverilmenin geri alınması nedeniyle
31/7/2023 tarihi itibarıyla cezası aynen infaz edilen veya ikinci defa mükerrir
olup 31/7/2023 tarihi itibarıyla bu cezanın infazı için ceza infaz kurumunda
bulunan hükümlülerin bu cezalarının infazı bakımından altıncı fıkra hükümleri
uygulanmaz. Bu hükümlülerin 31/7/2023 tarihi itibarıyla kesinleşmiş ancak infaz
edilmemiş diğer hapis cezaları bakımından altıncı fıkra hükümleri uygulanır.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri
uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan
GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin
MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 9/5/2024
tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle başvurunun yöntemine
uygunluğu sorunu görüşülmüştür.
2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Anayasaya aykırılığın
mahkemelerce ileri sürülmesi” başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine
itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem düzenlenmiştir. Söz
konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu
davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini
Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü
aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan
belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği
belirtilmiş; anılan fıkranın (a) bendinde de “İptali
istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan
gerekçeli başvuru kararının aslı” Mahkemeye gönderilecek belgeler arasında
sayılmıştır. Maddenin (4) numaralı
fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan
itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye
geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.
3. Anılan İçtüzük’ün 46.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde de itiraz yoluna başvuran
Mahkemenin gerekçeli kararında, Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen
hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı
olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği
ifade edilmiştir.
4. İçtüzük’ün 49. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (b) bendinde de Anayasa Mahkemesince yapılan ilk
incelemede, başvuruda eksikliklerin bulunduğu tespit edilirse itiraz yoluna
ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar
verileceği belirtilmiştir.
5. Yapılan incelemede itiraz yoluna başvuran Mahkeme
tarafından 5275 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasının “…ve
ilgili mevzuat uyarınca cezalarının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak
suretiyle infazına beş yıl ve daha az süre kalan hükümlülerin talebi
aranmaksızın, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının
denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına infaz hakimi tarafından
karar verilebilir.” bölümünün Anayasa’nın 2., 10. ve 40. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüş, ancak hangi nedenlerle anılan hükümlere aykırı olduğuna
dair herhangi bir gerekçeye yer verilmediği anlaşılmıştır.
6. Buna göre 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (a) bendi ile İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (a) bendine aykırı olduğu anlaşılan 5275 sayılı Kanun’un itiraz
konusu geçici 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasının “…ve ilgili mevzuat
uyarınca cezalarının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına
beş yıl ve daha az süre kalan hükümlülerin talebi aranmaksızın, cezalarının
koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri
uygulanmak suretiyle infazına infaz hakimi tarafından karar verilebilir.” bölümüne
yönelik başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası
gereğince yöntemine uygun olmadığından reddi gerekir.
7. Açıklanan nedenlerle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı
Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’a 14/7/2023 tarihli ve
7456 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle eklenen geçici 10. maddenin (2) numaralı
fıkrasının;
A. “…ve ilgili
mevzuat uyarınca cezalarının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle
infazına beş yıl ve daha az süre kalan hükümlülerin talebi aranmaksızın,
cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli
serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına infaz hakimi tarafından karar
verilebilir.” bölümünün iptaline yönelik itiraz başvurusunun
30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince
yöntemine uygun olmadığından, esas incelemeye geçilmeksizin REDDİNE,
B. Kalan kısmının esasının
incelenmesine,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
8. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Sümeyye KOCAMAN
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü,
dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri
okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve
Kapsam
9. İnfaz süresi ilke olarak; kapalı ceza infaz kurumunda
geçirilen süre, açık ceza infaz kurumunda geçirilen süre ve koşullu salıverilme
tarihi ile bihakkın tahliye tarihi arasındaki süre olmak üzere üç aşamadan
oluşmaktadır. Bunun yanı sıra 5275 sayılı Kanun’a 5/4/2012 tarihli ve 6291
sayılı Kanun’la eklenen 105/A maddesiyle denetimli serbestlik tedbiri
uygulanarak cezanın infazına ilişkin yeni bir aşama getirilmiştir.
10. Denetimli
serbestlik belirli şartları taşıyan hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak,
aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek ve bu
suretle yeniden suç işlenme olasılığını azaltmak amacıyla koşullu salıverilme
tarihinden belirli bir süre önce ceza infaz kurumundan salıverilmelerini ve
koşullu salıverilme tarihine kadar hükümlülere, kişiye göre belirlenmiş
denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasını öngören bir hukuki kurumdur (benzer
yönde bkz. AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013; E.2014/14, K.2014/77, 9/4/2014;
E.2017/170, K.2018/77, 5/7/2018, § 13; E.2020/44, K.2020/41, 17/7/2020, § 27).
11. 5275 sayılı Kanun’un geçici 9. maddesinin (5)
numaralı fıkrasında COVID-19 salgın hastalığı sebebiyle, açık ceza infaz
kurumlarında bulunanlar ile kapalı ceza infaz kurumunda bulunup da açık ceza
infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazanan hükümlülerin yanı sıra anılan Kanun’un 105/A
maddesi kapsamında denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezasının infazına
karar verilen hükümlüler ile Kanun’un 106. maddesi veya diğer kanunlar uyarınca
denetimli serbestlik tedbirinden yararlanan hükümlülerin 31/5/2020 tarihine
kadar izinli sayılacağı ve salgının devam etmesi hâlinde bu sürenin Sağlık
Bakanlığının önerisi üzerine Adalet Bakanlığı tarafından her defasında iki ayı
geçmemek üzere on dokuz kez uzatılabileceği belirtilmiştir.
12. Adalet Bakanlığınca çeşitli tarihlerde alınan
kararlarla açık ceza infaz kurumlarında bulunan veya açık ceza infaz
kurumlarına ayrılmaya hak kazanan hükümlüler ile denetimli serbestlik tedbiri
uygulanmak suretiyle cezalarının infazına karar verilen yükümlüler hakkındaki
izin sürelerinin uzatılmasına karar verilmiş ve bu bağlamda izin süreleri son
olarak 31/5/2023 tarihinden itibaren iki ay süreyle uzatılmıştır.
13. Kanun’un geçici 10. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında 31/7/2023 tarihi itibarıyla geçici 9. maddenin (5) numaralı fıkrası
uyarınca COVID-19 salgın hastalığı nedeniyle izinde bulunan hükümlülerin, izin
bitimini takip eden on beş gün içinde infaz işlemlerinin devam ettiği kurumlara
dönmek zorunda oldukları hükme bağlanmıştır.
14. Geçici 10. maddenin itiraz konusu kuralın da yer
aldığı (2) numaralı fıkrası ise 31/7/2023 tarihi itibarıyla geçici 9. maddenin
(5) numaralı fıkrası uyarınca COVID-19 salgın hastalığı nedeniyle izinde
bulunan ve ilgili mevzuat uyarınca cezalarının denetimli serbestlik tedbiri
uygulanmak suretiyle infazına beş yıl ve daha az süre kalan hükümlülerin talebi
aranmaksızın cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının
denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına infaz hâkimi tarafından
karar verilebileceğini öngörmektedir. (2) numaralı fıkrada yer alan “31/7/2023
tarihi itibarıyla geçici 9 uncu maddenin beşinci fıkrası uyarınca Covid-19
salgın hastalığı nedeniyle izinde bulunan...” ibaresi itiraz konusu kuralı
oluşturmaktadır.
15. Bu itibarla kural uyarınca denetimli serbestlik
tedbirinden yararlanmaya ilişkin söz konusu düzenlemeden 31/7/2023
tarihi itibarıyla geçici 9. maddenin beşinci fıkrası uyarınca COVID-19 salgın
hastalığı nedeniyle izinde bulunan hükümlüler yararlanabilecektir. Başka bir
ifadeyle 31/7/2023 tarihinden sonra infaz
işlemleri başlayan ve bu suretle izne ayrılamayan hükümlüler fıkrada yer alan
diğer şartları taşısa dahi denetimli serbestliğe ayrılamayacaklardır.
B. İtirazın Gerekçesi
16. Başvuru
kararında özetle; itiraz konusu kuralla denetimli serbestliğe ayrılma
bakımından suç tarihi yerine izne ayrılma tarihinin esas alınmasının infaz
hükümlerinin uygulanmasında eşitsizliğe neden olduğu, söz konusu şartın kanun
yoluna başvurma hakkını kullanmaları sebebiyle cezası daha sonra kesinleşen
hükümlüler yönünden infaz rejiminde aleyhe sonuç doğurduğu belirtilerek kuralın
Anayasa’nın 2., 10. ve 40. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa’ya
Aykırılık Sorunu
17. Anayasa’nın 2.
maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan
haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil
bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve
tutumlardan kaçınan, hukuki
güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini
bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
18. Hukuk devletinin temel unsurlarından
biri de belirlilik ilkesidir. Bu ilkeye göre yasal
düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve
kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel
olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem
içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup
kişinin kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi
hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale
yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Kişi ancak bu durumda
kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir.
Hukuki güvenlik ilkesi bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven
duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici
yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2020/80, K.2021/34, 29/4/2021, §
25; E.2022/9,
K.2022/80, 21/6/2022, § 11).
19. İtiraz konusu kural uyarınca
31/7/2023 tarihi itibarıyla COVID-19 salgın
hastalığı nedeniyle izinde bulunan hükümlülerin 5275 sayılı Kanun’un geçici 10.
maddesinde belirtilen diğer şartı da taşımaları hâlinde cezalarının koşullu
salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri
uygulanmak suretiyle infazına infaz hâkimi tarafından karar verilebilecektir.
20. Kural kapsamında cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının
denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına karar verilebilecek hükümlüler bakımından aranan 31/7/2023
tarihi itibarıyla geçici 9. maddenin beşinci fıkrası uyarınca COVID-19 salgın
hastalığı nedeniyle izinde bulunma şartının
herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır
bir şekilde düzenlendiği gözetildiğinde kuralda belirlilik ilkesine
aykırı bir yön bulunmamaktadır.
21. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik
tedbirleriyle bunların infazına ilişkin kurallar; Anayasa’nın konuya ilişkin
hükümleri başta olmak üzere ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve
ekonomik hayatın ihtiyaçları göz önüne alınarak oluşturulacak ceza siyasetine
göre belirlenir. Buna göre hangi fiilin suç sayılacağı, cezanın türü ve miktarı
ile infaza ilişkin yasal düzenlemeler temelde devletin suç ve ceza politikasına
bağlı bir konudur. Suç ve ceza yönünden sınırları
belirtilen bu takdir alanı, ceza sisteminin tamamlayıcı bölümünü oluşturan
infaz hukuku için de geçerlidir (AYM, 2020/53, 2021/55, 14/7/2021, §§ 186, 187; E.2022/9, K.2022/80,
21/6/2022, § 17). Kanun koyucunun bu konudaki tercih ve takdirinin
yerindeliğinin incelenmesi anayasal denetimin kapsamı dışında kalmaktadır (AYM,
E.2017/170, K.2018/77, 5/7/2018, § 12).
22. Kanun
koyucunun takdir yetkisi kapsamındaki düzenlemeleri yaparken de hukuk devleti ilkesi gereğince kamu yararını
gerçekleştirmek amacıyla hareket etmesi gerekir. Anayasa Mahkemesince kamu
yararı konusunda yapılacak inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp
yapılmadığının araştırılmasıyla sınırlıdır. Anayasa’nın çeşitli hükümlerinde
yer alan kamu yararı kavramının Anayasa’da tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa
Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği gibi kamu yararı; bireysel, özel
çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Kamu yararı
düşüncesi olmaksızın yalnız özel çıkarlar için veya sadece belli kişilerin
yararına kanun hükmü konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesin
olarak belirlenmesi hâlinde söz konusu kanun hükmü Anayasa’nın 2. maddesine
aykırı düşer. Açıklanan istisnai hâl dışında bir kanun hükmünün gereksinimlere
uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği
kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi
yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, E.2020/53, K.2021/55, 14/7/2021, § 23; E.2022/9, K.2022/80, 21/6/2022, § 15).
23. Anılan Kanun’un 105/A maddesinde
öngörülen denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması ile hükümlü hakkında verilen cezanın
infazının devam ettiği aşamada cezaların infazında mümkün olduğunca yarı
özgürlük, açık rejimler ya da geçici yerleşmeler gibi yöntemler kullanılarak
alternatif bir infaz rejimi oluşturmak suretiyle hükümlülerin yeniden suç işleme risklerinin
azaltılması, sosyal hayata hazırlanmalarına imkân sağlanması, tahliye
şartlarına uyumun gerçekleştirilmesi, toplumsal kurallara uyma becerilerinin
geliştirilmesi, toplumun hükümlüye olumsuz bakışının azaltılması ve ailesiyle
görüşmesinin sağlanması amaçlanmaktadır (AYM, E.2017/170, K.2018/77, 5/7/2018, § 17; E.2020/53,
K.2021/55, 14/7/2021, § 145).
24. Kuralla,
COVID-19 salgın hastalığı sebebiyle 31/7/2023 tarihi itibarıyla izinli bulunan
hükümlülerin ilgili mevzuat uyarınca cezalarının denetimli serbestlik tedbiri
uygulanmak suretiyle infazına beş yıl ve daha az süre kalması şartıyla
cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli
serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına karar verilebileceği
düzenlenmek suretiyle hükümlülerin denetimli serbestlik kurumunun genel amacına
uygun olarak dış dünyaya ve toplumsal hayata uyum sağlamalarının
kolaylaştırılmasının ve ceza infaz kurumlarında oluşacak yoğunluğun
önlenmesinin hedeflendiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın kamu yararı
dışında bir amacı gerçekleştirmeye yönelik olduğu söylenemez.
25. Bununla
birlikte denetimli serbestlik kanunda belirtilen şartlar
sağlandığında infaz hâkimi tarafından uygulanmasına karar verilebilecek bir
tedbir niteliğinde olup kişilere her durumda mutlaka uygulanması gereken bir
hak niteliği taşımamaktadır. Öte yandan denetimli serbestlik tedbirinin ilgili kişiler
açısından bir hak olduğu kabul edilse dahi bunun hiçbir şarta bağlı
kılınamayacağı da söylenemez. Nitekim kanun koyucu, hükümlülerin dış dünyaya
uyumunu sağlama amacına yönelik böyle bir düzenleme yaparken bu amacın hangi
durumlarda gerçekleşeceğini belirleme ve özellikle toplumu suçlular karşısında
koruyacak tedbirleri de gözetme konusunda takdir yetkisine sahiptir (AYM,
E.2020/53, K.2021/55, 14/07/2021, § 148).
26. Bu itibarla 31/7/2023 tarihi
itibarıyla izinde bulunan hükümlüler bakımından cezanın denetimli serbestlik
tedbiri uygulanmak suretiyle infazına karar verilebilmesi yönünden farklı
şartlar belirlenmesi
kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olup kamu yararı amacı taşıdığı
anlaşılan kuralda hukuk devleti ilkesiyle çelişen bir yön bulunmamaktadır.
27. Açıklanan
nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi
gerekir.
Basri BAĞCI ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe
katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 10. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda
belirtilen hususların Anayasa’nın 2. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler
kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 10. maddesi yönünden ayrıca
bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 40. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
IV. HÜKÜM
13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik
Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’a 14/7/2023 tarihli ve 7456 sayılı Kanun’un
15. maddesiyle eklenen geçici 10. maddenin (2) numaralı fıkrasının “31/7/2023 tarihi
itibarıyla geçici 9 uncu maddenin beşinci fıkrası uyarınca Covid-19 salgın
hastalığı nedeniyle izinde bulunan…” bölümünün
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE
Basri BAĞCI ile Selahaddin MENTEŞ’in karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA 24/9/2024 tarihinde karar verildi.
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Basri BAĞCI
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR
Üye
Muhterem İNCE
Üye
Yılmaz AKÇİL
Üye
Ömer ÇINAR
Üye
Metin KIRATLI
Karşı Oy
13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik
Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’a eklenen geçici 10. maddenin ikinci
fıkrasında yer alan ve 31/7/2023 tarihi itibariyle Covid-19 salgın hastalığı
nedeniyle izinde bulunan hükümlülerden, infazlarının tamamlanmasına beş yıldan
daha az kalmış olanların, kalan sürelerini infaz kurumuna alınmaksızın
denetimli serbestlik kapsamında tamamlamalarına imkan sağlayan düzenlemenin
eşitsizliğe neden olduğu ve 2023/147 esas sayılı dosyada yer alan karşı oy
gerekçeleri doğrultusunda iptal edilmesi gerektiğini değerlendirdiğimizden,
çoğunluğun “red” yöndeki görüşüne iştirak edilmemiştir.
Başkanvekili
Basri BAĞCI
Üye
Selahaddin MENTEŞ
```