ictihat
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI E. 2017/176, K. 2017/173
# Norm Kararı
```html
“....
TCK.nın
274. maddesindeki etkin pişmanlığın sadece aleyhe tanıklık yapan kişi hakkında
uygulanması, lehe yalan tanıklık yapanlarda etkin pişmanlığın uygulanmaması
hükmü Anayasanın 2., 10. ve 38. maddelerine aykırıdır.
5237
sayılı TCK’nun “Adliyeye karşı suçlar” bölümünde düzenlenen “Yalan tanıklık”
başlıklı 272. maddesi;
“(1)
Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık
dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan
kimseye, dört aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.
(2)
Mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi
veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye bir yıldan üç
yıla kadar hapis cezası verilir.
(3)
Üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya
kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapan kişi hakkında iki yıldan dört yıla
kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4)
Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi ile ilgili olarak gözaltına alma ve
tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yüklenen fiili
işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına
dair karar verilmiş olması koşuluyla, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza
yarı oranında artırılır.
(5)
Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişinin göz altına alınması veya tutuklanması
hâlinde; yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya
kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla; yalan
tanıklık yapan kişi, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin
hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.
(6)
Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin ağırlaştırılmış müebbet hapis veya
müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti hâlinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis
cezasına; süreli hapis cezasına mahkûmiyeti hâlinde, mahkûm olunan cezanın üçte
ikisi kadar hapis cezasına hükmolunur.
(7)
Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin mahkûm olduğu hapis cezasının infazına
başlanmış ise, altıncı fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.
(8)
Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi hakkında hapis cezası dışında adli veya
idari bir yaptırım uygulanmışsa; yalan tanıklıkta bulunan kişi, üç yıldan yedi
yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiştir.
Birinci
fıkraya göre, hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma
kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak
tanıklık yapılması, bu suçun temel şekli olarak düzenlenmiş olup suçun temel
şekli açısından tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurulun yemin vermeye
yetkisinin olmaması gerekir.
İkinci
fıkraya göre ise, yalan tanıklık suçunun mahkeme huzurunda ya da yemin
ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde işlenmesi,
suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılmayı
gerektirmektedir.
Üçüncü
fıkrada ise, kanuni tanımında üst sınırı üç yıldan fazla hapis cezasını
gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık
yapılması, daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli bir hal olarak
düzenlenmiştir.
Maddenin
dört ila sekizinci fıkralarında yalan tanıklık sonucu meydana gelen neticelere
göre fail hakkındaki cezanın ne surette tertip edileceği belirtilmiştir.
Yalan
tanıklık suçu 765 sayılı Kanunun 286. maddesinde ise; “Yemin ettirerek şahit
veya ehlihibre istimaına salahiyettar olan bir memur veya heyet huzurunda
şehadet ederken yalan söyleyen veya hakikatı İnkar yahut isticvap olunduğu
hususat hakkında malümatı az veya çok ketmeyleyen kimse üç aydan üç seneye
kadar hapis ile mücazat olunur.
Eğer
fiil üç seneden fazla hürriyeti tahdit eden cezayı müstelzim bir cürmün tahkik
ve muhakemesi esnasında vakı olmuş ise cezası üç seneden on seneye kadar ağır
hapistir.
Eğer
yalan şahadet, bir kimseye müebbet hapis cezası verilmesi sonucunu doğurmuş
ise, faile verilecek ceza onbeş seneden aşağı olamaz ve ağırlaştırılmış müebbet
ağır hapis cezasına mahkûmiyet halinde ise faile müebbet ağır hapis cezası
verilir.
Eğer
yeminsiz şahadet edilmişse ceza müddeti yarısına kadar indirilir” şeklinde
hüküm altına alınmıştır.
Tanıklık;
bir olayın tanığı olmuş ya da öyle varsayılan bir kimsenin beş duyusu ile
öğrendiği bilgileri tanık dinlemeye yetki makam önünde anlatmasıdır. Tanık,
tanıklığının konusunu oluşturan hususlar hakkındaki bilgisini veya gördüğünü
tam olarak açıklamakla yükümlüdür.
Yalan
tanıklık suçuyla yargılamanın doğru olmayan beyanlarla gerçeğe aykırı bir
şekilde yönlendirilmesinin önüne geçilerek adaletin tecellisi sağlanmak
suretiyle yargılamanın taraflarının haklarının zarar görmesinin engellenmesi
amaçlanmaktadır. Yalan tanıklık suçunun maddi unsurunu oluşturan hareket failin
gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapması ve yalan söylemesidir. Gerçeğe aykırı
tanıklık yapmak, maddi olay hakkında bilerek gerçeğe aykırı beyanda bulunmak,
yalan söylemek, gerçeği inkar etmek ya da sorulan sorularda bilgisini az veya
çok saklamaktır.
Yalan
tanıklık suçu 5237 sayılı TCK’da “Millete ve Devlete Karşı Suçlar” başlıklı
dördüncü kısımda, “Adliyeye Karşı Suçlar” başlığını taşıyan ikinci bölümde
düzenlenmiştir. Yalan tanıklık suçu ile korunan hukuki menfaatin, bu bölümde
düzenlenen diğer suçlardan bağımsız olarak tespiti mümkün değildir. Devlet,
muhakeme ve infaz faaliyetini toplum adına üstlenmiş olup; bu fonksiyonu
devletin temel varlık nedenlerinden biridir. Adaletin tecellisinde temel
mesele, maddi vakıanın gerçeğe uygun olarak tespit edilmesidir; ki bu, aynı
zamanda muhakeme faaliyetinin amacını oluşturur. Zira, hukuki mesele bakımından
doğru sonuca varılması ve muhakeme sonunda isabetli bir karar verilmesi, ancak
maddi vakıanın gerçeğe uygun şekilde tespit edilmesine bağlıdır. Maddi gerçek
ortaya konmadan, isabetli bir karar verildiğinden, dolayısıyla adaletin yerini
bulduğundan söz edilemez. İşte bu nedenledir ki, muhakeme faaliyetinin özü
maddi gerçeğe ulaşılmasıdır. Bu özün olası tüm tehlikelere karşı korunması,
üstlendiği üç temel fonksiyondan biri olan yargı erkine binaen devletin varlığı
bakımından son derece önemlidir. Bu nedenle, devlet açısından “maddi gerçek”
korunması gereken bir cevherdir. Maddi gerçeğin korunmasında, muhakeme
faaliyetinin kurallarına uygun olarak yürütülmesi ve bu bağlamda muhakeme
sujelerinin yükümlülüklerine uygun hareket etmeleri kadar; deliller de büyük
önem taşımaktadır. Buna göre, yalan tanıklık suçu ile korunan hukuki menfaat
maddi gerçeğe ulaşılması suretiyle adaletin tecelli etmesindeki toplumsal
menfaat ve adalet mekanizmasının işleyişine duyulan güvendir.
Bununla
birlikte, suçun düzenlediği yer dikkate alınarak böyle bir sonuca varılması
yanıltıcı olmamalıdır. Zira, maddi gerçeğe ulaşılmasında sadece toplum değil;
muhakemenin konusunu teşkil eden uyuşmazlığın tarafı olan ve aleyhine gerçeğe
aykırı beyanda bulunulan birey de menfaat sahibidir. Yalan tanıklık suçuna
ilişkin norm ile, aynı zamanda bireyin adil yargılanma hakkı korunmaktadır.
Buna
göre, yalan tanıklık suçu maddi gerçeğe ulaşılmasını engelleme tehlikesini
doğurmaya elverişli bir fiil olması nedeni ile bireyin adil yargılama hakkını
da ihlal etmektedir. Ancak, maddi gerçeğin ortaya çıkması ve adaletin
tecellisindeki bireysel menfaat ile toplumsal menfaat arasında bir sıralama
yapılmasının, yani birinin diğerine nazaran daha üstün olduğu şeklinde bir
sonuca varılması doğru değildir. Her iki menfaat birbirine bağlıdır ve
birbirini tamamlamaktadır. (Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XX, Y.
2016, Sa. 1 Yalan Tanıklık Suçu (TCK 272) Neslihan Göktürk)
Yalan
tanıklıkta etkin pişmanlık düzenlemesi de 5237 sayılı TCK.nın 274. maddesindedir.
Madde “(1) Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya
yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verilmeden veya hükümden önce
gerçeğin söylenmesi hâlinde, cezaya hükmolunmaz.
(2)
Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu
sonuçlayacak nitelikte karar verildikten sonra ve fakat hükümden önce gerçeğin
söylenmesi hâlinde, verilecek cezanın üçte ikisinden yarısına kadarı
indirilebilir.
(3)
Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında verilen mahkûmiyet kararı kesinleşmeden
önce gerçeğin söylenmesi hâlinde, verilecek cezanın yarısından üçte birine
kadarı indirilebilir.” şeklindedir.
765
sayılı TCK'da Yalan Tanıklıktan dönme müessesesi 289. maddesinde düzenlenmişti madde;
“Bir kimse ceza tahkikat veya muhakematı esnasında şahadet ettikten sonra iş
lüzum veya meni muhakeme kararnamesi ile bitmezden veya muhakeme hitam
bulmazdan veya yalan şahadet hadisesindan dolayı muhakeme başka güne talik
olunmazdan evvel bu şahadetten rücu ile hakikatı söylerse 286 ncı maddede beyan
olunan fiilden dolayı cezadan muaftır.
Eğer
rücu beyan olunan zamanlardan sonra olur, yahut bir hukuk davasının muhakemesi
esnasında vukua gelmiş olan yalan şahadete mütaallik bulunur ise bu şahadetin
vukubulduğu dava hakkında mahkemeden karar çıkmazdan evvel zuhura gelmiş olmak
şartiyle bu baptaki ceza üçte birinden yarısına kadar indirilir.
Eğer
bu şahadet bir şahsın tevkifini yahut hakkında fahiş bir zararı mucip olmuşsa
cürüm failinin göreceği ceza bu maddenin birinci kısmında yazılı hallerde üçte
bir ve ikinci kısmında yazılı olan hallerde altıda bir derecesinde azaltılır.”
şeklinde idi.
Açıkça
görüldüğü üzere eski ve yeni iki düzenleme arasındaki fark, eski düzenlemede
lehe ya da aleyhe ayrımı yapılmazken, yeni yasa da etkin pişmanlığın ancak
aleyhe tanıklık yapılması durumunda uygulanabilmesidir.
Yargıtay'ın
da uygulaması bu yöndedir. Örneğin; Yargıtay 4. Ceza Dairesi 31/10/2012 gün ve
2010/28878 E. 2012/24815 K. sayılı ilamında “...anlatımlarında sanık lehine dönmesi
ve TCK.nın 274. maddesindeki etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için
tanıklığın aleyhe olmasının gerekmesi karşısında...” Yargıtay 9. Ceza Dairesi
19/11/2014 gün ve 2014/6798 E. 2014/11701 K. sayılı ilamında “...Aleyhine
tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlaması veya yoksunluğunu
sonuçlayacak nitelikte karar verilmeden veya hükümden önce ya da aleyhine
tanıklık yapılan kişi hakkında mahkumiyet karar kesinleşmeden önce gerçeğin
söylenmesi yapılan kişi hakkında mahkumiyet kararı kesinleşmeden önce gerçeğin
söylenmesi halinde TCK.nın 274. Maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün
uygulanabileceği, lehe yalan tanıklık yapılıp da gerçeğe dönülmesi halinde
anılan madde hükmünün uygulanamayacağı...” Yargıtay 16. Ceza Dairesinin “5237 sayılı
TCK.nın 274. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için
yalan tanıklığın aleyhe olması karşısında...” gibi çok sayıda ilamında ancak
aleyhe bir tanıklık varsa ve bundan dönülmüşse etkin pişmanlık hükümlerinin
uygulanabileceğini belirtmiştir.
Yalancı
tanıklıkta etkin pişmanlığın sadece aleyhe tanıklık yapanlar için uygulanması
Anayasanın 2., 10. ve 38. maddelerine aykırıdır.
Anayasanın
2. maddesinde belirtilen Hukuk Devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan
haklarına saygılı bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren her anlamda
adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı
durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurulları ile bağlı
sayan, yargı denetimine açık olan Devlet'tir.
Kanun
koyucu düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesi gereği olan ölçülülük ilkesi
ile bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak
üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”, başvurulan önlemin ulaşılmak
istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik” başvurulan önlemin ulaşılmak
istenen amaç bakımından gerekli olmasını, “orantılılık” ise başvurulan önlem ve
ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bu
kurala uyulmaması nedeniyle kanun koyucu tarafından öngörülen yaptırım ile
ulaşılmak istenen amaç arasında da “ölçülülük ilkesi” gereğince makul bir
dengenin bulunması zorunludur.
Anayasa'nın
10. maddesinde belirtilen “kanun önünde eşitlik ilkesi” hukuksal durumları aynı
olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik
öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar
karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve
ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve
topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlâli
yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı
tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da
topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı
hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik
ilkesi zedelenmez.
Yukarıda
açıklandığı üzere; yalan tanıklık suçuyla ihlal edilen hukuki yarar yargılamanın
işleyişinin dürüstlüğü, yargılamada kullanılan delillerle, delil araçlarının
doğruluğu, içtenliği ve bütünlüğüdür. Yasa koyucu etkin pişmanlık düzenlemesi
yaparak yalan tanıklık yapanların pişmanlığıyla maddi gerçeğe ulaşma amacına
hizmeti bir nevi ödüllendirmek istemiştir.
765
sayılı Yasada herhangi bir lehe aleyhe ayrımı yapılmamıştır. Yine Alman StGB §
158 hükmünde etkin pişmanlık “gerçeğe aykırı beyanın düzeltilmesi (Berichtigung
einer falschen Angabe)” başlığı altında düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre,
fail gerçeğe aykırı beyanını “doğru zamanda (rechtzeitig)” düzeltirse hakim
ceza vermekten vazgeçebileceği gibi, cezada indirim yapabilir (Abs. 1). Yapılan
düzeltme, şayet karar verilirken artık kullanılamıyorsa veya fiilden başkaları
zarar görmüşse yahut fail hakkında düzeltme yapılmadan önce zaten bir bildirim
yapılmış ya da soruşturma başlatılmışsa düzeltmenin geciktiği, yani doğru
zamanda yapılmadığı kabul edilir (Abs. 2). Düzeltme, ancak gerçeğe aykırı
beyanın yapıldığı veya muhakemede beyanı incelemek durumunda olan mercie yahut
mahkeme, savcılık ya da kolluğa yapılabilir (Abs. 3).
Kurulan
hukuki yarar ve etkin pişmanlık ile amaçlanan yarar nedeniyle lehe veya aleyhe
ayrımı yapılmadan gerçeğe dönen tanığın etkin pişmanlık hükümlerinden
yararlanması Anayasadaki kanun önünde eşitlik ve hukuk devleti olmanın
sonucudur.
Örnek
vermek gerekirse duruşma sırasında yeminli olarak ifade veren yaşlı bir tanığın
suçun şüphelisinin olay mahallinde olmadığını söyledikten bir süre sonra,
duruşma bitmeden dahi pişman olarak gerçeği anlatması halinde etkin pişmanlık
uygulanması söz konusu olmayacak, ancak herhangi bir saikle suçu işlemediğini
bildiği bir kişi hakkında yalan tanıklık yaparak bu kişi hakkında adli
soruşturma açılmasına neden olan ve sonradan yalan tanıklığından vazgeçerek
gerçeğe dönen kişi hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması
gerekecektir. Somut olayda olduğu gibi, olayı veya sanığı gördüğünü ya da
görmediğini söyleyen tanıklardan gerçeğe dönen ikisinden birini kabul edip diğerini
kabul etmemek kanun önünde eşitlik ve hukuk devleti prensipleri ile bağdaşmaz.
Yine Hukuk Mahkemelerindeki tanıklıklardan hangisinin lehe hangisinin aleyhe
olduğunu değerlendirmek de TCK.nın 274. maddenin anlatımıyla mümkün değildir.
V-
TALEP
Yukarıda
izah edilen nedenlerle; TCK.nın 274. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Aleyhine
tanıklık yapılan”, 2. fıkrasında yer alan “Aleyhine tanıklık yapılan” ve 3.
fıkrasında yer alan “Aleyhine tanıklık yapılan” ibarelerinin Anayasanın 2, 10
ve 38. maddelerine aykırı olması nedeniyle Anayasanın 152/1 maddesi gereğince
cümlelerin itirazen iptaline karar verilmesi saygıyla arz olunur.”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2017/176
Karar Sayısı : 2017/173
Karar Tarihi : 28.12.2017
R.G. Tarih – Sayı :
Tebliğ edildi.
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Adana Bölge Adliye
Mahkemesi 9. Ceza Dairesi
İTİRAZIN KONUSU: 26.9.2004 tarihli ve
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 274. maddesinin (1), (2) ve (3) numaralı
fıkralarında yer alan “Aleyhine tanıklık yapılan…” ibarelerininAnayasa’nın 2.,
10. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar
verilmesi talebidir.
OLAY: Şüphelinin yalan tanıklık suçuyla
cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasında verilen hükmün açıklanmasının
ertelenmesi kararının, erteleme süresi içinde şüphelinin başka bir suç işlemesi
nedeniyle açıklanması üzerine yapılan kanun yolu başvurusunda itiraz konusu
kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için
başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 274. maddesi
şöyledir:
“Etkin pişmanlık
Madde 274- (1) Aleyhine
tanıklık yapılan kişi hakkında bir hak kısıtlamasını veya
yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar verilmeden veya hükümden önce
gerçeğin söylenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.
(2) Aleyhine tanıklık yapılan kişi
hakkında bir hak kısıtlamasını veya yoksunluğunu sonuçlayacak nitelikte karar
verildikten sonra ve fakat hükümden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek
cezanın üçte ikisinden yarısına kadarı indirilebilir.
(3) Aleyhine tanıklık yapılan kişi
hakkında verilen mahkûmiyet kararı kesinleşmeden önce gerçeğin söylenmesi
halinde, verilecek cezanın yarısından üçte birine kadarı indirilebilir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan ilk
inceleme toplantısında, başvuru kararı ve ekleri, Raportör Berrak YILMAZ
tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu, itiraz konusu kanun hükmü okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
2. Anayasa’nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya
bakmakta olan mahkeme, bu davada uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde
kararnamenin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse veya taraflardan birinin
ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, o hükmün
iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak, bu kurallar
uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde
yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali
istenen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa
kuralları, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya
davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte
bulunan kurallardır.
3. Başvuran Mahkeme 5237 sayılı Kanun’un, 274. maddesinin
(1), (2) ve (3) numaralı fıkralarında yer alan “Aleyhine tanıklık
yapılan…” ibarelerinin iptalini talep etmektedir. İtiraz konusu
kuralın yer aldığı maddede üç bent hâlinde yalan tanıklıkta etkin pişmanlık
hükümleri düzenlenmiş olup itiraz konusu kurallarla maddede belirlenen
durumlarda etkin pişmanlığın sadece aleyhe yapılan tanıklık hakkında
uygulanacağı öngörülmektedir.
4. Bakılmakta olan davada söz konusu olan yalan tanıklık, aynı
iddianame ile haklarında silahlı tehdit, kasten yaralama, yaralamaya teşebbüs,
mala zarar verme suçlarıyla cezalandırılmaları talep edilen diğer şüphelilerin
lehine yapılan yalan tanıklıktır. Maddede yer alan etkin pişmanlık
hükümleri sadece aleyhe tanıklık yapan kişi hakkında öngörülmüş olup maddede
yer alan her üç fıkra da aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında
bir hak kısıtlaması veya yoksunluğuna sebep olacak bir karar verilmesi, hüküm
verilmesi veya mahkûmiyet kararının kesinleşmesi aşamasında gerçeğin söylenmesi
halinde bir derecelendirme yapmış ve verilecek cezaya ilişkin indirimleri de bu
aşamalara göre farklılaştırmıştır. Bu bağlamda, maddede
yer alan her üç fıkranın da aleyhe tanıklık yapılması nedeniyle ortaya çıkan
hak kısıtlaması, hak yoksunluğu, hüküm veya mahkûmiyet kararı nedeniyle sanığın
zarar görmesi hallerine ilişkin olduğu dikkate alındığında sadece aleyhe
tanıklık yapılması durumu için öngörülen bu durumların lehe tanıklık yapılması
halinde uygulanacak kural olarak değerlendirilemeyeceği açıktır.
Dolayısıyla itiraz konusu ibareler, başvuruda bulunan Mahkemenin
bakmakta olduğu davada uygulanacak kural değildir.
5. Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kurala ilişkin başvurunun
Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.
III. HÜKÜM
26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 274. maddesinin
(1), (2) ve (3) numaralı fıkralarında yer alan “Aleyhine tanıklık
yapılan...” ibarelerinin, itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin
bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, başvurunun Mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 28.12.2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
Engin YILDIRIM
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Recep
KÖMÜRCÜ
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin
GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki
HAKYEMEZ
```