ictihat
8. Ceza Dairesi 2023/634 E. , 2024/6783 K.
# 8. Ceza Dairesi 2023/634 E. , 2024/6783 K.
8. Ceza Dairesi 2023/634 E. , 2024/6783 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hakimliği
SAYISI : 2022/337 D.İş
SUÇ : Yalan tanıklık
KARAR : Kovuşturmaya yer olmadığı kararına yapılan itirazın reddi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 03.12.2021 tarihli ve 2021/192524 Soruşturma, 2021/135649 Karar
sayılı kararı ile şüpheli hakkında yalan tanıklık suçundan verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı şikayetçi vekili tarafından yapılan itiraza ilişkin İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliğinin 07.02.2022 tarihli ve 2022/337 Değişik İş sayılı kararının kesin olarak verildiği belirlenmiştir.
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 27.12.2022 tarihli evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 22.02.2023 tarihli ve KYB-2023/3730 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 22.02.2023 tarihli ve KYB-2023/3730 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
“...Dosya kapsamına göre, müştekinin IDC MEA FZ-LLC ünvanlı uluslararası bir şirkette proje program müdürü olarak çalıştığı, aynı şirkette halen üst düzey yönetici olarak çalışan şüphelinin, müştekinin işten çıkarılması sonrasında açtığı işe iade ve fazla mesai davalarında, kendisiyle birlikte çalışmasına ve müştekinin çalışmalarına ilişkin mail vs yoluyla haberdar olmasına rağmen, müştekinin Telekom dışında firmalara yönelik çalışmasının olup olmadığını hatırlamadığı, fazla mesai yaptığına şahit olmadığı, çok fazla izin kullandığı, izin dönemlerinde toplantılara katılmadığı, son dakika rapor aldığı için kendilerinin katılmak zorunda kaldığı, webinar konferans gibi etkinliklere destek olmadığına yönelik beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, bunların şirket içi mailler ile de ortada olduğunu belirterek şüphelinin yalan tanıklık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, şüphelinin davanın tanık olarak beyan verdiği, beyanlarının içeriği ve dosyadaki delil durumu itibariyle beyanlarının doğru ya da yalan olup olmadığı konusundaki değerlendirmenin yargılamayı yapan mahkemeye ait olduğu, yalan tanıklık konusunda bir tespit yapıldığı takdirde mahkemelerince de suç duyurusu yapılabileceği, bu aşamada dosyanın tetkikinde şüphelinin beyanlarının yalan tanıklık olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/154 sayılı kararında ''Tanığın gerçeğe aykırı her ifadesi yalan tanıklık suçunu oluşturmaz. Bu nedenle tanıdığın içinde bulunduğu hal ve şartlara göre doğru sandığı açıklamarın objektif olarak gerçek dışı olması bu suçun oluşması için yeterli değildir. Bu itibarla tanık beyanında samimi olduğu ve algıladığı olayın tamamen algılayış biçimi içinde açıkladıysa yalan beyanda bulunmuş sayılmamalıdır. Zira yalan, gerçeğin kasten değiştirilmesi olup yanılarak, ihmal ederek veya bilmeyerek söylenen sözlerde yalan tanıklık suçunun unsurlarını oluşturmaz. Tanığın beyanları arasında çelişki bulunması tek başına yalan tanıklık suçunu kabulü için yeterli değildir.'' şeklindeki değerlendirmesi de dikkate alındığında şüphelinin atılı suçu işlediğine dair yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de; şüphelinin tanık olarak dinlenildiği İş Mahkemesi dosyasının getirtilerek incelenmesi, dosyaya sunulan e-maillerin tercümesinin yapılarak bilirkişiye tevdii ile rapor alınması ve şüphelinin ifadesine başvurulması sonucu şüphelinin hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik soruşturmaya dayalı olarak verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itiraz üzerine, soruşturmanın genişletilmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir."
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
1.5271 sayılı Kanun'un inceleme konusu ile ilgili hükümleri;
“Madde 160 - (1) Cumhuriyet Savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.
(2) Cumhuriyet Savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.
Madde 170 - (1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet Savcısı tarafından yerine getirilir.
(2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame düzenler.
Madde 172 - (1) Cumhuriyet Savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.
Madde 173 - (1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet Savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir.
(2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir.
(3) Sulh Ceza Hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, Cumhuriyet Başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet Savcısına gönderir. Cumhuriyet Savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir.
(4) Sulh Ceza Hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet Savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.
(5) Cumhuriyet Savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu madde hükmü uygulanmaz."
Şeklinde düzenlenmiştir.
2.Bu kapsamda soruşturmaya konu olayda; uluslararası bir şirkette proje program müdürü olarak çalışan şikayetçinin, işten çıkarılması sonrasında açtığı işe iade ve fazla mesai davalarında, aynı şirkette halen üst düzey yönetici olarak çalışan şüphelinin, kendisiyle birlikte çalışmasına ve çalışmalarına ilişkin mail vs yoluyla haberdar olmasına rağmen, bu hususları hatırlamadığını, fazla mesai yaptığına şahit olmadığı, çok fazla izin kullandığı, izin dönemlerinde toplantılara katılmadığı, son dakika rapor aldığı için kendilerinin katılmak zorunda kaldığı, webinar konferans gibi etkinliklere destek olmadığına yönelik beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, bunların şirket içi mailler ile de ortada olduğunu belirterek şüphelinin yalan tanıklık suçunu işlediğinin iddia edildiği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hiç bir soruşturma işlemi yapılmadan "...Şikayet dilekçesine göre şüphelinin davanın tanık olarak beyan verdiği, beyanlarının içeriği ve dosyadaki delil durumu itibariyle beyanlarının doğru ya da yalan olup olmadığı konusundaki değerlendirmenin yargılamayı yapan mahkemeye ait olduğu, yalan tanıklık konusunda bir tespit yapıldığı takdirde mahkemelerince de suç duyurusu yapılabileceği, bu aşamada dosyanın tetkikinde şüphelinin beyanlarının yalan tanıklık olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı" gibi gerekçelere dayanılarak şüphelinin atılı suçu işlediğine dair yeterli delil bulunmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği ve şikayetçi vekilince yapılan itirazın da merci tarafından reddedildiği anlaşılmaktadır.
Şikayetçinin iddialarına ilişkin olarak; şüphelinin atılı suçla ilgili ifadesinin alınıp işe iade istemini içeren İstanbul 17. İş Mahkemesinin 2019/179 Esas, 2020/359 Karar sayılı dava dosyası ve ilgili şirket kayıtları getirtilip incelenerek, gerektiğinde şikayetçi vekili tarafından dosyaya sunulan e-postaların tercümesinin yaptırılıp dosya içerisine alınarak şüphelinin şirketteki konumu ve içinde bulunduğu hal ve şartlara göre yargılamanın doğru olmayan beyanlarla gerçeğe aykırı bir şekilde yönlendirilmesinin mevcut olup olmadığı ve tüm kanıtlar değerlendirildikten sonra bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden ve müşteki vekilinin yaptığı başvuru üzerine hiçbir araştırma ve soruşturma işlemi yapılmadan soyut gerekçelerle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi karşısında, kanunun öngördüğü şekilde soruşturma yapılmasının sağlanması için itiraz merciince itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddine karar verilmesi, usul ve kanuna aykırı olup kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüştür.
III. KARAR
1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
2. İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliğinin, 07.02.2022 tarihli ve 2022/337 Değişik İş sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.09.2024 tarihinde karar verildi.