ictihat

AİHM - Vasiliauskas / Litvanya - 35343/05 - 20.10.2015 tarihli Karar [BD], Dosya No : 35343/05, Tarih : 2010-05-17

# AİHM - Vasiliauskas / Litvanya - 35343/05 - 20.10.2015 tarihli Karar [BD], Dosya No : 35343/05, Tarih : 2010-05-17 189 No’lu (Ekim 2015) Bilgi Notu’ndan alıntıdır Vasiliauskas / Litvanya - 35343/05 - 20.10.2015 tarihli Karar [BD] Olaylar – Başvuran, Litvanya Ceza Kanunu’nun 99. maddesi uyarınca, siyasi bir gruba karşı 1953 yılında soykırım yapma suçundan 2004 yılında mahkûm edilmiş ve altı yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Söz konusu kanun hükmü 1 Mayıs 2003 tarihinde yürürlüğe girmiş ve Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin (1948) (“Soykırım Sözleşmesi”) aksine, korunan gruplar kapsamına siyasi grupları da dâhil etmiştir. Mahkûmiyet hükmüne, başvuranın 1953 yılının Ocak ayında Litvanyalı iki partizanın öldürülmesi olayına iştirak etmiş olduğuna ilişkin iddia neden olmuştur. Söz konusu zamanda, Litvanya Sovyet egemenliği altındaydı ve başvuran ise, Litvanya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin Devlet Güvenlik Bakanlığı (MSB) mensuplarındandı. Başvuran temyiz başvurusunda bulunmuş fakat hakkındaki mahkûmiyet hükmü onanmıştır. Ancak, temyiz mahkemesi, söz konusu partizanların siyasi bir gruba mensup olmanın yanı sıra ayrıca “Litvanya ulusunun temsilcileri” olduklarını ve “bu nedenle yalnızca siyasi değil aynı zamanda ulusal ve etnik gruplara”, başka bir deyişle Soykırım Sözleşmesi’nde listelenen gruplara mensup olduklarının değerlendirilebileceğini kaydetmiştir. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapmış olduğu başvurusunda, hakkında soykırım sebebiyle verilen mahkûmiyet hükmünün 1953 yılında geçerli olan devletler umumi hukukunda hiçbir dayanağının olmaması bakımından Sözleşme’nin 7. maddesinin ihlal edilmiş olduğundan şikâyet etmiştir. Mahkeme’nin davanın ilk olarak tahsis edildiği Dairesi, davaya ilişkin yargılama yetkisinden Büyük Daire lehine feragat etmiştir. Hukuki Değerlendirme – Madde 7: Mahkeme’nin görevi, 1953 yılında geçerli olan kanunu göz önünde bulundurarak, başvuranın soykırım suçundan hüküm giymesi için yeterli ölçüde açık bir hukuki dayanağın mevcut olup olmadığını ve bilhassa, başvuran hakkında verilen hükmün söz konusu suçun özü ile tutarlı olup olmadığı ile hükmün, başvuranın iki partizanın öldürülmüş olduğu operasyona katıldığı zaman makul şekilde öngörebileceği bir hüküm olup olmadığını değerlendirmektir. Bahse konu mahkûmiyet kararı, 1953 yılında yürürlükte olmayan yerel hukuk kurallarına (Litvanya Ceza Kanunu’nun 99. maddesi) dayandırılmış ve geçmişe dönük olarak uygulanmıştır. Bu sebeple, mahkûmiyet kararının söz konusu zamanda geçerli olan uluslararası hukuk kurallarına dayandırıldığının ortaya konmaması halinde, Sözleşme’nin 7. maddesinin ihlal edilmiş olduğundan söz edilecektir. Soykırım, 1953 yılındaki uluslararası hukuk uyarınca bir suç olarak kabul edilmiştir: Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 11 Aralık 1946 tarihli ve 96(I) sayılı Kararı ile kabul edilmesi ve resmen yasaklanması sonrasında, 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi’nde düzenlenmiştir. Dolayısıyla, soykırımı yasaklayan uluslararası hukuk belgeleri başvuran için yeterli erişilebilirlikteydi. Ancak, Mahkeme’ye göre, başvuranın soykırım suçundan hüküm giymesinin, bahse konu suçun söz konusu zamanda uluslararası hukukta düzenlenmiş halinin özü ile bağdaştığı değerlendirilemez ve bu nedenle, ilgili mahkûmiyet hükmü başvuran tarafından makul şekilde öngörülememiştir. İlk olarak, 1953 yılında geçerli olan uluslararası hukukun soykırım tanımının kapsamına “siyasi grupları” dâhil etmemiş olduğu açıktı. Soykırım Sözleşmesi’nin II. maddesinde korunan dört grup olduğu (ulusal, etnik, ırksal, dinsel) belirtilmiş olup, toplumsal ya da siyasi gruplara atıfta bulunulmamıştır. Nitekim, Soykırım Sözleşmesi’ne ilişkin hazırlık çalışmaları (travaux préparatoires), taslağı hazırlayan kişilerin siyasi grupları, korunan kişiler listesine dâhil etme gibi bir amaçlarının olmadığını göstermiştir. Daha sonraki uluslararası hukuk belgelerinde soykırım suçuna ilişkin tüm atıflar, söz konusu suçu benzer terimlerle tanımlamıştır. Belirli Devletlerin siyasi bir gruba ilişkin soykırımı daha sonra kendi ulusal hukuklarında suç saymaya karar vermiş olmaları, 1948 tarihli Sözleşme metninin bunu suç saymadığı gerçeğini değiştirmemiştir. Yine, uluslararası teamül hukukunun 1953 yılındaki biçiminin soykırım tanımının kapsamına girenler arasına “siyasi grupları” da dâhil etmiş olduğunu gösterecek yeterli derecede güçlü bir dayanak mevcut değildir. İkinci olarak, Mahkeme Litvanya Hükümeti’nin partizanların öne çıkmaları nedeniyle ulusal grubun bir “parçasını” oluşturdukları ve dolayısıyla Soykırım Sözleşmesi’nin II. maddesi ile korundukları şeklindeki argümanıyla ilgili olarak, 1953 yılında soykırım tanımının adli yorumunu yapabilecek herhangi bir uluslararası mahkeme içtihadı olmadığını ve hazırlık çalışmalarının taslağı hazırlayan kişilerin “kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak” ifadesi ile neyi kastetmiş olduklarına ilişkin çok az bir yol gösterme sağladığını kaydetmiştir. 1953 yılında “kısmen” ifadesinin büyüklüğe ilişkin bir koşul içerdiği öngörülebilecekken, Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi, Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Uluslararası Adalet Divanı nezdindeki davalardan, korunan grup içerisindeki hedef alınan kesimin sayısal büyüklüğüne ilave olarak, “öneminin” de faydalı bir değerlendirme hususu olabileceği yönündeki adli rehberlik ancak elli yıl sonra ortaya çıkmıştır. Söz konusu gelişme, başvuranın 1953 yılında öngörmüş olabileceği bir gelişme değildir. Üçüncü olarak, temyiz mahkemesi davanın görüldüğü mahkemenin Litvanyalı partizanların ayrı bir siyasi grubun mensupları olduğu tespitini, bu partizanların ayrıca “Litvanya ulusunun, yani, ulusal grubun temsilcileri” olduklarını belirterek başka bir şekilde ifade etmiş olmasına rağmen, “temsilciler” kavramının içeriğinin neleri kapsadığını açıklamamış ya da Litvanyalı partizanların Litvanya ulusunu temsil etme şekillerine ilişkin pek tarihi ya da olgusal bilgiler sunmamıştır. Yine, partizanların “ulusal” gruba ilişkin özel rolleri de Yüksek Mahkeme tarafından yorumlanmamıştır. Dolayısıyla, uluslararası mahkemelerin “kısmen” ifadesine dair daha sonraki yorumları 1953 yılında mevcut olsa da, yerel ceza mahkemelerinin olaylara ilişkin tespitleri arasında Mahkeme’nin neye dayanarak Litvanyalı partizanların ulusal grubun önemli bir bölümünü teşkil ettikleri şeklinde kanaate vardıklarını değerlendirmesine olanak sağlayacak güçlü bir bulgu yer almamaktaydı. “Ulusal” ve “etnik” kavramlarının Soykırım Sözleşmesi’ndeki normal anlamlarının partizanları da kapsayacak şekilde genişletebileceği de ilk bakışta anlaşılmamaktaydı. Yerel mahkemelerin mağdurların korunan bir grubun mensupları olarak soykırım tanımının kapsamına girdikleri şeklindeki tespiti bu nedenle, başvuranın aleyhine olan ve hakkındaki mahkûmiyet hükmünü öngörülemez kılan bir kıyas yoluyla yorumlama niteliğindeydi. Mahkeme ayrıca, Litvanya Hükümeti’nin başvuranın eylemlerinin uygar uluslar tarafından kabul edilen hukukun genel ilkelerine göre suç niteliğinde olduğu ve dolayısıyla Sözleşme’nin 7. maddesinin ikinci fıkrası hükümleri kapsamına girdiği şeklindeki iddiasını incelemiş ve reddetmiştir. Mahkeme, söz konusu Sözleşme hükmünün geriye yürümezlik kuralına genel bir istisna getirilmesine izin vermediğini fakat, II. Dünya Savaşı sonrasında savaş sırasında gerçekleştirilmiş olan suçlara ilişkin yürütülen soruşturmaların geçerliliğine dair herhangi bir şüphenin olmamasını sağlamayı amaçladığını teyit etmiştir. Sözleşme’nin 7. maddesinin iki fıkrası birbiriyle bağlantılıdır ve birbiriyle uyumlu bir şekilde yorumlanmalıdır. Dolayısıyla, başvuran hakkındaki mahkûmiyet hükmü, Sözleşme’nin 7 § 1 maddesi kapsamında gerekçelendirilememesi sebebiyle, 7 § 2 maddesi kapsamında da gerekçelendirilemez. Sonuç: ihlal (sekize karşı dokuz oyla). Madde 41: Davanın kendine özgü koşulları ışığında, bir ihlal olduğuna hükmedilmesi herhangi bir manevi zarar bakımından yeterli adil tazmin teşkil etmiştir. (Ayrıca bk. Korbely / Macaristan [BD], 9174/02, 19 Eylül 2008, 111 Sayılı Bilgi Notu; ve Kononov / Letonya [BD], 36376/04, 17 Mayıs 2010, 130 Sayılı Bilgi Notu)