ictihat
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI E. 2018/30, K. 2018/94
# Norm Kararı
```html
“...
Davacı ... tarafından, davacının uyarma cezası ile
tecziyesine ilişkin Samsun Barosu Disiplin Kurulu’nun 22.03.2017 tarih ve
K:2017/15 sayılı kararının iptali istemiyle SAMSUN BARO BAŞKANLIĞI’na karşı
açılan davada; uygulanacak olan 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 134. maddesi
ile 136. maddesinin 1. fıkrasının Anayasaya aykırı olduğu kanaatine
varıldığından işin gereği görüşüldü:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 11’inci maddesinin
ikinci fıkrasında kanunların Anayasa’ya aykırı olamayacağı belirtilmiş; 152’nci
maddesinde de “Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya
kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya
taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddî olduğu kanısına
varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri
bırakır. Mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiasını ciddî görmezse bu iddia, temyiz
merciince esas hükümle birlikte karara bağlanır. Anayasa Mahkemesi, işin
kendisine gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu
süre içinde karar verilmezse mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre
sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar
kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır. Anayasa Mahkemesi’nin
işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından
sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla
tekrar başvuruda bulunulamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa’nın 152’nci madde hükmüne göre, bir davaya
bakmakta olan mahkemenin itiraz yoluyla bir kanun hükmünün iptali için Anayasa
Mahkemesi’ne başvurabilmesi için iptali istenen kuralın davada uygulanacak
nitelikte bir kural olması gerekir. Davacının uyarma disiplin cezası almasına
neden olan 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 134. maddesi ile 136. maddesinin 1. fıkrasının
bakılan davada uygulanacak bir kural niteliğinde olduğu açıktır.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacı hakkında
Samsun Barosu’nun resen ve ... şikayetçi olduğu 05.08.2016 tarih ve
E.Srt:2016/10, K:2016/362 sayılı olayda, ... facebook isimli sosyal paylaşım
sitesinde kendi sayfasında yapmış olduğu paylaşımın altına davacının “abi bunu
Yeni Baro mu yaptı ? Ben de mesela her hafta yalandan yere savunma veriyorum.
Bu ... denen bir şahıs var. Kaşındıkça bize çatıyor. Allahtan Başkanımız var.
Yoksa yanmıştık.” şeklinde yorum yazması üzerine Disiplin Kurulunca hakkında
başlatılan soruşturma sonunda muhakkik tarafından davacının ifadelerinin
Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları 4., 5., 26 ve 27. maddelerine aykırı
olduğu ve hakkında disiplin kovuşturması açılması gerektiği yönünde teklifte
bulunduğu yine ... davacı hakkında şikayetçi olduğu 09.09.2016 tarih ve
E.Srt:2015/78, K:2016/405 sayılı olayda; müşteki avukatın facebook isimli sosyal
paylaşım sitesinde “Samsun Avukatları İletişim Grubunda” paylaştığı fotoğrafın
altına davacının “Kanun kısmını biz zaten biliyoruz. Sen yokken biz çoktan
diplomayı almıştık. Komisyon kurmayla olmuyo bu işler. Bir sorumluluk
üstleniyorsan sorumluluğunun bilincinde ol. Birader hitap ederken de üslubuna
dikkat et. Herkesin okuduğu yerlerde kullandığın kelimelere dikkat et. Sen
kimsin ki bana ismimle hitap ediyorsun. İki kitap okudun yönetime de girdin
diye kendini padişah mı zannettin. Yapamayacağın işe de girme o zaman. Bundan
sonra göreceksin üslup nasıl oluyor.” şeklinde yorum yazdığı iddalarına ilişkin
açılan disiplin soruşturmasında muhakkik tarafından sunulan raporda davacının
ifadelerinin TBB Meslek Kuralları 5, 26, 27. maddelerine aykırılık teşkil
ettiği ve disiplin kovuşturması açılması teklifinde bulunduğu, belirtilen iki
olayın taraflarının ve hukuki nitelemelerinin aynı olduğundan bahisle
birleştirilerek kovuşturmanın 2016/30 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine
karar verildiği, Samsun Barosu Disiplin Kurulunun 22.03.2017 tarih ve K:2017/15
sayılı kararı ile eylemin TCK m.43 de yer alan zincirleme eylem kabul edilerek
uyarma cezasının kınama cezasına çevrildiği ve müştekinin delilleri tek taraflı
sunduğu ve Kurulca tespit edilemeyen atışmanın takdiri hafifletici sebep olarak
değerlendirilerek davacının 1136 sayılı Kanunun 135/1. maddesi uyarınca uyarma
cezası ile cezalandırılması üzerine davacı tarafından yasal süresi
geçirildikten sonra TBB’ne itirazda bulunulduğu ve Samsun Barosu Disiplin Kurulunun
22.03.2017 tarih ve K:2017/15 sayılı kararının iptali istemiyle de bakılan
davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti,
toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına
saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere
dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir” hükmüne yer
verilmektedir. “Hukuk devleti, insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyucu,
adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu sürdürmekle kendini yükümlü sayan,
bütün eylem ve işlemleri ile eşitlik ve hakkaniyeti gözeten devlettir. Bu
bağlamda, yasa koyucunun yasal düzenlemeler yaparken takdiri, sınırsız ve keyfi
olmayıp hukuk devleti ilkeleriyle sınırlıdır. Anayasa’nın 2. maddesinde yer
alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye göre,
yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya
ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel
olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem
içermesi de gereklidir. Yasa kuralı, ilgili kişilerin mevcut şartlar altında
belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde
öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmelidir. “Öngörülebilirlik şartı”
olarak nitelendirilen bu ilkeye göre yasanın uygulanmasında takdirin kapsamı ve
uygulama yöntemi bireyleri keyfi ve öngöremeyecekleri müdahalelerden koruyacak
düzeyde açıklıkla yazılmalıdır. Belirlilik, kişilerin hukuk güvenliğini
korumakla birlikte idarede istikrarı da sağlar.”
Yine Anayasanın 10. maddesinde yer alan “kanun önünde
eşitlik ilkesi” hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile
eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı
durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını
sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Maddenin son
fıkrası, Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde
eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda olduğunu vurgulamaktadır.
Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında ise,
“Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden
dolayı cezalandırılamaz.” denilerek “suçun kanuniliği” ilkesi; üçüncü
fıkrasında, “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla
konulur.” ifadesine yer verilerek “cezanın kanuniliği” ilkesi getirilmiştir.
Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi
uyarınca, hangi eylemlerin yasaklandığı ve bu yasak eylemlere verilecek
cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın
açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir. Kişilerin yasak
eylemleri önceden bilmeleri gerektiği düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak
ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır.
1136 sayılı Kanun’un 34. maddesinde “Avukatlar,
yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen,
doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği
saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince
belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.” hükmü yer almaktadır.
Anılan Kanunun 134. maddesinde bahsi geçen meslek kurallarının aynı Kanunun 34.
maddesinde belirtilen “Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kuralları”
olduğu noktasında tereddüt bulunmamaktadır. Hükümde ifade edilen meslek
kuralları; TBB’nin 8-9 Ocak 1971 tarihli IV. Genel Kurul toplantısında kabul
edilen ve 26 Ocak 1971 tarihli TBB Bülteninde yayınlanarak yürürlüğe giren
meslek kuralları olup, genel kurallar dahil avukatlara Yargı organları ve adli
mercilerle ilişkiler, meslektaşlar arası dayanışma ve ilişkiler, iş sahipleri
ile ilişkiler, Barolar ve TBB ile ilişkiler olmak üzere beş başlık halinde ve
toplam 48 ayrı meslek kuralına uygun davranma yükümlülüğü getirmektedir. Bu
kurallara uymama halinde de 1136 sayılı Kanunun anılan 134. maddesi hükmü
gereği bu Kanunun 135. maddesinde düzenlenen uyarma, kınama, işten çıkarma,
meslekten çıkarma cezalarının, 136. maddesindeki usulle uygulanabileceği sonucu
ortaya çıkmaktadır. Anılan Kanunun 158. maddesinin birinci fıkrası “Türkiye
Barolar Birliği Disiplin Kurulu ve barolar disiplin kurulları, gösterilen
delilleri, soruşturma ve duruşmadan edinecekleri kanıya göre serbestçe takdir
ederler.” ve ikinci fıkrası “Bu kurullar disiplin cezalarının verilmesinde;
avukatlık onurunu, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarını ve itibarını
korumak, mesleğin amaç ve gereklerine ve adalete uygun olarak yerine
getirilmesini sağlamak ilkelerini göz önünde tutarlar.” hükmünü ihtiva
etmektedir.
Bu durumda Kanunun “Disiplin Cezalarının uygulanacağı
haller” başlıklı 134. maddesinde; “Avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile
meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, meslekî
çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun
şekilde davranmayanlar hakkında bu Kanunda yazılı disiplin cezaları uygulanır.”
ve “Cezaların uygulanma şekli” başlıklı 136.maddesinin 1. fıkrasında; “Bu
kanunun avukatların hak ve ödevleri ile ilgili altıncı kısmında yazılı esaslara
uymıyanlar hakkında ilk defasında en az kınama, tekrarında, davranışın
ağırlığına göre, para veya işten çıkarma cezası ve 5 inci maddenin (a) bendinde
yazılı bir suçtan kesin olarak hüküm giyme halinde meslekten çıkarma cezası
uygulanır.” hükümlerinin Anayasaya aykırılığı sorunu doğmaktadır.
Yargının kurucu unsurlarından olan ve kamu hizmeti
gören avukatların uymakla yükümlü oldukları ve TBB’ce belirlenen 48 farklı
meslek kuralına uygun davranmama halinde ihlal fiiline karşılık hangi disiplin
cezası yaptırımı ile karşılaşacakları somut olarak 134. madde de yer almadığı
gibi cezaların uygulanma şeklini düzenleyen 136. maddenin 1. fıkrasında da bu
belirsizlik devam etmektedir. Hükümdeki “davranışın ağırlığına göre” ifadesi dikkate
alındığında ise ceza takdirinde ağırlaştırıcı nedenlerin somutlaştırılmaması ve
uygulayıcıların takdirine bırakılarak aynı fiillerin farklı ağırlıkta
cezalandırılması sonucunu doğuracaktır. Bu durum Anayasamızın 2. maddesinde
düzenlenen Hukuk Devleti ilkesinin unsurlarından olan belirlilik ve
öngörülebirlik ilkeleri ile bağdaşmayacağından anılan hükmün Anayasaya aykırı
olduğunun kabulü gerekmektedir. 1136 sayılı Kanunun 158. maddesinin 2.
fıkrasında yer alan ve Barolar Disiplin Kurulları ile Birlik Disiplin Kuruluna
disiplin cezalarının verilmesinde; avukatlık onurunu, düzen ve gelenekleri ile
meslek kurallarını ve itibarını korumak, mesleğin amaç ve gereklerine ve
adalete uygun olarak yerine getirilmesini sağlamak ilkelerini göz önünde
tutarlar hükmü; öngörülebirlik ve belirlilik ilkelerinin güvencesi olamayacağı
gibi uygulamada Baro Disiplin kurullarının aynı eyleme farklı cezai müeeyyide
getirmesini de kaçınılmaz kılacaktır. Bu bağlamda Anayasanın 10. maddesinde
düzenlenen “kanun önünde eşitlik ilkesi” de ihlal edilmiş olmaktadır. Yine
hangi fiile karşılık hangi cezanın uygulanacağı, soruşturma konusu fiilin
ağırlığının hangi somut ölçü doğrultusunda belirleneceğinin disiplin
kurullarının takdirine bırakılmış olması da Anayasanın 38. maddesindeki kanunilik
ilkesine aykırıdır. Ayrıca suç sayılan fiilerin (Meslek Kurallarına aykırı
hareket) TBB’ce meslek kurallarında değişiklik yapılması durumunda değişecek
veya yeni suç tanımlanmış olacağından, bu durumda kanunilik ilkesine aykırı
olacaktır.
Anayasa Mahkemesinin 4.6.1937 tarihli ve 3201 sayılı
Emniyet Teşkilat Kanunu’nun 83. maddesinin birinci cümlesinin Anayasaya aykırı
olduğundan iptaline karar verdiği 13.01.2016 tarih ve E:2015/85 K:2016/3 sayılı
karar gerekçesinde; Anayasanın 38.maddesinin; “Anayasa’nın 38. maddesinde idari
suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından, her
ikisi de bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. Adli ve idari suçlarda davranış
normlarına aykırı ve haksızlık teşkil eden bir fiille, kanun koyucunun koruma
altına aldığı bir hukuki değerin ihlali söz konusu olup adli ve idari cezaların
her ikisi de cebir içermektedir. Korunan hukuki değer ile ihlalin neden olduğu
hukuki sonuçların aynı olmaması ise, idari suç ve cezalar ile adli suç ve
cezalar arasındaki temel farklılığı oluşturmaktadır. Adli para cezalarından
daha yüksek miktarlarda idari para cezalarının verilebilmesine olanak tanıyan
düzenlemeler de bulunmakla birlikte adli suçlar için öngörülen cezaların idari
suçlar için öngörülen cezalardan genellikle daha ağır olması, hürriyeti
bağlayıcı cezaların kural olarak adli suçlar yönünden geçerli olabilmesi, idari
suçlarda kanun koyucunun daha az önem atfettiği bir hukuki değerin ihlal
edilmesi ve öngörülen yaptırımın da genellikle idari bir makam tarafından idari
usuller izlenerek uygulanması nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesindeki ilkelerin
aynı boyut ve kapsamıyla idari suçlara da uygulanması, işin mahiyetine uygun
düşmemektedir. Bu bağlamda, yasama organının ağır işleyen yapısı ile ekonomik
ve teknik hayatın hızla değişen ve gelişen şartları gözetilerek, suç ve
cezalarda kanunilik ilkesinin idari suçlar yönünden daha esnek uygulanması
gerekmektedir. Buna karşılık, “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin daha esnek
uygulandığı idari suçlar yönünden de suç ve cezalara ilişkin düzenlemelerin
yalnızca kanun metninde yer alması yeterli değildir. Anayasa Mahkemesinin
14.1.2015 tarihli ve E.2014/100, K.2015/6 sayılı kararında da vurgulandığı
üzere, söz konusu düzenlemelerin içerik bakımından da belirli amacı gerçekleştirmeye
elverişli olması gerekir. Bu açıdan kanunun metni, bireylerin hangi somut fiil
ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir
açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış
olmalıdır. Bu nedenle, belirli bir kesinlik içinde kanunda hangi fiile hangi
hukuksal yaptırımın bağlandığının bireyler tarafından bilinmesi ve eylemlerin
sonuçlarının öngörülebilmesi gerekir. Disiplin cezaları, kamu hizmetlerinin
gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacıyla öngörülmüş, yapma veya yapmama
biçiminde beliren davranış kurallarının ihlali hâlinde uygulanan, yasal olarak
düzenlenmiş idari yaptırımlardır. Kamu hizmetlerini yürütenlerin görev, yetki
ve sorumlulukları kamu hizmeti ve hizmet gerekleri ile sınırlandırılmış, bu
sınırlar dışına çıkanların ise disiplin cezaları ile cezalandırılmaları ilgili
kanunlarda öngörülmüştür.” şeklinde tanımlandığı görülmektedir.
Bu durumda; 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 134.
maddesinde; “Avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına
uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, meslekî çalışmada görevlerini
yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar
hakkında bu Kanunda yazılı disiplin cezaları uygulanır.” hükmü ile aynı Kanunun
136. maddesinin 1. fıkrasında; “Bu kanunun avukatların hak ve ödevleri ile
ilgili altıncı kısmında yazılı esaslara uymıyanlar hakkında ilk defasında en az
kınama, tekrarında, davranışın ağırlığına göre, para veya işten çıkarma cezası
ve 5 inci maddenin (a) bendinde yazılı bir suçtan kesin olarak hüküm giyme
halinde meslekten çıkarma cezası uygulanır.” hükmünün Anayasanın 2., 10. ve 38.
maddelerine aykırı olduğu kanaatiyle, anılan kanun hükümlerinin iptali için
Anayasa Mahkemesine başvurulması gerekmiştir.
1- Anayasanın 152. maddesi uyarınca 1136 sayılı
Avukatlık Kanunu’nun 134. maddesi ile 136. maddesinin 1. fıkrasının iptali
istemi ile resen Anayasa Mahkemesine itiraz yolu ile müracaat edilmesine ve bu
hükmün iptalinin istenilmesine,
2- 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 40. maddesi uyarınca
A- Başvuru kararının aslı ile tutanağın ve dava
dosyasında yer alan evrakın onaylı birer örneğinin oluşturulacak dizi listesine
bağlanılarak bir dosya halinde Anayasa Mahkemesine gönderilmesine,
B- Başvuru dosyasının Anayasa Mahkemesine tebliğinden
itibaren beş ay beklenilmesine, bu süre içinde karar verilmezse işbu davanın
yürürlükteki hükümlere göre (Anayasa Mahkemesinin kararı esas hakkında karar
kesinleşinceye kadar gelirse Anayasa Mahkemesi hükmüne uyulması koşuluyla)
sonuçlandırılmasına,
3- Bu kararın birer örneğinin taraflara tebliğine,
07.02.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2018/30
Karar Sayısı : 2018/94
Karar Tarihi : 25/9/2018
R.G. Tarih – Sayı :
30/11/2018 – 30611
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Samsun 2. İdare
Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 19/3/1969 tarihli ve 1136
sayılı Avukatlık Kanunu’nun;
A. 2/5/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun’un 65. maddesiyle
değiştirilen 134. maddesinin,
B. 136. maddesinin birinci fıkrasının,
Anayasa’nın 2., 10. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek
iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Avukat olan davacının meslek
kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunduğu gerekçesiyle baro disiplin
kurulu tarafından verilen uyarma cezasının iptali talebiyle açtığı davada,
itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali
için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 134. ve 136.
maddeleri şöyledir:
“Disiplin Cezalarının uygulanacağı haller:
Madde 134- (Değişik : 2/5/2001 - 4667/65 md.)
Avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına
uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, meslekî çalışmada görevlerini
yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar
hakkında bu Kanunda yazılı disiplin cezaları uygulanır.”
“Cezaların uygulanma şekli:
Madde 136 – Bu kanunun avukatların hak ve ödevleri ile ilgili
altıncı kısmında yazılı esaslara uymıyanlar hakkında ilk defasında en az
kınama, tekrarında, davranışın ağırlığına göre, para veya işten çıkarma cezası
ve 5 inci maddenin (a) bendinde yazılı bir suçtan kesin olarak hüküm giyme
halinde meslekten çıkarma cezası uygulanır.
Beş yıllık bir dönem içinde iki veya daha çok defa disiplin
cezasını gerektiren davranışta bulunan avukata her yeni suçu için bir
öncekinden daha ağır ceza uygulanır.
Bir defa işten çıkarılan avukat, beş yıllık dönem içinde bu
kanunun altıncı kısmındaki kurallara aykırı davranışta bulunursa meslekten
çıkarılır.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü
ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz
AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan
GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 15/3/2018
tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak
kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür.
2. Anayasa’nın 152. ve 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine
göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun
veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde
veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu
kanısına varması durumunda bu hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya
yetkilidir. Ancak bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine
başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir
davanın bulunması, iptali istenen kuralın da o davada uygulanacak olması
gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde
ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da
olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.
3. Başvuru kararında 1136 sayılı Kanun’un 4667 sayılı Kanun’un 65.
maddesiyle değiştirilen 134. maddesi ile 136. maddesinin birinci fıkrasının
iptali talep edilmiştir.
4. Bakılmakta olan davada iptali talep edilen uyarma cezası,
davacının sosyal paylaşım sitesinde yer alan ifadelerinin Türkiye Barolar
Birliği Meslek Kurallarının 4., 5., 26. ve 27. maddelerine
aykırı olduğundan bahisle verilmiştir. Bu bağlamda 134. maddede yer alan “Avukatlık
onuruna, düzen ve gelenekleri ile…”, “…meslekî çalışmada
görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde
davranmayanlar…” ibareleri ile kınama, para veya işten çıkarma
cezalarının uygulanma şekli hakkında 136. madde davada uygulanacak kural
değildir.
5. 134. maddede yer alan “…uymayan eylem ve davranışlarda
bulunanlarla…”, “…hakkında bu Kanunda yazılı disiplin cezaları
uygulanır.” ibareleri davada uygulanacak kural olmayan ibareler
yönünden de ortak kural olduğundan esas incelemenin “…meslek
kurallarına…” ibaresiyle sınırlı olarak yapılması gerekmektedir.
6. Açıklanan nedenlerle 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık
Kanunu’nun;
A. 2/5/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun’un 65. maddesiyle
değiştirilen 134. maddesinin:
1. “Avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri
ile...” ve “...meslekî çalışmada görevlerini yapmayan veya
görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar...” ibarelerinin
itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı
bulunmadığından bu ibarelere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği
nedeniyle REDDİNE,
2. Kalan bölümünün esasının incelenmesine, esasa ilişkin
incelemenin “…meslek kurallarına…”ibaresi ile sınırlı olarak
yapılmasına,
B. 136. maddesinin birinci fıkrasının itiraz başvurusunda bulunan
Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından bu fıkraya
ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
7. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Berrak YILMAZ tarafından
hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan
Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü.
A. İtirazın Gerekçesi
8. Başvuru kararında özetle, avukatların uymakla yükümlü oldukları
meslek kurallarına uygun davranmama hâlinde hangi fiillerinin hangi disiplin
cezaları ile cezalandırılacağının Kanun’da belirlenmediği, kuralın hukuk
devleti ilkesinin unsurlarından olan belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri
ile bağdaşmadığı, soruşturma konusu fiilin ağırlığının belirlenmesinin disiplin
kurullarının takdirine bırakıldığı, bu nedenle aynı fiile farklı müeyyide
uygulanmasının mümkün olduğu, bunun kanunilik ve eşitlik ilkesine aykırı olduğu
belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., ve 38. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
B. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
9. İtiraz konusu kuralın yer aldığı maddede disiplin cezalarının
uygulanacağı hâller düzenlenmiştir. Maddede; avukatlık onuruna, düzen ve
gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla
mesleki çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe
uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu Kanun’da yazılı disiplin cezalarının
uygulanacağı hüküm altına alınmaktadır. İtiraz konusu kural maddede yer
alan “…meslek kurallarına…” ibaresidir.
10. Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk
devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun
olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her
alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya
aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve
yargı denetimine açık olan devlettir.
11. Hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri belirliliktir.
Belirlilik ilkesi; bireylerin hukuk kurallarını önceden bilmeleri, tutum ve
davranışlarını bu kurallara göre güvenle belirleyebilmeleri anlamını
taşımaktadır. Belirlilik ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil daha geniş
anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Bir başka deyişle hukuk
kurallarının belirliliğinin sağlanması yalnızca kanunla düzenleme yapılması
anlamına gelmemektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir
ve öngörülebilir olması koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici
işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Hukuki belirlilik ilkesinde
asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde
öngörülebilir olmasıdır.
12. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında “Kimse,
...kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.”
denilerek suçun kanuniliği, üçüncü fıkrasında da “Ceza ve ceza
yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.” denilerek cezanın
kanuniliği ilkesi getirilmiştir. Anayasa’da öngörülen suçta ve cezada
kanunilik ilkesi, ceza hukukunun da temel ilkelerinden birini oluşturmaktadır.
Suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin suç sayıldığının ve
bu fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak bir şekilde
kanunda gösterilmesi; kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması
gerekmektedir.
13. Gerek adli gerekse idari suçlarda, davranış normlarına aykırı
ve haksızlık teşkil eden bir fiille kanun koyucunun koruma altına aldığı bir
hukuki değerin ihlali söz konusu olduğundan her iki suç türü arasında büyük
benzerlikler bulunmaktadır. Adli suçlarla idari suçlar arasındaki fark, esas
itibarıyla nicelik yönünden olup adli suçlardaki haksızlık içeriği idari
suçlara nazaran daha yoğundur. Öte yandan adli suçlar karşılığında öngörülen
yaptırımlar idari suçlardan farklı olarak hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektirse
de her iki alanda öngörülen yaptırımlar yoğun maddi cebir içermektedir. Bu
nedenle Anayasa’nın 38. maddesinde öngörülen ilkelerin idari suçlar yönünden de
uygulanması gerekmektedir.
14. Bununla birlikte idari suçlarda kanun koyucunun daha az önem
atfettiği bir hukuki değerin ihlal edilmesi nedeniyle hürriyeti bağlayıcı ceza
dışında bir yaptırımın öngörülmesi karşısında Anayasa’nın 38. maddesindeki
ilkelerin aynı boyut ve kapsamıyla idari suçlara da uygulanması işin mahiyetine
uygun düşmemektedir. Bu bağlamda yasama organının ağır işleyen yapısı ile
ekonomik ve teknik hayatın hızla değişen ve gelişen şartları gözetilerek suç ve
cezalarda kanunilik ilkesinin idari suçlar yönünden daha esnek uygulanması
gerekmektedir.
15. Anayasa Mahkemesi kararlarında vurgulandığı üzere disiplin
suçunun kanunda belirlenerek karşılığında bir disiplin cezasının gösterilmiş
olması yeterli olup suç sayılan eylemler ve cezası kanunda gösterildikten sonra
yasama organının uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin konularda alınacak
önlemlerin kamu hizmetlerinin ve toplumsal ihtiyaçların değişkenliği
çerçevesinde duyulan gereksinmelere uygunluğunu sağlamak amacıyla yürütme
organına yetki vermesi idari kararlarla suç ihdası ve dolayısıyla kanunilik
ilkesinin ihlali anlamına gelmemektedir.
16. Disiplin cezaları, kamu hizmetlerinin yürütülmesi ve kamu
yararının devamlılığının sağlanması amacıyla yasal olarak düzenlenmiş idari
yaptırımlardır. Kamu hizmetlerini yürütenlerin görev anlayışları, yetki ve
sorumlulukları kamu hizmeti ve hizmet gerekleri ile sınırlandırılmış; bu
sınırlar dışına çıkanların ise disiplin cezaları ile cezalandırılmaları ilgili
kanunlarda öngörülmüştür.
17. Avukatlarla ilgili disiplin cezaları 1136 sayılı Kanun’un 135.
maddesinde, uyarma, avukatın mesleğinin icrasında daha dikkatli davranması
gerektiğinin kendisine bildirilmesi; kınama, mesleğinde ve davranışında kusurlu
sayıldığının avukata bildirilmesi; on bin liradan yüz elli bin liraya kadar para
cezası; işten çıkarma, avukatın veya avukatlık ortaklığının üç aydan az ve üç
yıldan fazla olmamak üzere mesleki faaliyetlerinin yasaklanması ve meslekten
çıkarma, avukatlık ruhsatnamesinin geri alınarak avukatın adının baro
levhasından silinmesi ve avukatlık unvanının kaldırılması şeklinde
belirlenmiştir.
18. Disiplin cezalarının uygulanma şekli ise Kanun’un 136.
maddesinde düzenlenmiştir. Maddede, Kanun’un avukatların hak ve ödevleri ile
ilgili altıncı kısmında yazılı esaslara uymayanlar hakkında ilk defasında en az
kınama, tekrarında davranışın ağırlığına göre para veya işten çıkarma cezası ve
5. maddenin (a) bendinde yazılı bir suçtan kesin olarak hüküm giyme hâlinde
meslekten çıkarma cezası uygulanacağı; beş yıllık bir dönem içinde iki veya
daha çok defa disiplin cezasını gerektiren davranışta bulunan avukata her yeni
suçu için bir öncekinden daha ağır ceza uygulanacağı ve bir defa işten
çıkarılan avukatın beş yıllık dönem içinde bu Kanun’un altıncı kısmındaki
kurallara aykırı davranışta bulunursa meslekten çıkarılacağı hüküm altına
alınmaktadır.
19. Bir kamu hizmeti olarak kabul edilen avukatlık mesleğinin
ortak değerlere sahip olmasının aynı zamanda kamu menfaati gereği olduğunda
kuşku yoktur. Bu bağlamda mesleğin ifasına yönelik gözönüne alınması gereken
temel değerleri ifade eden avukatlık mesleği kuralları çeşitli uluslararası
metinlere de konu olmuştur. “Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler
(Havana Kuralları)”, “Avrupa Birliği Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki
Özgürlükler Hakkına 9 Numaralı Tavsiye Kararları”, “Birleşmiş Milletler Yargı
Bağımsızlığı Temel Prensipleri”, “Uluslararası Avukatlar Birliği Morelia
Şartı”, “21. Yüzyılda Avukatlık Meslek Kurallarına Dair Turin İlkeleri” bu
konudaki başlıca örneklerdir. Söz konusu uluslararası metinlerde avukatlık
mesleğine yönelik genel kabul gören mesleki etik kuralları belirlenmiştir.
20. Avukatların hak ve ödevleri ile yükümlülükleri Kanun’un
muhtelif maddelerinde düzenlenmiştir. Avukatlar ayrıca Kanun’un 34. maddesine
göre yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen,
doğruluk ve onur içinde yerine getirmek, avukatlık unvanının gerektirdiği
saygı ve güvene uygun biçimde davranmak, Türkiye Barolar Birliğince belirlenen
meslek kurallarına uymakla yükümlü kılınmıştır.
21. Kanun’un 110. maddesinde “uyulması zorunlu meslek
kurallarını tespit ve tavsiye etmek” Türkiye Barolar Birliğinin
görevlerinden biri olarak belirlenmiş, 117. maddesinde ise “adaleti ve
mesleği ilgilendiren işler hakkında teklifte bulunmak, uyulması zorunlu meslek
kurallarını tespit etmek” Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulunun
görevleri arasında sayılmıştır. Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu, avukatlık
mesleğinin düzen ve geleneklerini korumak ve yüklediği görevleri tam olarak
yerine getirmek amacıyla avukatlarla ilgili meslek kurallarını beş bölüm elli
madde hâlinde belirlemiş ve Türkiye Barolar Birliği Bülteninde yayımlamıştır.
Yayımlanan bu meslek kuralları; avukatların meslekleriyle ilgili genel
kurallar, yargı organlarıyla ve adli mercilerle ilişkiler, meslektaşlar arası
dayanışma ve ilişkiler, iş sahipleriyle ilişkiler ve avukatların barolarla ve
Türkiye Barolar Birliği ile ilişkileri hakkında ayrıntılı düzenlemeler
içermektedir. Kanun koyucunun avukatlık mesleğine
ilişkin genel kurallara Kanun’da yer verdikten sonra meslek kuralları hakkında
özel olarak ayrıntılı düzenlemeler yapma konusunda Türkiye Barolar Birliğini
yetkilendirdiği anlaşılmaktadır. Her somut olayın özelliğine göre farklı
şekilde tezahür edebilecek olan meslek kurallarına aykırılık teşkil edebilecek
durumları sınırlı sayma yöntemiyle kanun metninde tek tek belirlemek mümkün
olmadığı da dikkate alındığında Kanun’la verilen yetki çerçevesinde Türkiye
Barolar Birliği Genel Kurulu tarafından kabul edilmek suretiyle oluşturulan, yayımlanmak
suretiyle herkes tarafından ulaşılabilir kılınan ve uluslararası alanda da
genel kabul gören meslek kurallarının belirsiz olduğu söylenemez.
22. Anayasa’nın 135. maddesinin birinci fıkrasında kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşlarının; belli bir mesleğe
mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, meslekî faaliyetlerini
kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak,
meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü
ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlâkını korumak maksadı ile
kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen
usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleri
oldukları belirtilmiştir.
23. Anayasa’nın 135. maddesinde belirtilen kamu kurumu niteliğinde
bir meslek kuruluşu olan Türkiye Barolar Birliğinin meslek mensuplarının
birbirleriyle ve halkla olan ilişkilerinde dürüstlük ile güveni hâkim kılmak
üzere meslek disiplinini korumak maksadıyla meslek kuralları belirlemesi,
Anayasa’nın 135. maddesinde belirtilen meslek disiplinin korunması yönünde
meslek kuruluşlarına verilen görevin bir tezahürü olarak görülebilir.
24. İtiraz konusu kural gereğince söz
konusu meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlar hakkında Kanun’un 135.
maddesinde yazılı disiplin cezaları uygulanacaktır. Kanun’un
158. maddesine göre Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu ve barolar disiplin
kurulları gösterilen delilleri, soruşturma ve duruşmadan edinecekleri kanıya
göre serbestçe takdir ederler. Bu kurullar; disiplin cezalarının verilmesinde
avukatlık onurunu, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarını ve itibarını
koruma, mesleğin amaç ve gereklerine ve adalete uygun olarak yerine
getirilmesini sağlama ilkelerini gözönünde tutarlar.
25. Ayrıca Kanun’un 157. maddesinde disiplin kurulu kararına karşı
itiraz usulü düzenlenmiştir. Buna göre Cumhuriyet savcısı ve ilgililer, tebliğ
tarihinden itibaren otuz gün içinde disiplin kurulu kararlarına karşı Türkiye
Barolar Birliği Disiplin Kuruluna itiraz edebilirler. Türkiye Barolar Birliği
Disiplin Kurulu, inceleme konusu kararın onanmasına veya kovuşturmanın
derinleştirilmesi için kararın bozularak dosyanın ilgili baroya gönderilmesine
karar verebileceği gibi yeniden incelemeyi gerektirmeyen hâllerde uygun
görmediği kararı kaldırarak işin esası hakkında karar verebilir veya verilmiş
olan kararı düzelterek onaylayabilir. Türkiye Barolar Birliği Disiplin
Kurulunun itiraz üzerine verdiği kararlar Adalet Bakanlığına (Bakanlık)
ulaştığı tarihten itibaren iki ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya
karar onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Bakanlık; uygun bulmadığı
kararları bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye
Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu kararlar, Türkiye Barolar
Birliği Disiplin Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde
onaylanmış, aksi hâlde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği
tarafından Bakanlığa bildirilir. Şu kadar ki uyarma, kınama ve para cezasına
ilişkin kararlar kesin olup Bakanlığın onayına tabi değildir. Kanun’un 8.
maddesinin altıncı ve yedinci fıkraları hükümleri burada da kıyasen uygulanır.
8. maddede adayların avukatlığa kabul isteminin reddi veya kovuşturma sonuna
kadar beklenmesine dair karara itiraz düzenlenmekte olup maddenin altıncı ve
yedinci fıkralarına göre Bakanlığın verdiği kararlara karşı Türkiye Barolar
Birliği, aday ve ilgili baro; Bakanlığın uygun bulmayıp bir daha görüşülmesi
için geri göndermesi üzerine Türkiye Barolar Birliğince verilen kararlara karşı
ise Bakanlık, aday ve ilgili baro idari yargı merciine başvurabilir. Barolar,
kesinleşen kararları derhâl yerine getirmeye mecburdurlar.
26. Bu bağlamda disiplin kuruluna verilen yetkinin somut olayın
özelliklerine, eylemin ağırlığına, oluşan zararın büyüklüğüne göre kamu yararı
ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılması yanında işlenen disiplinsizlik
eylemi ile tayin edilen disiplin cezası arasında adil bir dengenin
gözetilmesine yönelik gerekli mekanizmaların da kurulduğu dikkate alındığında
itiraz konusu kural kapsamında verilecek disiplin cezaları bakımından keyfî
yorum ve uygulamalara karşı hukuki güvencenin sağlandığı anlaşıldığından itiraz
konusu kuralda hukuk devleti ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
27. Diğer taraftan kuralın
suç ve cezalarda kanunilik ilkesinin daha esnek uygulanması gereken disiplin
suçuna ilişkin olması ve Türkiye Barolar Birliğinin meslek disiplinini koruması
yönündeki Anayasa’nın 135. maddesinde belirtilen görevi de dikkate alınarak
Kanun’da disiplin suçu ile cezasının gösterilmesinden sonra suça vücut verecek
meslek kurallarının Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu tarafından
belirlenmesinin suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırılık oluşturmadığı
sonucuna ulaşılmıştır.
28. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın
2. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 10. maddesiyle ilgisi
görülmemiştir.
IV. HÜKÜM
19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 2/5/2001
tarihli ve 4667 sayılı Kanun’un 65. maddesiyle değiştirilen 134. maddesinde yer
alan “…meslek kurallarına…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve itirazın REDDİNE 25/9/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
Engin YILDIRIM
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Recep
KÖMÜRCÜ
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin
GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki
HAKYEMEZ
```